TEBDER
ONLİNE KURS

BU MU DUNYA





TEB-DER

Tokat Ehli Beyt Derneği
Eğitim Yayınları
ŞİİR SERİSİ
TEMMUZ 2011
SERİ:906005201144
YAZAR: ERKAN YAZARGAN
DAĞITIM: TEB-YAYIN DAĞITIM
KİTABIN ADI: BU MU DÜNYA (ÜÇÜNCÜ KİTAP)
ADRESİ: TOKAT
SAYFA ADEDİ: 184
DAĞITIM ADEDİ: 250.000
 
BU MU DÜNYA                    “Korkağa İthafen”
 
Tatmin, çıkar, eğlence, para
Günümüzün değerleri
Erdemler masallarda hikâyelerde
Özgür düşünceden bahsetme
Köşeler tutan tutmuş
Referansın yoksa yaşama
Çal, dolandır, kandır, yol,
Sonra affettirirsin kendini
Paran kadar adamsın
Bankada ne kadar kredin varsa
İşte senin değerin
Adam olsaydın paran olurdu
Azizlerden hiç bahsetme
Geçmişte kalan ne varsa
Kime ne fayda
Akrobat olmalısın
Takla atmalısın
Perendede uzman, amutta profesyonel
Cambaz olmalısın
Önce yanındaki arkadaşının
Ayağını kaydırmalısın
Engellemek için çırpınmalısın
Çatlamalısın ilerlediğini görünce
Cebin para dolunca unutursun
Yoksa yarı yolda kalırsın
Başkaları geçer seni
Tatmin edemezsen partnerini
Cep telefonları hazır
Anında gelir sıradaki
 
Düşünce inanç ideal
Hem komik, hem yalan
Sen dolandırıcılığı öğren
Okumana ne hacet
Cepçiler, dilenciler daha rahat
Mutlaka öğrenmelisin
Yalamacılığı
Zayıf noktarını bulmalısın
Kandırmalısın
Övülmeyi pek severler
Aslansın, bir tanesin, büyüksün
İyi ki doğdun!
Herkesi her şeyi aşağıla
Ne kadar aşağılık olsan da
Dini kullan, inançları sömür
Maskelerin çok olsun
Adamına göre şerbet ver
Nabız ölçmeyi bil
Fırıldaklığın kursuna git gerekirse
Utanmaz olmanın, yüzü kızarmamanın.
Namussuzluk örneğin
En namussuzu sen olmalısın
Gerekirse herkesi satmalısın
“Acıma kimseye babana bile
Harca insanları anında
Fakirin gözünün yaşına bakma
Önce onu soy donuna kadar
Gebersin! Adam olsaydı fakir olmazdı. Zaten.”
Arkadaşlarını zenginlerden seç
Çulsuzla ne işin olacak
Deri yüzmeyi öğren
İlik emmeyi, kan içmeyi becer
Kurutuncaya kadar çek.
 
Neyine küfredilirse edilsin
Duymazdan gel, gülüp geç
Kötü zamanına gelmiştir de
Morali düzelince geçer
Sen işine bak, verene kul ol
Köle ol! İt ol!
Ne olursan ol, zengin ol!
Şeref, haysiyet, onur nene gerek
Kaç para eder ki bunlar
Beş para etmez. O halde
Ne gerek var?
Para etmeyen şeylerle uğraşmaya
Aklını kullan, şeytan ol!
Külahını ters giydir, elalemin
Susuz getir dereden
İhbarcı, iftiracı, düzenbaz
Soysuz, yolsuz, ahlaksız
Hırsız olmak hem kolay
Hem zahmetsiz.
Gözünü aç! Enayi misin sen?
 
                                                12.04.2011
                                                   TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
EDİRNE               “Öğrencilik yıllarına”
 
Edirne serhat şehri Selimiyeli
İstanbul’dan binince otobüse
İlk ayrılmam ailemden o zaman
Ön koltuklardan birinde
Alnı sivilceli, yaşlı, sarışın adam
Tüm Trakyalılar öyle sandım.
Akşam inince otogara
Kalacak yerim yok, yabancıyım, öğrenciyim
Elimde valiz
Ayşe Kadın’a doğru yaya
Solda bir lokanta, alacakaranlık
İşkembe çorbası, buzdolabın üstünde turşu
Meyhaneymiş meğer sonra fark ettim
Otel sordum, tarif ettiler
Bir saat kadar daha yürüdüm
On’a doğru, pahalı otelden sonra
Ucuz bir otel, çok eski ve bakımsız
Kambur sorumlusu, sonra boğazı kesilen
Üst katta bir oda
Döşeği sert, çarşafı sarımsı
Uyuyamıyorum, yerleşmeye çalışıyorum
Sabah erken, eğitim fakültesi
İlkokulun arkası
Yolun solunda demir kapı
Sarı boyanmış duvarı
Penceresinden Selimiye’nin minaresi
Yetmiş kişi bir sınıf
Arka sıralardayım, yanımda Mahmut
Bigalı
Önümüzde sarışın devrimci Selma
Ayağa kalkmayan Esat Bey sınıfa girince
Edebiyat hocamız Esat Can
“Edebiyat edebadan, oda edepten gelir
Eline, diline, beline sahip olmaktır.”
Öğretmeninize saygı göstermeyecek misiniz?
İlkokul mu hocam burası, kalkmayacağım.
 
