TEBDER
ONLİNE KURS

ŞİİRLE SEMAH

 




TEB-DER

Tokat Ehli Beyt Derneği
Eğitim Yayınları
ŞİİR SERİSİ
MAYIS 2011
SERİ:906005201142
YAZAR: ERKAN YAZARGAN
DAĞITIM: TEB-YAYIN DAĞITIM
KİTABIN ADI: ŞİİRLE SEMAH
ADRESİ: TOKAT
SAYFA ADEDİ: 412
DAĞITIM ADEDİ: 250.000
 
 
 
 
ŞİİRLE SEMAH
 







 
 

 
 

İÇİNDEKİLER

KATLEDİLENLER TAİFESİNDENİZ
BOGO DİRENİŞ ŞARKISI
SENDE BİLİRSİN
GÜVENİLİRE SIR
O GEÇTİ, SEN SOLLADIN
ZUHURU İZLEMEK
MOLLA İLE EŞEĞİ
FARS EŞEĞİ 
ÇIKAR ARTIK
ŞİİRLE DANS
HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ
GÜL BAHÇESİ
BUNDAN SONRA
ÇOBAN ALİ
CELLÜ NENE
ATAM BÜYÜK ADAM
BİZDEN EVRENSELE
TELLİ SÜZEK
SOFUNUN HATASI
DERTLİ HASTALIK
SÖYLEM DİLEK 
NEDENDEN NASILA
DÜZENSİZLİK DÜZENİ
TEŞKİLAT
İNKILÂP VE GÜNEŞ
HAYRET GERÇEK
TAHARET TAŞI
BİR KEZ DAHA 
ÇOK YÜZLÜ SEYİS
EĞİTİM VE ARKADAŞLIK
BENGİ'YE SELAM
RENKLER VE SESLER
DAVUTOĞLU'NA
MEHDİ CAN
LAKOTA YERLİ ŞARKISI
BİLGE İLE CAHİL
ESİNTİDEN BALA
GÜVENİLİRE SIR
YÜZLEŞ ÖZGÜRLEŞ
KANDIRMACA HAYAT
BİR KEZ DAHA
SONSUZA SORULAR
DAHA NELER
YÜCELERİN YÜCESİ
BEKTAŞİ BABASI VE SİNYAL
OLACAK OLAN
CENNETİN SESİ
BU MU DÜNYA 
ERGENEKON 
TARLADA ÇOCUK 
TARZ AMAÇ 
KADININ GÜCÜ 
ÜÇ  ANI
MİLLİ  KARAKTERİMİZ
PANSİYON
BAHÇELİ'YE 
MAHARET: BİRLEŞTİRMEK 
DAĞ BAŞI
PARADOKS 
KATE VE LİSELİ KIZ
KOMİK NARSİST
HELAL KAZANÇ
PEŞİMDE ÜÇ GENÇ
SEMA YİNE
ÇİN ÇİN
SEKİZİNCİ İMPARATORLUK
AVRUPA TARİHİ
NEREDEN NEREYE
KESİŞME NOKTASI TUFAN
 ÖZÜR DİLEYEREK
GEÇMİŞ GELECEK
NEFES VERMEK ZORDUR
HASTALIK AĞACI
BAŞKBAKAN ERDOĞAN’A
27 GÜN
TOPLUM İNSAN BİLGİ
MOLLA İLE TANRI
TOKAT’TA ALİ 
UYDURMA KANDIRMA
AĞITLA SEMAH
KİBİRLİ ZORBA
GÖSTERİŞÇİ MAYMUN
FERYAT
EVDEN EVE              
ZAMANIN DEĞERİ
İYİMSER UZUN YAŞAR            





   
                           "Okuyucuya İthafen."

ŞİİRLE DANS

 

Şiir bir çeşit orgazmdır.

Ne çeşit dersen,

Ağlamak gibi hıçkırarak

Gülmek gibi kahkahayla

Boşalmasıdır insanın

Şair adam veya kadın

Rahatlar yazdıktan sonra

Çok doluysa patlar

Az doluysa tıslar, fıslar

Onun için

İyice dolmalı şair

Keseleri patlamaya varıncaya kadar

İşte o zaman belki

Göğün katlarına çıkar

Kimi ayda, kimi her gün

Bir şeyler karalasa da

Hangisi daha lezzetli,

Kahkaha, hıçkırık, tıslama

 

Bu şiir değil örneğin

Şiir gibi kelimeler

Yan yana eklemek devrik.

