TEBDER
ONLİNE KURS

Buzluk Dağı


BUZLUK DAĞLARININ GERİLA HAREKETİNE   UYGUNLUĞU :
 
       O zaman için çok uygundur.Türkmen gerillalarını yenilgiye uğratan faktör Aşiretin Çoluk, çocuğuyla ailelerin o bölgede bulunmuş olmalarıdır. Coğrafya çok engebeli, Dere, vadi ve düzlükler ve ara dağlar, yükseltiler   sıra dağ yamaçları, Ulutepe, Dikmen, Çöltepesi, Ovacık’ın Buzluk tepesi, dört hakim ve birbirini gören yükseklikte olup bütün çevreyi gözetlemeye ve haberleşme imkanı veren gözde noktalardır. Konumları çok uygundur. Bunları birbirine bağlayan Çallar gibi sıra dağlar vardır. Aralarda geniş düzlükler mevcuttur. Yüksek dağlar kış ve yaz yaşamaya, barınmaya iklim yönünden uygundur. Dağların zirvesine her yönden çıkılıp inilebilir. Sarp bir yer yoktur. Arazinin tümü o zamanlar sık ormanlık ve örtülüdür. Yiyecek yemeklik pancar otu, Ahlat, kiren, alıç, fındık gibi dağ meyvaları mevcuttur. Keklik, eviyik, bıldırcın ve serçe gibi av kuşları vardır.
       Arazinin hemen her tarafında Ovacık boğazı,Erikli tekke,Çimiçte (çimişke) yağmur dede,   fındıklı eşme, Kiraz oluk,   Şalğamlık, Kovala ( kovalının ) boğaz   Boğaz oluk, Toptaş, Gözler, ince öz (incoz) Kamlı Dere. (kamğalı) gibi Çok miktarda   gür Su kaynakları ve akan dereler gerillanın aradığı niteliktedir. En elverişliside:   Hedef olan Zile ve Amasya’ya   ulaşan emniyetli birden fazla geçit veren dere, vadi ve sırtlar vardır. Dere Boğazı, Çakır Taş yolu, Turhal deresi, Tozanlı Çayı deresi, Damderenin boğaz, Ovacık boğazı   Akyazı düzlüğü, Çayır, Karacaören ve Karşı pınar, Iğdır yolu gibi bütün yollar Dağlardan ovalara ve hedef şehirlere geçit veren yollardır. Gerillalar bir yoldan gidip baskın   yapmışlar. Öteki yollardan dağlara geri dönmüşlerdir. Bence Türkmenlerin   eylem için Kelit bölgesini   seçmelerinin   nedenleri Kelit bölgesinin bu güzel   özellikleridir. Yeri gelmişken   söyleyeyim bu güzel özellikler bu günde YAYLA TURİZİMİ   için ve sportif kamplar için çok elverişli özellikler   arz etmektedir.   Dilerim şu anda üzerinde yaşayan Tükmenlerde bu amaç   için kullanırlar. Şimdide adını saydığım dağlarda gözcü   nöbeti   tutan gerilla timleri ve Kod adlarıyla liderlerden bahsedelim. Ulu tepenin zirvesindeki   gözcü ve haberci görevi yapan lider. Burak Abdal (buyur, Buğur Abdal) ve timi görevleri bütün çevreyi gözetlemek,gördüğü tehlikeyi ,Ateş yakarak Dikmende ki, Çöltepesindeki, Sarı kaya sırtındaki, Ovacık yazısı çalında ki, Kovala Boğazı çalında ki , Guzların cevizli sırtında ki ve hatta Çivril tepesindeki gözcü   liderlere haber ulaştırmaktır. Bütün Tepelerdeki gözcü lider ve timlerinin görevi budur. Şimdi Diğer tepelerdeki liderleri tanıyalım. Dikmende, Dikmen Baba, Bunun bir görevi daha vardır. Oda Zile -­Amasya Yolunu o nokta da kontrol etmek düşman sayılan İl erlerini geçirmemek, Çerçi, kervancı ve yolcuları kontrol edip, düşman değilse yiyecek,giyecek gibi yol hakkı (BACAL) alıp serbest bırakmaktır. İşte orada kurulan köye (Bacal) adı verilmiştir. Şu anda Bacul denmektedir. Ayan Dede, Çöltepesindedir. Kervan sarayında öldürülmüştür. türbesi ordadır, Yağmur Dede (yağmur yağdıran ,suya