Seçmeli dersim, resim
Beş filan öğrencisi olan, üst asma katta
Üçü kız, ikisi biz, Mahmut ve ben
Kantin içeride. Bahçesinde ahşap masalar
Girişte solda mektup masası ve ilanlar
 
Üç şerefeli Cami, minareleri birbirinden farklı
Bahçesinde Hurufilerin yakıldığı
Eski Cami devasa, kılıçlı hoca
Sarayiçi, Arda’yı geçince
Hemen arkasında Balkan Şehitliği
Gelmeden İbret Taşı’na
Merzifonlu’nun başının konulduğu
Şehitliğin diğer yüzü Eski Saray, harabe
İmarathane’ye gelmeden
Beyazit Külliyesi
Köprüden bakınca yine Selimiye
Selimiye’nin Kütüphanesi
Bahai Dergahı, yüksek duvarlar ardında
Bahçesinde kırmızı güller.
Karaağaç’a giderken Söğütlük
Mustafa Amca’nın bahçesi
Abdulkadir’in babası, emekli asker
Rüyama giren hala, tozlu yollar
Haşim Bey referansım
“O Hazreti Ömer’se, bende Hazreti Haşim.”
Bir türlü geçemediğim
Eğitime Giriş dersi, on iki kredimi yiyen
Erzincanlı hocası.
Özdinç Pasajı, Çağım Disko, Daktilocu Memet
Dünya Kitapevi, Efrahim zırto, Berber Halit
Orta kapıda şarküteri
Karslı Turgut, Alçıcı Osman
Batmanlı Mehmet, Militan Muzaffer
Çağrı fm, Dost Radyo
Halepçe posterli protesto
Sürekli satranç oynadığım pastane
Mustafa ağabey şimdi mühendis
Hayrettin ağabey, çıktı mı acaba?
 
Bu kadar tanıdıktan sonra
Tek ders sınavına gittiğim Edirne
Otelde ağırladı beni.
 
Erkan Yazargan
15.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 ASLA ANLAYAMAMAK            “Kapalı Kapılara”
 
Gülbeyaz. Değilmemiş. Hem naz, hem niyaz.
Gelgelelim ötesine geçmeden.
İhanet zorunluluktan veya intikam
Biriken kin patlaması
Tüm sınırları dağıtan
Bilir misin haza alışkın et
Boşalmadan, becerilemeden
Tırmandıran düz duvara
Hoca kızı. Hayatı baskı, örtü,  sınır dolu
Evde başka, dışarıda başka
Hangisine inanmalı. Ya kocası
Kısır adam, çocuk isteyen
Alıştıran kadını
Utanan veya korkan kendi varlığından
Yanmaktan, cezalandırılmaktan.
Açık olmalı, dolandırmamalı
Bir aile. Kadın hoca kızı, kocası hadım
Adam çocuk istiyor ama kendisini bilmiyor
Kadın başkasından çocuk yapıyor
Adam çocuk onun sanıyor.
On beş senedir evli
Yüzünü kapayan başka kadın
Gece yatarken utanarak hala
“Hadi yap!” Bitsin bir an önce.
Yaşamın tadı
Çıkar mı böyle
Hissedebilir mi?
İçindeki
İnsanı
İnsan yapanı.
Asla
 
28.05.2011
TOKAT
(semaha şiir kitabından)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İKİ KIZ, BİR OĞLAN “Benim olmayan çocuklara”
 
Bebek bezi bağlamayı bilirim, bilir misin?
Elinden tutup ana okuluna götürmeyi
Alışıncaya kadar yanında kalmayı
Gözlerinin içine bakmayı.
Ellerine taktığı oyuncak masanın
Bacaklarına. Takılıp düşünce burnunun üstüne
Kanayınca burnu
Üzülüp bende ağlamayı bilirim.
Halının üstünde emeklerken izlemeyi
İlk yürümesini, ayaklanmasını sevmeyi
Birlikte alışverişe gitmeyi
Poşetleri taşımak istemesini
Gücü yetmese de.
Acıkınca doyurmayı
Birlikte çizgi film izlemeyi.
Çekmecenin içine mutfaktan
Buldukları her şeyi yağı, baharatları
Nohut, kuru fasulye, pirinç ve saire
Üçü birlikte karıştırdıklarında kaşıkla büyü niyetine
Kızmamayı, hatta sevmeyi, temizlemeyi bilirim.
Bir bardaktan meyve suyu içmelerini pipetle
Üzerlerini değiştirmeye yardım etmeyi
Saçlarını taramayı
Banyo yaptırmayı
Bilirim.
 