Şiir olsun istiyorsan

Sende katılmalısın

Şairle, şiirle dansa dalmalısın

Adımlar figürler önemlidir

Yazılmayanı okumak

Söylenmeyeni duymak

Yazmak, söylemek, göstermek

Hissetmek, tatmak gerek

Birlikte, gidilmeyen yerlere gitmek

Birlikte olmak demek

                                      07.03.2011

                                         TOKAT

                                               




    "Mazlumlara İthafen"
 
KATLEDİLENLER TAİFESİNDENİZ.
 
Sisli dağlara uğradın mı?
Yolun geçti mi oralardan
Tekeliyi, Yıldız Dağlarını
Buzluk Dağlarını duydun mu?
Rüzgâr kulağına fısıldadı mı?
Yalın ayak, yorgansız
Türkmenin başına gelenleri
Kuduz Köpek - Yavuz
Ferman yazdırmış
Kanı, malı, namusu
Helaldir Kızılbaşın
Melun ferman geçerli
Nerdeyse Allah emri
Toza bulanmış saçlarını
Gördün mü kız çocuklarının,
Koşuşan ihtiyarları,
Çırpınan bedenleri.
Kader midir Aleviye
Mehdi sevene, bekleyene
Gözleri oyulmak,
Soyları kurutulmak
Kuyulara doldurulmak.
Biter mi bu acı,
Diner mi bu sızı.
Yolun geçerse buralardan
Kulağına fısıldar rüzgâr
Etrafını sarar masum ruhlar,
Bir ürperti duyar mısın,?
Kılın kıpırdar mı,?
Ali'yi seven dağ bu mu?
 
İktidar ey iktidar
Neler yaptın sen neler
Yerin altına, üstüne
Göklere kazıdın zulmü
Bir beden kızgın kumda,
Başı yok, oklanmış, mızraklanmış,
Kılıçlar kesmiş, paramparça
Soyulmuş donu, gömleği
Çıplak, kan, kıpkırmızı
Melun nallar çiğnemiş
Öylece çölde yapayalnız
Ne anlatırsın be Hoca,
Nefesim ateş,
Gözyaşım kandır.
Ben öleli bin yıl oldu
Ruhum söküleli bedenimden
Kolum kırılalı
Ayağım kesileli
Yapayalnız kalalı
Bin yıl oldu, belki daha fazla
Ne senin gezdiğin yerlerdeyim
Ne senin kokladığın havada
Evrenin ta öbür ucuna
Uçup gideli, dönmemecesine,
Binlerce yıl oldu.
Senin bildiğin, anladığın
Söyleyip durduğun vaazın
Hangi dildedir, kimcedir?
Mehdiden başkası sarmaz bu yarayı
Dindiremez bu sızıyı,
Mehdi dediğimde
Adalettir, insanlıktır.
Hak’tır ta kendisi. 
             01.01.2011/TOKAT 
 
 
                                                "Essah'a İthafen" 
BOGO DİRENİŞ ŞARKISI
 
Ölürsem vasiyetimdir
Gömmeyin bedenimi
Karımı Çağırın
İster bağırarak ağlasın
İster sevinerek coşsun
Rahat bırakın onu
Nasıl olsa birini bulur
Teselli eder rahatlatır onu
Silahımı ve beremi oğluma verin
Özgür vatanım için savaşsın
...
Elindeki ayağındaki
Zincirlerini kırsın halkımın
Hürriyet âşıklarına ilham olsun
Bir taş dikin başıma kırmızıdan
El değmemiş bizden bir taş
Torunlarım olursa
Onlarda gelsin, bayram gibi
Şenlikler yapılsın
Aranızdayım, hiç ayrılmamışçasına
Danslar ediyorum sizinle
Belki sizden
Daha da çok sevineceğim
Sizinle
Çocukların sevinç çığlıkları
Göğe yükselsin
Gençler el ele tutsun
Herkes birbirinin gözünün
İçine baksın
Yensin, içilsin
Hoş geldin hürriyet
Hak'tan başkasına
Boyun eğilmesin
Entrikacı zorbanın
Ağacı kurusun, bir daha
Asla çıkmamacasına
Hakça paylaşım olsun
Açlıktan ölmesin kimse
Kimse hor görmesin diğerini
İnsanlık esas olsun
Kin kurusun, nefret ölsün
Yücelerin yücesine yücelsin
Her nefes, her can
Gözden yaş silinsin
Ölüm, ölsün
Can, sonsuza karışsın.
 