sıkışıldığında asasıyla yerden su çıkaran keramet ehli ermiş kişi)   görevi Kovalı Boğazı Çalında gözcü. Erikli Baba, Ovacık yazısı çalında ve ovacık boğazını korumakla görevli gözcü lideridir. Sarı Saltuk (sarı Kaya) Sarıkaya sırtında gözcü lideri. Kazancı köyü tepesinde yatan gözcü Lideri’nin ismini bilemiyorum. Ama Dikmen Babanın Kardeşidir. Bunun karşısın da Çivril Tepesinde Öksüz Dede gözcü lideri. Kızılinişin tam tepesinde bir taş yığını altında yatan bir zat vardır. Bu zat orada gözcüydü. Ağcaşar köyünde üç tane türbe vardır. Birisinin adı Arap Dededir. Burıların   İkisi orada Turhal istikametinden gelen dost insanlara çal deresi yolunu göstermekle görevlidiler. Bağlar yolu geçilemiyordu. Bir taneside Kuzlar, Cevizli sırtların da gözcü lideriydi. Böylece Türkmenlerin sığınıp yaşadığı Kelit Bölğesi çepe çevre emniyete alınınıştı. Görevliler disiplin için de sadakatle görevlerini yapıyorlardı.Halk korku ve yoksulluktan iyice bıkmıştı.Padişah Kanunu sultan Süleyman köylü için çok ağır aşar ve vergi çıkarmıştı. Bu yasalar gereğince aşar ve vergi toplayan memurlar Türkmenlerden   ovalarda bıraktıkları ve yeni göçmenlere verdiği tarlaların verdilerini Türkmenlerden istiyordu. Bu durum Türkmenleri büsbütün çileden çıkardı. Bütün Buzluk dağında 1520 yılında gelip 1607 yılına ulaşan Türkmenler bu yaşam tarzından ve suçluluktan, gizli kaçak yaşamaları, yoksulluktan, devlet zulmünden horlanıp kötülenmekten her gün baskınlar da bir kaç yiğidini kayıp edip ESSAH   mezarlığına gömerek yetim çocuklar, dul eşleri kalan acı çeken ana , baba ve kardeşlere devletin yaptığı bunca zalimlik yetmiyormuş gibi şimdi de içleri kan ağlayarak bırakıp terk ettikleri   ve sahibi olmadıkları tarlaların arazi vergileriyle, aşarlarını kendilerinden   talep eden devlete ne demeliydiler. Bu haberler bütün Türkmenleri çileden çıkardı.Liderler üst ,üste toplantılar yapmaya başladı.Çareler aradılar bulamadılar.Yeniden ayaklanma’ ya   karar vererek hazırlanmaya ve planlamaya başladılar. Pirleri Celal Baba öldürüldüğün ‘den beri içi yanan ve deliye dönmüş olan Şah Veliyi ve saygınlığı olan , soy aileden gelen danişment, aşiretinin lideri   Zünnun Babayı ikna ederek ayaklanmanın liderliğini ikisine verdiler. Şah Velinin babası sülünoğlu hoca kadri de görev aldı. (Süklün Koca) Bir karargah kurarak savaşçı güç oluşturdular.Buzluk dağında bulunan bütün Türkmenler ve Deveci dağında bulunanlar toplandı. (4 binden) fazla Bir kuvvetle 1525/1526 tarihlerinde Buzluk dağlarının (Çekerek Irmağı Tarafı) batı kesiminden Zile’ye saldırdılar. Zile’yi yakıp yıktılar. (Zile’yi, Zile çevirdik) Sözü o zaman söylendi. Eski tarihlerde birde Büyük İskender Zile için (geldik,gördük ve Yendik) sözünü söylemişti. Şimdi tarihi söz iki oldu. Şah Veli ,Zile’yi savunan Sivas Beyler Beyi Şadi paşayı,Yaraladı.Birlik­lerini dağıttı. Sivas defterdarı öldürüldü. Bu olayla Şah Veli piri Celal Babanın öcünü aldı. Şah velinin ünü her tarafa yayıldı. Her yerden sesler yükselmeye başladı.”