15.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
SOFİA                   “Kadının ilahi kudretine”
 
Kadının yumurtladığını
Yumurtalarını da annesinden aldığını
Hep onları kullandığını
Gebelikten önce
Spermler akın edince, sadece birine
Yol verdiğini
Sonra içeriden sert bir duvar kurduğunu
Öğrenince
Hayretler içinde kalmıştım
Bir atımda yirmi beş milyon sperm
Ama sadece bir tane
Hayret değil mi?
Klitoris denen düğme
Uyarı düğmesi gibi uyaran
Bence ayrı bir mucize ve
On dakika daha geç boşalması
Çok kolay bir bilgi ama
Bilmeyene hayatı boyunca
Tatsız, tuzsuz bir yaşam
Bu gün söylemek istediğim
Kadının kendi kök hücresinden
Üreyebilmesi değil, erkeksiz
Bunu daha önce belirtmiştim
Asıl kelime “sofia”
Filo, bilmek olarak tanımlanır
Felsefe, filo ve sofia
“Sofia’yı bilmek” yani
Nedir peki bilinmesi bu kadar,
Değerli olan bilgi
Yine filozoflara göre
Sofia, tanrının dişil yönü.
 
09.06.2011
TOKAT
(Semaha Şiir kitabından)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BAKKALIN SIRRI “Mahallenin gizlerine”
 
Mahallenin bakkalı tanır
Tüm fahişeleri, isterikleri
Kime kimlerin geldiğini
Ne zaman hatta ne için
Çünkü “Bakkala gitmiştim.” demek
Hem kolay, hem şüphe doğurmaz
Uzun yol şoförleri ona sorar
Oda bulur, adres verir, gönderir
Çünkü bakkalın eline
Para ile birlikte not tutuşturmak kolaydır
Telefon numarası mesela.
Polis, jandarma yine ona sorar
Şu kişi kimdir, ne yapar?
Hatta bizim için çalışır mısın?
Tatmin olamayan kadında memnun
Veresiye yazdıran müşteride
İstihbaratta
Mahallenin çocukları da
Sen neymişsin be bakkal.
 
15.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
ÇIKAR ARTIK
                             "İnsanlığa İthafen"
 
Ey İnsanlık çıkar artık
Güneş gibi parlak
Işık saçan aydınlık pırıl, pırıl
Arı, duru, saf, temiz, şeffaf ve güler yüzlüleri
Elleri İsa'nın elleri,  nefesi Davut’un nefesi
Peygamberlerden nişaneleri var
Hepsinden ayrı haberleri
Ali'nin övündükleridir
Hüseyin'in âh’ının cevabı
Gözlerden yaşları silerler
Göğün kapıları açılır onlara,
Etrafında pervane melekler
Kuruturlar kör kuyunun karaağacını
Fidan, dal veremez bir daha asla
 
Bilgisizlik yok olur, zihinler dolu
Her sorunun doğru cevabı var
Dermansız dert kalmaz
Her derdin devası var
Acılar unutulmuş, gülümser yüzler
Herkesin gönlünde sevgiler var
Çamur kurumuş, bataklıklar
Üzerlerinde her çiçekten var
Cıvıltılar, gülmelerin sesleri
Dallarda meyveler, sofralar kurulu
Siyah diye bir şey yok
Her şey beyaz, beyazımsı, beyaza yakın, nurlu
Kötü söz, bağırma, kavga
Nedir kimse bilmiyor
Haset, kibir, kin, nefret, gurur
Geçmişte kalan hastalıklar
Savaş, barışa terk etmiş yerlerini
Bütün kaleler boşalmış
Her şey alabildiğine ortada
Kapılara kilit vuran
Etrafına duvar ören yok
Silahlar "elveda" demiş
Kapıda yok, duvarda yok
Esenlik yurdu bu yurt
Öyle nefis kokular, gençleştirir insanı
Düşman kalmamış herkes güvende
Canlar herkesin ortak malı
Birlik olmuş ikilikler
Bu günleri gösterdiniz
Teşekkürler gül yüzlüler
Ne anlamsızmış kavgalar
Kalp kırmalar, hor görmeler
Herkes bir diğerinin aynıymış
Fark eden tek kıyafetler
Derman oldunuz, iyileştirdiniz
Sardınız yaraları
Gösterdiniz, öğrettiniz gerçek doğruları
Hakk’ın sırrı bu mu?
"Siz bilmezsiniz, Ben bilirim."
Teşekkürler.
                             07.03.2011
                               TOKAT
(Şiirle Semah kitabından)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
MÜLTECİ KAMPI       “Hayal kırıklıklarına”
 
Liman kıyısında, kayalıkların orada
Barakalardan bozma, etrafı tel örgülü
Tek sıra dizilmiş konteynırlardan
Bazısının üstünde çanak anten
Üniformalı, mavili, beyazlı gardiyanlar
Sonra izin alan mültecilerle
Konuştum uzunca.
Şebekeye parayı verip
Bir limandan konteynıra dolup
Tıka basa yirmiye yakın
Sahte pasaportlu insan yığını
 
Ne varsa Avrupa da
Kendini O’na atmak isteyen
Ne umar, ne hayal ederse
 
Şimdi Türkiye
Kandırılmış, korkutulmuş yığınlar
Yaya geçebilir, nede olsa komşu.
Beyaz sivri çatılı, üzeri kırmızılı
Etrafı yine tel örgülü çadırlara
Kamplara doğru, “Bereket versin.” Yaz
Eşrefi mahlukat, ne zaman öğrenecek
İnsanca yaşamı
 
Öyledir. Her ülkenin kanunları vardır
Sahte bile olsa pasaportun olmalı
İltican kabul olsa bile
Mahkemen aylar sürer
Hatta bazısının yıllar
Düşünsene
Hapishaneden biraz iyice
Birde sınırda polise yakalananlar
Yola çıkar üç kafadar
Bulgaristan’dan içlere doğru
Macaristan sınırında gece
Rastgele öylesine. “Derken”
El fenerli adamlar ve köpekler
Koştururlar bunları
Yakayı verirler ele
Yolda kalmak mı bunun adı
Yoksa başkasının sınırına tecavüz mü?
 