                            10.02.2011 
                              TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                           "Tekeli'ye İthafen"
SENDE BİLİRSİN
 
Yeni bir sabah
Aynada gözünün içine dikkatlice bak
Okyanusları, evrenin diğer ucundakileri
Hücrelerindeki ışığı
Görürsün, ensenin solunda
Bir gösteri film gibi ama sessiz
 
Ali'nin evine girer
Dizinin dibine usul oturur
Yüzüne bakar
Fatma Ana'ya ağladığını
Gözyaşlarını
Elini yüreğinin üstüne koyduğunu
Görür, nefesini yüzünde hissedersen
Sana da neler söylediğini duyarsın
 
Yalnızlar mağarasında
Bin yıl inzivaya çekilirsen
Sana da fısıldar Celal Baba
—Naylon çadırlar bugün
Semahın tam ortasında-
Kıl çadırdaki ikrarı
Kaz ova’daki cem'i
Yıldızın eteklerindeki semah'ı
Tekeli'de zuhuru beklemeyi
Ve sabah kurbanları, şenliği
 
Geçersen sevdiklerinden
Hak sana da bildirir
Kimseye bildirmediğini
Kızgın kumda başsız bedeni
Gözyaşlarınla sessiz yıkarsan
Masum ruhlara nefes olursan
Alırsan eline kırmızı bayrağı
Anlarsın, görürsün, bilirsin
Kimler besliyor şeytanı
Setler, engeller, tuzaklar kuran kimdir
Nasıl aşılır, yıkılır
Nasıl kurulur, mutluluklar dünyası
Neden çocuklar hep saf ve temiz
Bağırmayanlardan olmalıyız
Adalettir hep  özlenen ve o gün
Hasret biter, bakmaz geriye kimse
"iyi"den başka kelime yoktur
Güneş batmaz bir daha
Aydınlık ve sıcak her yer
Hayret! herkes hep aynı
Kıyafetler rengarenk
Çöpler yok olmuş, ışıldıyor ağaçlar
Bir dalda her meyveden var
Duvarlar yok olmuş
Pencereler perdesiz
Hatta pencerelerde yok
Serin bir esinti, ne güzelde kokular
Gülümseyen yüzler
Bahçelik, kırlık bir yer burası
Uçuşup duran kelebekler gibi bir şeyler
Gürültü yok, bağıranlar susmuş
Kumsalda kabuğundan çıkan canlılar
Yeniden doğanlar
Kulak ver
"Ne güzel yer burası, keşke
Daha önce kırsaydık kabukları
Olsun buradayız ya
Bir isim vermeli mi?
Başkalarını da çağırmalı mı?"
Sende bilirsin.
 
                          15.02.2011
                               TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
"Sırlara İthaf en"

GÜVENİLİRE SIR

Giz, gizem, sır, esrar
Saklı tutulan, gizlenen
Korunan, korunması gereken
Dağılmayan, dağıtılmayan
Paylaşılan ama herkesle değil
Söylenen ama herkese değil.
Herhangi bir yerde olup biten utanç verici
İç kemiren bazen, unutulamayan dert
Başkasının cezasını çekmek gibi
İntikamın bedeli, karşılığı.
Uluorta göz göre göre, hep birlikte bazen
Yine utanç verici, hırsa kurban
Azizlerin yok edilmesi gibi
İntikam kokusu var yinede.
Sır olamaz bunlar bence
Örtmek, kapatmak, gizlemek doğrusu
Bunların adı. Nedir sır?
Özel bir yer, oda, gün, kişi
Senede bir gün, o saat, o dakika
Söylenen özel bir kelime, sessizce.