Şah veli, Safevi hükümdarı Şah İsmail’ın öcünü alıyor. Onu bile unutturacak dediler. Zünnun Baba adamlarıyla, Yozgatı bastı. Bozok Sancak Beyi Ve (Kanuninin Halasının oğlu Mustafa Beyi) İl yazıcısı,Kadı Muslihiddin beyi öldürdüler. Baba Zünnun kuvvetleri Kayseriye yöneldi. Zile’de işini bitiren Şah Veli , Baba Zünnun Babanın kuvvetlerine katılmak üzere Zile’den ayrıldı. Kızılırmak veya Çekerek çayı üzerindeki ŞAHRUH köprüsü yakınlarında Hüsrev Paşa kuvvetlerince sıkıştırılarak Öldürüldü.1526 kuvetleri dağıtildı. Naaşı , Acı Su Köyüne gömüldü. Baba Zünnun kuvvetlerine katılamadı. Hüsrev paşa kuvetleri Şah Veli’nin Kaçan adamlarını Buzluk Dağının Batı bölümü içinde Karşı pınar köyüne kadar takip etti. 0 köy ve köyler cıvarın da Çok sayıda Türkmen ve liderlerini öldürdü. Bu gün Karşı Pınar köyünün girişinde büyük bir mezarlık vardır.Onların çoğu liderdir.Bu zatlar Hüsrev paşa askerlerince öldürüldüler. Çayır köyü, Karacören köyü, Acı Su köyü cıvarlarında. yatan türbeler ve eski mezarlıklar o zaman katledildiler. Kaçanlar KELİT Bölgesin de toplandılar. Dağlar taşlar Adam doldu. Dağı, taşı temizleyip ekmeye başladılar. Ormanları harap ettiler. Genalanlar , kayış kıranlar hep tarla oldu. Zunnun Baba kuvvetleri kayseri yakınlarında Hürrem Paşa kuvvetlerini perişan ettiler. Hürrem paşa, İçel sancak beyi Ali Bey ve Kayseri Valisi Behram Bey ve Çok Askeri öldürüldüler.Bu başarıyla taraftarları artan Zünun Baba Art ovaya oradan Kazovaya ileriledi.Oradan Türkmen‘lerin çekildiği Kelit bölgesine geldi. Osmanlı yönetimi bu kez Rumeli Beyler Beyi Hüseyin Paşa’yı ,Sivas Beyler Beyi Hasan Paşa’yı. Maraş Beyi,Mahmut Beyi İsyanı bastırmakla görevlendirdi. Hüseyin Paşa, tüm eyalet askerleriyle   Zünnun Baba üzerine yürüdü. Höyüklü’deki kanlı çarpışmalarda ,Baba zünnun’un kendisi ve bir çok adamı öldürüldü.   Ölüsünü alan adamları Kelit bölgesine getirdiler. “ESSAH” mezarlığına defnettiler. Kaçanlar Kelit’te ki Türkmenlerle birleştiler. Yeniden Toparlandılar. Tekrar Osmanlı kuvetlerine saldırarak Hüseyin Paşa’yı öldürdüler.Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Diyarbakır Beyler beyi Şafi inançlı Kürtlerden meydana getirdiği bir orduyla Hüsrev Paşa’yı görevlendirdi. Hüsrev paşa Şah Veliyide öldürmüştü. Hüsrev paşanın Kürt Birlikleri KELİT Bölgesine geldi,Çuhadar denilen yerde bize ait tarlanın içine karargah çadırını (Otağını) kurdu. Kürt askerlerini de şu   anda    Kürt yurdu denilen yere askerlerin çadırlarını kurdurarak   yerleştirdi. Önce yerleşik   aileleri   buldu. Beyleriniz, oğullarınız neredeler ? diye   sorguladı onlar da Sırrımızı açamayız, bu bir sırdır bilmiyoruz derler.Dağlara gizlendiklerini tahmin eden Hüsrev Paşa ve Rüstem paşa ilk tedbir olarak Dağlarda ki kaçak gerilaları susuz birakmak ve teslim olmalarını bu yolla sağlamak için Kelit Bölgesinde ne kadar su çeşmesi ve su gözesi kaynağı varsa hepsinin başına birer ikişer nöbetci kürt askeri yerleştirdi.Bu askerler oralara gizlenip su içmek için gelecek Türkmenleri beklediler.Diger askerler dağ eteklerine,dere ağızlarına ,Yol ve geçitlere nöbetciler diktiler. Bir kısım askerde Eski Kelitte ki,Yaylalardaki ,genalanlarda ki, bacal ,kervansaray düzlüğünde ki obalar da bulunan yaşlı erkek,yaşlı kadın,on yaşından küçük çocuklardan