Bir de mahkemede uydurmaları
“Yaşam hakkım yoktu.
Öldüreceklerdi beni ve ailemi.”
Konsolosluk önünde birkaç foto
“Ben de direnişçilerdenim, devrimciyim.
Kapitalist amca
Bana da para
Ülkem zindan, ülkem karanlık
Benim ülkem cehennem
Senin ülken ne güzel
Yollar aydınlık, ağaçlık, zengin
Kavga yok, senin ülkende
Savaş, kan, barut
Fitne girmemiş
Doğruca bize gelmiş
Kim göndermiş!”
Birleşmiş Milletler
Mültecilerden Sorumlu Yüksek Komiserliği
 
21.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
UYUM            “Çare arayana”
 
Uyum, bukalemun gibi değil
Suyun kabın şeklini alması
Başka konu
Bahsetmek istediğim
Denk gelmek köşesiz, pürüzsüz
Alış veriş olsa gerek
Çalmadan, çırpmadan
Doğruca yaşam
Şartı, dışarıdan tanımak
Az, çok
Ama gerçek
Zihninde sandığın, istediğin
Tahmin ettiğin, değil
Öylece olduğunca
Başka çaresi yok
 
25.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
ÇİN ÇİN “Gezmeyi Sevenlere”
 
Büyük imparatorlarıyla Çin
Zalim idareler, imparator karıları
Karılarla, kumaların kavgaları
Entrikaları, din ve inanç farkları
Artistleri, şairleri
Pusula, kağıt ve barut, keşifleri
İlk bankanın orada olması
Alman imparatoruna göre, sarı tehlike
Voltaire ve Leibnitze ilham veren hükümdarları
Geri kaldığı sanılan milletin
Porselenleri, işlenen fildişi
Dünyaya meydan okuyan
Mao’nun ülkesi.
Çin tarihini yaratan sülaleleri:
Hiya, Şang, Çeu, Han, Suey, Tang
Beş Sülale, Ming, Sing ve Devrim.
İsa’dan önce iki binden
Başlarsak. Yusuf ile Musa arası
Bir sülale ve
Mısırdaki
Büyük piramitlerden dört yüz yıl önce
İlk imparator Şuen,
Sel baskınlarında topraklarını yitiren
Halkın şikâyetleri üzerine
Nehirlerin yerini değiştiren
Dağları delen, tünelleri açan
Evine gelmeden on üç yıl uğraşan
 
Şi Hwang-ti ve Büyük Çin Seddi
Hunlara karşı
Yüksekliği yedi, genişliği yedi metre
İlk bölümü üç bin kilo metre
Dört milyon işçinin çalıştırıldığı
Kırk bininin dayanamayıp öldüğü
 
Ücralarında ahşap saraylar
Nehir savaşları, bilgeler
Yeşilin her rengi ve insan kalabalığı
İki bin beş’te görmüştüm
Muhteşem imparator sarayı
Gizli şehir ve bahçeleri
Onlarda kırmızıya düşkün bizim gibi
El yapımı dağ yolları
Japon kuşatması sırasında
Akla durgunluk veren işler.
Her şeyi yemeleri, yiyebilmeleri
İnsanın gözünün derinliklerine bakan halkı
En son babamın “Bizim Zeki” dediği Jackie Chan
Nede olsa her beş insandan biri Çinli.
 
                                                                   03.05.2011
                                                                     TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
TUTAN TILSIM       “Köyden kovulmuşlara”
 
Milletin hali, pür melali
Pohpohlamayı bırakalım
Anlı, şanlı, şerefli, kahraman!
Koyun gibi bir halktır bu halk
Teb’a olmaya dünden razı
Vur eline, al ekmeğini
Hangi kesimden olursa olsun
Tepkisiz, öylece duran, izleyen
Menfaat ilk seçenektir
Ondan sonra gelir, onur burada
Etliye, sütlüye karışmaz
Eline geçene sevinir, payından memnun
Ezberden başka bilmez
Bildikleri de hep yalan
Şii, Sünni, alevi fark etmez
Yobazlık hakimdir her yerde
Millet diyemeyiz. Yığın veya kalabalık daha çok
İnancında derinlik yok
Hissiyatı gelip geçici, balık hafızalı
Entrikanın her türlüsüne açık
Ama her ne hikmetse
Yüzyıllar boyunca
Böyle yaşayıp gider
Bir tutan var demek ki
Böyle tutmanın da,
Tılsımında, büyünün de…
Kovuldum mu köyünüzden?
 
23.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
ÜÇ  ANI                                    “Nineme İthafen”
 
Ninem ömrünün sonuna doğru
Alzheimer olmuştu yaşlılık işte
Her şeyi unutmuştu, üç şeyi asla
Birincisi kızı Şükriye halam
Altı yaşlarındayken yokluktan ölen
Küçücükmüş elleri
Merdivenleri süpürmeye çalışırken
Bakamadım kızıma, sarı saçları vardı
Gözlerimin önünde eridi gitti
Bu cümleyi sık tekrarlardı
Yokluk zamanı
Ot bile yoktu yemeye.
 