Firavun sormuştu Musa'ya
"Nedir çağırdığın rabbinin adı? Bu kadarcık.
Dört harf olduğu çıktı
Nasıl okunduğu hala sır.
İnana göre kutsallaştırılarak saklanmalı
Saklanması, sırlanması gereken.
İşkenceden geçen bilir
Sorarlar adama
Zorlarlar, söyletirler
Kutsalın içindeyse sır içinde sır.
Yazılan:
Muhammet'ten beri Ali soyuna, babadan oğla
Sadece bir tek oğla
Özel kelimeler, eşyalar, sırlar verilmiş.
Bugün hala arkeologlar araştırıyorsa
Kupa, kâse, sandık, yüzük, asa veya başka.
Toplumları yaşatan kutsal içinde sırlar.
Her zaman yanından geçip gittiğin duvar
Saklayamaz mı sırları?
Kutsal sandıktakiler neler
Yüzük, yüzükteki yazı
Rabbin ismi, İsm-i Azam neydi
Alamut'tan gelen kitap ve diğer emanetler
Kat'ta ne var, beşe bölünen bayrak
Buzluk dağındaki mağara
İmam kime ne dedi, ne verdi
Tekelinin zirvesinde dokuzlar, zuhur
Yeşil türbenin duvarındaki işaretler
Yedi kutsal mekân, kutsallıkları
Kul Himmet'in üryanı
Pir Sultan'ın Sazındaki mühür
Yeşil ben, kırmızı bayrak, beyaz ayna
Gösteren bakmasını bilene
Alametleri sayan ihtiyar
Mezar taşının doğrusu
Hubyar kuyusunun kıyısı
Ayasofya’nın kapısı, kapıdaki işlemeli yazı
İki nehir, iki mağara, nehirler arası
Barajın altında kalan yatır
Yatırın taşında bir yazı daha!
Peşinde koşmak mı doğrusu, açmak
Açtırmak, açıklatmak mı?
Güven nedir? Kime, neden
Vermek, aktarmak, bildirmek
İsem bana, ise ona, isek bize
İsen sana.

01.04.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
"Şeytan İblis idi, üzerine oturduğu yolda adı değişti. -Ben korkarım, sen beni geçtin- dedi"
 
                                                       "Umer'e ithafen"
O GEÇTİ, SEN SOLLADIN
 
Öyle uyduruk dinin, kandırmacalarla dolu
Kendinde inandın sonradan
Örümcek ağı temelsiz, askıntı, tuzak ve basit
Aldatma, korkutma, yıldırma
Şüpheler mi yoksa baştan sona?
Söze bak "Onu besleyen ibadetlerdir."
O halde lazım olan, cesaret mi akıl mı?
Yoksa baştan sona diriliş
Bir silkiniş, kendine geliş
 
Hikâye değil gerçektir;
Kendi kızını kendi elleriyle
Şehrin dışında kumlara
Diri, diri gömer gelir
Nasıl yaşar bir daha bu suçla!
Şeytan demişti ya
"Ben korkarım, sen beni
de geçtin."
Sen korkmaz mısın, korkmazsın
Pis bir koku, iğrenç, mide bulandırıcı
Kara bir yüz, çok hasta
Onun derdi başka, dermanı yok ilaçlarda
Kibir değil, kıskançlıklarla dolu bir şey
Nasıl bir dil, söyleyebilir
Cehennemin kenarından çekip alana
"Hasta". Nasıl bir el, bir ayak
O tekmeyi atabilir?
Gizli değil, sakalıda var!
Namazda kılıyor cemaatin önünde
Nasıl bir namaz, bir değil yıllarca
Nefret değil, tiksinti
Kaçmak değil hiç görmemek.
 
Hak sana neler verdi ey! İnsan
İlk önce aklın, en değerlisi
Sonra vicdanın peygamber gibi
Ve duydun biliyorsun artık
Onlar halife denilen melunlar
En büyük, en adi zalimlermiş
Korkma dinden çıkarım diye
Yüz çevir de yeniden inan!
 
Bugün yeniden türeyen, üreyen
Çoğalan, artan yeni bitenler
Aynı dalın zıkkım meyveleri
 
Bilmek yol almak, karanlığı aydınlatmak
Hala yumacaksan gözlerini
Tıkayacaksan kulaklarını
Kaçacaksan ışıktan ve hala
O zulüm binasını omuzlarında taşıyacaksan
Taşımasan da, taşıtacaksan
Daha çok beklersin adaleti, cenneti
 
Ortaçağın zifiri karanlığında
Dünya tepsi iken
Engizisyon aforoz ederken
Kadınları cadılaştırır, erkekleri dinsizleştirirken
Ve şehrin meydanında
Katrana bulanmış bedenleri
Yüz binlerce yakarken diri, diri
 