ibaret aileleri sorğuluyor istihbarat topluyordu. Bu Türkmenlerin etrafını askeri kuşatma’ya aldılar. Halk, Yoksul, perişan,üstlerinde elbiseleri yok, çoğunun ayakları yalınayak, Yatak ve yorganları yok olan Türkmenler çayırların otların üzerlerine serilip yattılar. Ateş yakmalarına ve yemek pişirmelerine izin veriliyordu. Türkmenlerin, var olan sığır,koyun,keçi,eşek ve at gibi hayvanlarına askerlerce el kondu ve bu hayvanlar bir araya toplandı. Asker çobanlar çevrede otlatmaya başladılar.Türkmenlerin elinde bulunan yağ,peynir, çökelek ve buğday, bulgur gibi yiyeceklerde alındı.Toplanan   bu yiyecekler hem askerlere hem de Türkmenlere askerler tarafından yiyecek olarak dağıtılıyordu.Hayvanlarda kesilip et olarak aile başına ihtiyaç nispetin de veriliyordu. Her şey askeriyenin kontrolu altındaydı. Dağda ki kaçaklar ise Dağ tepelerinde bulunan gözcü timleri vasıtasıyla gözlenip değerlendirerek dağlardaki bütün kaçak savaşçılara durum hakkın da gerekli bilgi ve emirler veriliyordu. Bu bilgi    ve uyulması gerekli olan her hususa riayet ediyorlardı. Onlara Su kaynakları başında asker var.Hiç kimse su içmek için su kaynağına inmeyin denmişti.Herkes buna uydu.Hiç kimse günlerce beklenen su kaynaklarına inmediler.Su ihtiyaçlarını yağmur yağdıkça düz ve çukur Taşlar üzerine biriken sularla ve çukur göletlere toplanan sularla idare ettiler. Rivayet olunur ki   içlerinde Asasıyla yer altından keramet gösterip su çıkaran ermişler vardı.Mesela bir gün Yağmur Dede yanında bulunan arkadaşları çok susadılar.Artık dayanamazlar Yağmur dedeye derler ki biz gidip teslim olacağız derler. Yağmur Dede sabretmelerini söyleyerek arkadaşlarını ikna etmeye çalışır. Olmazlar. Görür ki arkadaşları teslim olmaya kararlılar. Yağmur Dede hiddetlenerek Arkadaşlarına döner. Oturdukları yerde ayağa kalkar el açıp Allah’a dua ederek asasıyla yeri eşelerken dileği mevlaca kabul edilerek yerden bilek kalınlığında, duru ve buz gibi bir su fışkırır ve akmaya başlar.Yağmur Dede şaşkına dönen arkadaşlarına bakarak “İşte su, ister için, isterse çimin (yıkanın) anlamın da” ÇİMDE-İÇTE” der. Çıkan suya bu ad verilir derler. Bu günün köylüleri bu suya çimişğe derler. Gerçek adı birincisidir. Burada Yağmur Dedenin kerametini gören arkadaşları su çıkarma olayı­na, bir türlü inanamazlar. Şaşkınlık içindedirler. Yağmur Dedeyi bir defa daha sınamak isterler. Akılların da hep bu vardır. Çimde-içteden , ayrılmışlar. Biraz daha batıda yani bir kilo metre mesafede geceyi geçirecekleri büyükce bir kayanın   tam dibine otururlar. araların da sohbet ederlerken inançsız arkadaşları yine su bulma olayını açıp konuşmaya başlarlar. İçlerinden   bazıları birbirlerine   kaş, göz eder. Şöyle derler. Arkadaşımız yağmur Dede yumuşak topraktan 0 çayırdan asasıyla bize su çıkardı. Kerametini gösterdi. Fakat içimizde   kerametine karşı bir kaygımız var. Eğer arkadaşımız Yağmur Dede gerçek bir keramet sahibiyse asasını   şu   dibinde oturduğumuz kaya­ya, vursun, bu kayadan da bir su çıkarsın arkadaşımızın   kerametine inanalım. Bir daha sözünden çıkmayalım diyerek Yağmur Dedeyi zorlar ve sıkıştırırlar. Buna   dayanamayan   