İkincisi depremde yarısı yıkılan
Babasından kalma konak
Konak dediğim gerçek
Ondan fazla odası olan
Dedem askere gidip
Hasta geldikten ve kısa süre sonra öldükten sonra
Üç erkek bir kız çocuğuyla
Kalmış tek başına
Evde yıkılınca yarıdan çok
Sığınmışlar yıkılmayan bir ucuna
Kimsesizlikten
Almışlar elinden bahçeleri, akrabalar
Mecburen evlenmiş bir başkasıyla
 
Üçüncü unutamadığı
Komşusunun oğlanları
Çok önceleri depremden de önce
Gelmiş iki jandarma
Almışlar oğlanları
Ermeniymiş komşular
Aşağıda Kelkit’in orda
Kireç köprünün yanında
Öldürüp atmışlar bir çukura
 
                                            15.04.2011
                                              TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
UYARI “Muhterislere”
 
Sabır taşı hani göğse veya
Karna bağlanan eski zaman
Ağrıları dindirmek için
Yokluk zamanı, taşı doğurur
Bir de taşın çatlaması.
Ülkemi, insanımı, doğayı bile
Böylesine zorlayan muhteris
Hırslı, gözü doymaz yani
Çatlatırsan, patlatırsan
Sana tam bir hafta veriyorum.
Dayanamazsın. Öyle dağılırsın
Tozunu bile bulamaz kimse.
Ağzından salyalar, burnundan sümükler
Saçarak sürüngen
İğrenç soy, pislik ve daha
Diğer
Bütün çirkinliklerin
Üstüme geldikçe
Emir vereceğim ve
Uçacaksın havaya
İşte o zaman bulacaksın
Ananı, ebeni
Senden öncekileri
 
26.06.2011
TOKAT
 
 
 








 
 
KATE VE LİSELİ KIZ          “Yağmura İthaf”
Yağmur damlası
Toprağa, taşa çarpınca çıkan ses
Gök gürültüsü
Kapı açmak gibi gıcırdayarak
Gök kuşağı yedi renk
Şırıltı, tıkırtı, gürültü
Rahatsız eden veya müzik
Huzur veren. Kız çocuğu neden
Camın kenarından sever
Yağmuru izlemeyi, yola bakmayı
Beklediği mi var?
Biriken sular akarken
Taşır gider, götürür çeri çöpü
En çok yıkaması
Yapraklara kadar ne varsa
Kaç itfaiye aracı, deposu
İşçisi başarabilir bu temizliği
 
Sulamasına ne demeli
Tarla, bahçe ayırt etmeden
Ağanın, zenginin tarlasını da
Ancak karnını doyurabilenin bahçesini de
Börtü, böcek, solucan
Nefes alan, hareket eden, büyüyen
Her canlı
Cansız taş, toprak temiz ve parlak şimdi
 
Önüne alıp giden veya sel suları
Dizginlemez, engellenemez
Adam yerine konulmazsa
Süpürüp giden ne varsa
 
William ile Kate bu gün evlendiler
Kaç sene birlikteydiler zaten
Düğüne karar verdiler
Beyaz atlı prens, prensesini aldı.
Masallarda anlatılan
Onlardan önce Fayed’e çarpmıştı fayton
Cesur Yürek: “Soy aslında İrlandalı”
Başka hanedanlar davetli
Kimi on dört karılı, kimi daha neler!
Anglo Saksonlar monarşiden memnunmuş
İstatistiklere göre
“Kraliçemiz çok yaşa!”
Hayale, fanteziye, Jules Werne’ye
İhtiyacı hala var demekki halkın.
Yağmur durdu.
İnsanlar yeniden çıkmaya başladılar
Şemsiyesiz koşuşturmadan
Yine gidiyorlar oradan oraya
Çatının altına giren
Liseli kız biraz ıslanmış
Çantasını başının üstüne koyarak
Okula doğru mu gidiyor?
Onunda gece veya gündüz hayallerinde
Beyaz atlı prens, beyaz gelinlik
Daha başka beyaz bir şeyler
Var mı?
Yoksa kan kanserine yakalanmış
Çernobil’den sonra içtiği çaydan
Haberi yok mu?
Saçları dökülecek
Akşam evde babası
Yine dövecek mi?
 
Gece on ikiden sonra
Kimse görmeden sessizce
Köşeye biriken çöpe dalıp
Pet şişe, karton, teneke
Toplayan adam, yüzü belli olmasa da
Her gece o saatte, orada
İlk zamanlarında daha utanarak
Şimdilerde az çok alışarak
Kendini alıştırarak, elle deşeleyerek
Aradıklarını bulunca, alınca
Bıraktıklarını ruhundan çöpe bırakınca
Kızı var mıdır? Acaba
Hayalleri olan, dizilere dalan
Kate’i gören, gülümseyen.
Biliyorsunuz değil mi?
Dünyanın yarısından çoğu hala
Aç ve yoksul
Bunları bildikten sonra neden ben
Neden şimdi?
Çıkamaz oldum insan içine
Utanıyorum evet hem de çok
Kate beni duyuyor musun?
Kaderine musallat bir cesur yürek,
Fayed bekliyor musun?
 