Öküzün boynuzundayken dünya
Umer omuzlarındayken halkın
Eşek iken, kulakları, kuyruğu
Hatta semerleri çıkmışken
Uyduruk görüşler, düzenler
Evden eve dolaşırken
İktidar, saltanat, hilafet sevdalıları
Bir türlü can vermezken
Evliya olurken iblisler
Gençleri dinamitlerken habisler
Başörtüsü imanın birinci şartı
Sakal Allah'ın partisi
Muaviyeler Allah'ın adamı
Nakil, taklit, ezberse bilgiler
Din sermaye, şeriat yalan
Para tanrı
İhtiras sarmışken
Kanser gibi her yanı
Ve utanmaz tükürüğe alışkın yüzler
Sokak ortasında, alnından
Bir genç kızı öldürürken din adına
Bilim sersemlik, çalınası
Umer şeytanı geçmişken
Sen umeri sollamışken
Zifiri karanlığın tam ortası
 
                                   03.03.2011
                                        TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                                 "Aydınlığa İthafen"
 
ZUHURU İZLEMEK
 
Dolambaçlı yollar yukarı doğru
Can yoldaşlar ardarda yola koyulmuş
Birbirinin ayak izine basarak
Önceden çıkanlar biliyorlar
Yorucu bir yolculuk
İlk defa katılanlar biraz tedirgin
Her adımı dikkatli, ezberleyerek
Söylendi, "zuhur izlenecek."
 
Hava soğuk nede olsa gece
Karanlık seçilmiyor otlar, ağaçlar
Taşa takılan sendeler
Belki düşer ve kalkar
İlk defa çıkan sürekli soruyor
Önümüzde daha neler var
Ne kadar kaldı?
Az kaldı sende katılacaksın "biz"e
İlkler herzaman daha yakın zuhura
 
Aşağıda geçtiğin yollar
Ayışığı çıktı bulutların arasından
İşte buna benzer ama değil
Daha ışık, aydınlık ve giderek
Isıtan insanı sıcacık
Önce gözün kamaşır, sonra alışırsın
Işığın gözlerinden girdiğini hisseder
Bütün vücuduna doldurursun birazdan
Göz alabildiğine dağlar olsada
Görülmeyen bir şey yok
Herşey alabildiğine ortalıkta
Yukarda olmak, aşağıya bakmak
Aydınlığın altında kalmak olur
Dostlarıda istersin aranda
Bir süre sonra büyüsü kaplar
Kendinden geçersin, alabildiğine aydınlık
 
Zirveyi gördük bak, az kaldı
Ha gayret! Yorulmaya değecek.
                                          
                                             06.03.2011
                                                  TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
                                      "Mollaya İthafen"
 
MOLLA İLE EŞEĞİ
 
Büyücü müsün, be mübarek
Ne hale getirmişsin adamı
Kulakları uzamış, anladık
Kuyruğu da hadi neyse
Semerine ne demeli!
Başkası yapamazdı, büyü olmalı
Sihirli değneğin nerede?
 
Babandan mı kaldı miras
Yoksa hocalarından mı?
Kim  öğretti sana bu ilmi
Hangi söz, hangi dua, tılsım
Kitaplarda var mıdır?
Birimi fısıldadı kulağına
Yolda mı buldun yoksa
Sen şeytanı şeytan seni
Beslersiniz, ne anlaşma!
"Aferin" diyesim geliyor da
Ya beni de bulursa?
Kulağımdan memnunum
Doğrusu, kuyruk istemem
Hele semere "asla"
En iyisi uzak dur benden
Yollarımız bile kesişmesin
Hatta unutalım birbirimizi
 
Eşek halinden memnun
Baharı beklemede
Taze çimen, kokulu otlar
Birde eş bulursa "ne ala"
Cennet olur, onun için dünya
Eski günleri aklına gelse de
Bazı, bazı dalsa da geçmişe
Değnek değmiş, iflah olmaz
Geleceğe bakmalı.
Sesi de değişmiş hiç konuşmamalı.
 
                                 06.03.2011
                                     TOKAT
 
 
 
 
FARS EŞEĞİ                    “Azeriye İthafen”
 
İzin vermediler, yazdırmadılar, bildirmediler
Der Şehriyar
“Oğlum ben senin yazdıklarından
Anlamıyorum.
Büyük şairmişsin ama.”
Ağlayan şair.
Ağlatan molla Erdebili
Azeri
“Bırakın köpek dilini
Farsça öğrenin, öğretin
Arapça bilin.”
Neneniz anlamasın sizi!
Sıfatı büyük, çok büyük
Ayetullah! Erdebili
 
Ah Karabağ vah Karabağ!
Atalarımızın yurdu
Ne güzel havası suyu
Karadeniz çırpınırken
Türkün bayrağına bakıp
Kakalak, yani
Hamamböceği
Farsın sana verdiği ad.
 