ve arkadaşlarına güven ver­mek ,isteyen Yağmur Dede yine dua eder.Hiddetle asasını kayanın dibine vurunca yine bilek kalınlığın da duru, buz gibi ve hatta çimde –içte suyundan daha yumuşak ,tatlı su çıkıp akmaya başlar. Arkadaşları kerametine inanarak bu suya da ona hürmeten YAĞMUR DEDE suyu derler. Bu günde bu adla anılmaktadır. Fındıklı Eşmeler, Kirazoluk suları da böyle kerametlerin eseri   olduğu gerçeği vardır. Bu efsaneleri   dile getirdikten sonra dönelim dağda ki kaçakların günlerce ve aylarca su gözelerine inmeden, Obalara, ailelerinin yanına uğramadan dağlar da, taşlar da, Ormanlarda ne yiyip ne içerek yaşadılar? İşte bu Türkmen yiğitleri dağlarda meşe palamudu,    ( hohalaz)   alıç, ahlat, güvem erik, böğürtlen gibi dağ meyveleri, madımak, efelik, kuzu kulağı, yaban   baklası, Deve tabanı gibi otlar yiyerek yaşadılar. Hüsrev   paşanın Kürt askerlerine boyun eğip teslim olmadılar. Bütün acılara, dertlere katlandılar. Bulundukları yerlerden ve verilen görevlerinin başından ayrılmadılar.O mukaddes görev yerlerin de dağ , tepe başlarında hain   düşmana   kellerini, (başlarını)   ve canlarını Türk ve Türkmenlik uğruna Halklarının mukaddes saydığı kültür değerleri uğruna öldüler. Atalarının 5 bin yıldan beri mevcut olan inanç , kültür   emanetlerine ihanet etmediler. Kökü kazınmak istenen bir ulusun varlığını devam ettirdiler.   O  yüce insanların ve 0 yüce ecdadın torunlarından olmak bize gurur vermektedir. Yüce Allah onlardan razı olsun ve mekanları cennet olsun. İşte bu yüce Heterodoks Dervişler’in   çoğunun kelleleri yok olduğu halde bedenleri, öldürüldükleri dağ başların da Türbe kabir olarak durmaktadırlar. Torunları onlara oluk, oluk akarak ziyaret etmekte ve dertlerine şifa aramaktadırlar. İçten, gönülden inananlar ve   teslimiyet   gösterenler     şifasını bulmaktadır. “Burak Abdal, Sarı saltuk, Erikli Baba, Yağmur Dede, Ayan Dede, Dikmen Baba, Yağcı Abdal sultan, Essah Mezarlığında yatan yiğitler ve liderler pirler,Oksüz Dedeler, Keçeci Baba, Çeltek Baba, (Kara Reis) Abdal Musa ve Şah Veli, (Kara Şeyh) Şeyh İbrahim, Öksüz Dede ve Essah mezarlığında yatan Pir’ler Hep dağ başların da hala nöbetteler. Torunlarıyla, Uluslarıyla birlik Kazovada ki   (KAD) gizli karargahında dikili , Ankara’nın Anıt tepesinde Yüce Atatürkün huzurunda dikili Türk’ün ay yıldızlı ve Al renkli Bayrağını Soy   aile adına değil Türk, Türkmen Ulusu   adına kurulmuş Cumhuriyet devletini   beklemektedirler. Özlemleri, dövüşleri zaten buydu.   Selam olsun onlara. Yine biz dönelim hain   Hırvat asıllı Rüstem paşayla, Kürt asıllı Hüsrev Paşa ve Kürt asıllı Askerlerine su başlarını beyhude beklerler. Türkmen Aileleri   beyhude kuşatma altın da tutarlar.Günler geçer,Aylar geçer Dağda ki Türkmen yiğitleri ne çoluk,çocuklarını ve ailelerini görmek için obalara inmezler. Su başlarına su içmeye de inmezler. Sadece dağlardan düşmanlarının ne yaptığını ve amacının ne olduğun gözetmekle yetinirler. Hayalleri ve planları suya düşen paşalar hırslarından deliye dönerler. Başarı elde edememişlerdir. Zaman geçmektedir. Tam bu günler de 1527 yılı Kırşehir bölgesin’den Hacı Bektaş’ın