                                      
                                                   29.04.2011
                                                        TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
EVCİLİK OYUNU                  “Bilinçsize”
Hadi gel! Demokrasicilik oynayalım
Sen cumbaşkan ol! Ben başbaşkan
Şu belbaşkan, o kelbaşkan
Ama burası bana ait her zaman
Kimseye vermem.
Annem yemeğe veya
Banyoya çağırıncaya kadar.
Komşu mahallenin çocukları
Aralarında çete kurmuşlar
Sopa kimin elindeyse
Oymuş çetebaşkan.
Biriktirdiğimiz gazoz kapaklarını, bilyeleri
-Kimi camdan kimi demir –
Kaptırmayalım çetenin çocuklarına
Hadi gel evcilik oynayalım!
 
Hamile kalırsan bana ne?
Oyunbozanlık yapma, aldır çocuğu
Oyun bu eninde sonunda
Seni de çağırır annen başkan
Baban eve gelmeden
Yarınlara kalır artık.
Kaldığı yerden
Oyuna devam.
 
23.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DİL                    “Din tüccarlarına”
 
Anlamadığım dilden konuşup
Vaktimi çalmana kızıyorum.
Üç kelime oradan, beş kelime buradan
Karıştırmakta mahirsin.
Falcılardan beter
Haber verirsin gelecekten.
Çeksen elini yakamdan
İsteklerin bitse ve yok olsan.
 
Pir Sultanca, Yunusça
Beş yüz yıllık, bin yıllık
Arı, duru, anladığım dilden
Konuşmasını bilmiyor musun?
 
Herkesi mavi boncukla kandırırsın, yağcısın
Nasıl sömürüdür, iliklere kadar işleyen
İnsafsızlık sizinkisi
Aranızdaki gülüşmeleri görüyorum:
“Ama nasıl kandırdık.” Derken
Sata, sata bitiremedin
Yediğin lokma kimin
Boğazında kalmaz mı?
 
23.06.2011
TOKAT
 
 
 




PARADOKS                           “Döngüye ithaf”
 
… uzay üssünden bakalım bugün Dünyaya
Görebildiğimiz yüzü Anadolu
Avrupa solda, Ortadoğu sağda
Yukarısı Rusya
Oradan oraya giden insanlar
Kimi araçlı, kimi yaya.
Huzursuzluk nereden kaynaklı
Neden somurtuyor insanlar
Kimse memnun değil, öyle görünüyor.
Tarihe gidip savaşları, dalaşları
Görmeye gerek yok. Şimdi bile
Bir kargaşa, bir dava
Türlü kıyafetler, cinsler, topluluklar
Kendi aralarında bile
Yüksek sesle konuşuyorlar
Sessiz anlaşamıyorlar.
 
Su kenarı bir ağaç dibi, çimenlik
Oturmuş bir çift
Gençler
Elleri birleşik, gözlerinin içine bakıyorlar birbirlerinin
Doyamayarak, bıkmayarak.
Bir bebek yine. Ayaklarını, ellerini
Hareket ettiriyor, sırtüstü
Bize bakarak
Gözlerinin içi gülüyor
Kimseye bir şey söylemiyor.
 
Onları gördüğümüzü bilseler tamamı
Kendilerine çekidüzen verirler mi?
Veya
Televizyonda, tartışma programlarında
İzlendiklerini bile bile
Kavga edebiliyor, yaşlı profesörler
Alışkanlıktan mı?
Sokrates sorar:
“Avukatsın ve bilerek suçluyu savunacaksın
Yalan mı söylersin
Kurtarmaya mı çalışırsın?”
Fuzuli:
“Bütün şairler yalancıdır.” Der
Fuzuli doğrucuysa, şair değil midir?
Şair olduğuna göre, yalancı mıdır?
Bizi izleyen birileri var mı?
Bizden biri onlara el sallar mı?
 
                                                      20.04.2011
                                                         TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
“Kabul olmayacak duaya –Amin!- diyene.”
ÜREME
 
Hovardanın biri:

"Çoğalmak istiyorum, yayılmak
Her yeri kaplamak
Mümkünse her kadından birkaç çocuk
Doymak bilmiyorum bir türlü
Her şey tahrik ediyor beni
Saç, diş, don, gömlek, göğüs
Bir gülücük, kıvırma, işve ve naz
Elime geçse şöyle beş, on hatta
On beş ergen, gepegenç, taze
Harem kursam bedavadan
Her renkten, her ırktan
Dünyanın her yerine göndersem
Soyadımı taşıyanları
Yayılsam yayılabildiğimce
Biri çıksa, bana bu görevi verse
Dua ederdim ona sonsuzca
 
Ama çocukken
Çocuk parkında oynarken
Testislerimi kaptırmışım
Demir Ata, sızlamıştı oldukça
Tüh! Şimdi olmadı
İsteklerim hep boşa döndü
Nasıl olacak, üremem artık “insanlık”
Beni durduran kader
Seninde alacağın olsun!
Kandırdın, oyaladın, dolandırdın.
En baştan söyleseydin
Ben de böylesi hayaller kurmasaydım."
Görülmemiş rüyaya
Amin.
 
24.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
AŞK                   “Tanımlanamayan kelimelere”
 
Üzerine en çok üretilen
Şiirler ve diğer sanat eserleri
Aşktır istisnasız. Araştır istersen
İnsana özgü olup olmadığından
Allah’a ulaşıncaya kadar
Çöplükteki “mart kedileri” bile içindedir.
Kimyasal salgıların ağır basması
Hormonların hücrelere dolması
Sarhoş etmesi, aklı durdurması
Hatta sapıklaştırmasına kadar
 
Yunus’un arzusu Hak ile olmak
Romeo veya Kays yani deli.
Doğu ile Batıyı birbirinden ayıran
Bence en önce, aşk kelimesi;
Aşkı batılılar, psikolojik sapma
Normal olmayan, insana yakışmayan
Davranışlar bütünü olarak tanımlarken,
Doğuda aşk, en üstün erdem
İdealdir neredeyse.
Tutku, tapınma, seks veya uçukluk
Ortasını bulsak
Kurtulabilir miyiz?
Bir, iki damla çılgın
Üç, beş Damla erdem
Sıcak bir ortamda karışsa
Nasıl bir şey çıkar acaba
İşte böyle karman çorman
Bir şeydir “Aşk”
 
Erkan Yazargan
24.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
MEHTER MARŞI         “Tarih esirlerine”
 
Bir boks antrenörü:
“Ringin kıyısından çocuğa
-Hadi aslanım sen kahraman milletin çocuğu
Senin ataların cengâver, savaşçı-
Diye ne kadar gaz verdimse de
Darmadağın oldu çocuk
Nakavtla kaybettik
Canını zor kurtardık.
İyi çalışmış rakiplerimiz, Ukraynalılar.”
 
Mehter marşı da çalıyordu ama
Olmadı.
Bir türlü kendisini savunamadı
Gardı düştü önce
Sonra parçalandı suratı.
 
İkinci Mahmut’u hatırlarsınız – Gâvur Padişah-
Hatırlarsınız demeyelim, nerden hatırlayacaksınız
“Duymuşsunuzdur, okumuşsunuzdur” diyelim
Bektaşi dergâhları kitaplarına kadar
Yeniçeriler mezar taşlarına kadar
Kin, nefret ve hırsla imha edilince
-Kendi ayağına kurşun sıkmak,
Kendi ipini boynuna takmak gibi.-
Mehteranda “melun” ilan edilip
Dağıtılmıştı. Şimdilerdeyse nerdeyse
Her açılış, düğün, festival, bayram
Mehter takımsız makbul değil
Bir de semah ekibi
Paradoks mu, ironi mi, komedi mi?
“Geçti Bor’un pazarı
Sür eşeği Niğde’ye”
 
24.06.2011
T0KAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
MAKARNA           “Meydana toparlanmış acıkmışlara”
 
Çeşidi bol, mübarek makarna
“A” sı bol, kalın ses uyumuna uygun
Fiyonk, tel, burgu, kelebek, spagetti
İtalyanlarla Çinlilerin paylaşamadığı
Aslında Türkün ulusal yiyeceği
Kutsal makarna
Hakkâri’de deposu ateşe verilen
Paket paket alınmasa olmaz
Bekar evlerinin, öğrencinin göz bebeği
Sabah makarna, öğle ve akşam yine makarna
Makarnayı çok ama çok seviyoruz
Domatesli, peynirli, yumurtalı
Fıstıklı hatta
Her kılığa girer makarna
Fırını olur, çorbası da
Oruç tutanların sığınağı
Tok tutar adamı
Ye babam ye!
Âdem’in kabahati
Yaklaşmaması gerekirken
Yediği neyse ayva veya elma
Aslında buğday veya makarna
 
23.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BARİKAT         “Çıldırmış saldırgana”
 
Yolun sonu belliyse önceden
Eline geçmek varsa zalimin
Ve senin yüzünden, üstüne basılarak
Yükseltilecekse zorbalık
Alabildiğine kararlıysa eninde sonunda
Yok etmek istiyorsa zaten seni
Merdiven girişinden
Sokak başına
Kavşağın oradan, çıkışına yolun
Hazırım
Cesareti varsa
Oda benim gibi hazırsa
Gelsin
Kurdum barikatı
Teslim olmayacağım
Cesedimi bile teslim alamayacak
Silahım, bıçağım, dişim, tırnağımla direneceğim
Yaşasın barikat
 
25.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
TAKTİK “El ele gönül gönüle”
 
Hayatta kalmanın ilk şartı
Canlılığını sürdürmek için gerekli
Nefes, su ve gıda
Düşman hattının içinde kalmışsan
Can güvenliğin yoksa
Barınaksızsan
Gece yol almak, gündüz gizlenmek
Vücut ısını düzenli tutmak
Enerjini idareli kullanmak
Dost mevziiye ulaşmak için
Bütün diğer alternatiflerini
Sonraya bırakarak
İlerlemelisin ve
Hedefinden asla şaşmamalısın
 