Torunu KALENDER ÇELEBİ ŞAH ikna olarak ayaklanmaya katılmak için hareketi başlatmıştır.Aynı tarihte Hubyar sultan 20-25 yaşlarında, Ali Baba daha genç ve hamileri Pir Sultan abdal ile birlikte Zünnun oğlu Halili desteklerler Kendilerine bağlı   insanları emrine verirler. Zünnun oğlu halilde bu desteği alarak Babasının öcünü almak için Buzluk Dağının Çekerek Irmağı tarafındaki varay nahiyesi merkez olarak Amasya sınırları içinde bulunan buzluk dağları bölgesinde Ayaklanma başlatır. Büyük bir başarıyla bölgede etkin olur. Hüsrev Paşa bölgeye çağrılır. Hüsrev Paşa Kelit bölgesini yüzüstü bırakır Zünnun oğlu halilin üzerine gider. Kelit bölgesi   rahatlar. Zünunoğlu Halil kuvvetleri   Genişleyerek Harekete devam eder. Kalender Çelebi de başarıyla hareketini devam ettirerek kazova’ya yönelmiştir. Kelit bölgesinden her iki tarafa da savaşçı Türkmen yiğitleri yardıma gider. Kelit dağlarında çok az savaşçı ile halk kalır. Burada ki, Türkmen kuvvetlerinin kaydırıldığını   haber alan Osmanlı paşaları Rüstem ve Hüsrev paşalar Kelit bölgesini terk ederler. Ayrılmadan önce ufak çaplı katliamlar yaparlar.   Kelit bölgesinde ki, Türkmen yiğitleri,   Çelebinin Kazova “ Kat” karargahına geleceğini ve Türkmen Bayrağını dikeceğini öğrenirler. Yalnız dağ başlarında ki gözcülerin yerlerinde kalmasını ve bir kaç liderin bölgede bulunmasını diğerlerinin   hepsinin kayı Köyü düzlüğünde toplanarak samurçay boğazından Turhal’a oradan da dağ yollarından “KAT” kararğahına ulaşıp Kalender Çelebiyi karşılamalarını ve ona katılmaları için emir verilir. Çallardaki, Ulu tepe eteklerinde ki , ovacık ve sarı kaya dağlarındaki Türkmen yiğitleri guruplar halinde Kellt bölgesinden ayrılırlar. Sadece tepelerde ki gözcüler ile Yukarı kız oğlunda toplu olarak saklanan Kız ve Erkek çocuklar ve başlarındaki liderler ve birde Gamlı derede muhasara altında ki aileler bölgede kalmıştır.   Osmanlı birlikleri bölgeden ayrılmıştır.Hem kalender    Çelebi ve hem de Zünunoğlu Halil Başarısız olmuşlar. Kuvvetleri dağıtılmıştır. Kelit bölgesinden yardıma gidenlerin sağ kalanları bölgeye geri dönüşlerdir.Bölge Türkmenleri muhasara altında hapsedilmiş olarak bölgede Kuyucu Murat Paşa gelene kadar bölgede sefillik içinde yaşamışlardır. İşte Türkmenleri anlatan Tarihi belgeler bunlar. Ayrıca Arapça yazıyla yazılmış bir belge aramak bu konuyu bilmeyenlerin gafletidir. Osmanlı yazarları veya devleti bu Zulmü veya kırımı şöyle yaptım diye anlatabilirimiydi. Bu akıl işimi? İşte o kendi adamlarına yerini ve mevkisini bildirmeden Celali Ayaklanmasını bastırdığını kendi siyasetine uyar biçimde yazdırmıştır. Eğer   bir belge aranacaksa   bu yerlerini gösterdiğim yerler bilim adamlarınca incelenerek gerçekler su yüzüne çıkarılır.   Zamanla hem bu bölgeye hem de burada yaşayanlara Kelit diye çağrılıyorlar. Bu konu daha geniş olarak Kuyucu Murat paşa katliamında anlatılacaktır. Görüldüğü gibi bütün Türkmen Ayaklanmalarında Osmanlı., TÜRK olmayan yabancı kökenli asker kullanmıştır. Subaylar da , Paşalar öyledır. Makedon, Kürt, Arap gibi bu manidardır. Kamlı Dere adı da bu olayın bir kanıtıdır.  
 
tebder@hotmail.com