Yardıma ihtiyacı olanların tümüne
Hazırım yardıma etimle, tırnağımla
 
Cephe içi mevziler düşman içinde
En son kullanılacak
En son tüketilecek
Haftalık program işletilecek
Çok sık iç görev değiştirilecek
Çocukları, kadınların, hastaların
Güvenliği sağlandıktan sonra
 
25.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
STRATEJİ “Coğrafyaya uygunluk”
 
Dağ, ova veya bataklık
Stratejinin üç temel coğrafyası
Yalnız adam dağda
Yaşayabilir kolayca.
Toplumsala uygun, yalnız kalamayan
Düz alan savunmasında.
Her ikisine de uyabilen
Bataklıkta kolay hareket eder
Carl von Clausewitz
Strateji dehası
Günümüzde bile geçerli “Savaş Tarihi”
 
Moral değerler, psikolojik saldırı
Suyun önünü düşmana kazma
Orman yangını, adam asmaca
Sırt sırta verirse iki dost
Görebilirler her yönü
Yalnız kalan adam
Yok olmasını bilmiyorsa
Yiyecektir sırtından kurşunu.
Savaş sanatının en kolay
Uygulanabilir olanı:
“Olduğun sanıldığı yerde olmamandır.”
Arayıp dursun düşman boşuna.
Boşaltılsın depolar.
 
25.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
HAREKÂT        “Kişilere”
 
Schwarzkopf, bildiğiniz Norman
Körfez Harekatının komutanı
Alman asıllı Amerikalı
Şişman sarışın.
Edward Ludwaik, hatırladınız
“Barış istiyorsan savaşa hazır ol!”
Paul Todd ve Jonathan Bloch, bildiniz
“Küresel İstihbarat” ın yazarları
Bizden birisi de Tuncay Baykara
“Türk Kültürü”
Amin Maulouf, peki
“Arapların gözünden Haçlı Seferleri”
Profesör Doktor Oktay Sinanoğlu
“İlerisi İçin” Ekim İki Bin Yedi
Vedii Evsal
“Casusluk Faaliyetleri ve Türkiye”
 
Adın kalmışsa, yazılmışsan, yazmışsan
Yazılacak bir şeyler bırakmışsan
Oda bir çeşit ölümsüzlük
“Karakafa’nın” babası büyük elçidir.
Pakistan, İran, Çin’i dolaşmıştır tanır
West Point’in namlısı, NATO’nun ünlüsü.
Bilim insanındır Oktay Bey
Her şeyle uğraşır.
Bilgi toplamak, ne olursa
Ayrı maharet
Yap sende bir şeyler
Boş durma.
 
25.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
HİDAYET     “Arayana, arınmışa”
 
Erdirme, ulaştırma, “hidayet”
Yine komşunun oğlu değil.
En üstün olana ulaşabilme
Onunla bağ kurabilme
Kurduğu bağı kuvvetlendirme
Asla vazgeçmeme, vazgeçememe
 
Musa’ya vahyeden Hak Teala
On büyük suç sayar
“Ey Musa ve bunları duyanlar
Kurtulmak istiyorsanız bağlarınızdan. Bunları asla
Yapmayın hatta yaklaşmayın
Yaparsanız, duymanıza rağmen
Ulaşamazsınız, ulaşılması gerekene.
Hak’ka ortak koşma, Adını yanlış yere kullanma
Cana kıyma, yalan söyleme, yalancı şahitlik yapma
Soysuzluk, hırsızlık yapma. Kutsala saygısızlık yapma.
Anaya – babaya – akrabaya kötülük yapma.
Arın, durul, özünde bul Hak’kı
İşte o zaman açılır sana göğün kapıları
Duyulmayanı duyar, görülmeyeni görürsün
Taş, ot, hayvan, insanlıktan sonra
Melekuta erersin
Yücelerin yücesi
Olsun hedefin
Aşağılarda dolaşıp durma
Özünde var bu cevher senin
Yücelere yücel
Vakit kaybetme
Hemen başla!
 
25.06.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
HÜCCET     “Bilgi sahiplerine”
 
Delil, ispat ortaya çıkıpta
Söylenmemiş bir şey kalmayınca
Hala inada devam ederse insan
Etrafına bakınırsa, kim ne yapıyor diye
Anlamazlıktan gelirse
İşte o zaman kıyamet.
Yalan söylemeyecek, yalana şahitlik yapmayacaktın!
Beklediğin, beklediğini söylediğin, gün
Gelip çatınca, dışarı çıkmak yerine
Tersine kapını kapatıp
Perdelerini çekersen
Çekeceğin günler yakındır.
 
Yahudi din adamları biliyorlardı.
Muhammed’in zuhurunu hatta yerini
Kafilelerle gelip yerleşmiştiler
Mekke’ye, Mekke yakınlarına
Kureyza, Kaynuka, Hayber!
Kendilerinden olmadığını görünce
Kapılarını kapatıp, perdelerini çektiler
Duymazlıktan, görmezlikten geldiler
Hatta düşmanla işbirliğine girdiler.
 
Onlar gibi mi olacaksın. Hayır
İnanmıyorum. Sen en önde koşacaksın
Işığa, ışığına, aydınlığına bakacaksın
Eski hataları tekrarlamayacaksın.
Kül püskürtmede yer
Kendine gel!
 
25.06.2011
TOKAT
tebder@hotmail.com