Face’de gördüm bir Azeri
Şiir yazmış, ne şiir
“Sen kahraman rehber, sen yiğit
Şöyle kurban olayım sana
Böyle hayranım sana.”
 
Üç kelime söyleyince idareci
“hoş geldüz, nassüz, yorulduz mi?”
Bekleyen kalabalığa, “Eşşehlerim!”
Bir feryat bir figan, hoş olmalar
 
Burada da var onlardan
Alkışlar, şakşaklar, pohpohlar
Sen yiğit lider
25 Milyonun lideri
Daha çok söylenecekte
Şimdilik bu kadar iyi
 
                                  11.04.2011
                                       TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
                              "İnsanlığa İthafen"
ÇIKAR ARTIK
 
Ey İnsanlık çıkar artık
Güneş gibi parlak
Işık saçan aydınlık pırıl, pırıl
Arı, duru, saf, temiz, şeffaf ve güler yüzlüleri
Elleri İsa'nın elleri,  nefesi Davut’un nefesi
Peygamberlerden nişaneleri var
Hepsinden ayrı haberleri
Ali'nin övündükleridir
Hüseyin'in âh’ının cevabı
Gözlerden yaşları silerler
Göğün kapıları açılır onlara,
Etrafında pervane melekler
Kuruturlar kör kuyunun karaağacını
Fidan, dal veremez bir daha asla
 
Bilgisizlik yok olur, zihinler dolu
Her sorunun doğru cevabı var
Dermansız dert kalmaz
Her derdin devası var
Acılar unutulmuş, gülümser yüzler
Herkesin gönlünde sevgiler var
Çamur kurumuş, bataklıklar
Üzerlerinde her çiçekten var
Cıvıltılar, gülmelerin sesleri
Dallarda meyveler, sofralar kurulu
Siyah diye bir şey yok
Her şey beyaz, beyazımsı, beyaza yakın, nurlu
Kötü söz, bağırma, kavga
Nedir kimse bilmiyor
Haset, kibir, kin, nefret, gurur
Geçmişte kalan hastalıklar
Savaş, barışa terk etmiş yerlerini
Bütün kaleler boşalmış
Her şey alabildiğine ortada
Kapılara kilit vuran
Etrafına duvar ören yok
Silahlar "elveda" demiş
Kapıda yok, duvarda yok
Esenlik yurdu bu yurt
Öyle nefis kokular, gençleştirir insanı
Düşman kalmamış herkes güvende
Canlar herkesin ortak malı
Birlik olmuş ikilikler
Bu günleri gösterdiniz
Teşekkürler gül yüzlüler
Ne anlamsızmış kavgalar
Kalp kırmalar, hor görmeler
Herkes bir diğerinin aynıymış
Fark eden tek kıyafetler
Derman oldunuz, iyileştirdiniz
Sardınız yaraları
Gösterdiniz, öğrettiniz gerçek doğruları
Hakk’ın sırrı bu mu?
"Siz bilmezsiniz, Ben bilirim."
Teşekkürler.
                             07.03.2011
                               TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
                               "Okuyucuya İthafen."
ŞİİRLE DANS
 
Şiir bir çeşit orgazmdır.
Ne çeşit dersen,
Ağlamak gibi hıçkırarak
Gülmek gibi kahkahayla
Boşalmasıdır insanın
Şair adam veya kadın
Rahatlar yazdıktan sonra
Çok doluysa patlar
Az doluysa tıslar, fıslar
Onun için
İyice dolmalı şair
Keseleri patlamaya varıncaya kadar
İşte o zaman belki
Göğün katlarına çıkar
Kimi ayda, kimi her gün
Bir şeyler karalasa da
Hangisi daha lezzetli,
Kahkaha, hıçkırık, tıslama
 
Bu şiir değil örneğin
Şiir gibi kelimeler
Yan yana eklemek devrik.
Şiir olsun istiyorsan
Sende katılmalısın
Şairle, şiirle dansa dalmalısın
Adımlar figürler önemlidir
Yazılmayanı okumak
Söylenmeyeni duymak
Yazmak, söylemek, göstermek
Hissetmek, tatmak gerek
Birlikte, gidilmeyen yerlere gitmek
Birlikte olmak demek
 
                                     07.03.2011
                                         TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                                    "Pir'e İthafen"
HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ
 
Çevirme kapından, şaşkın erini
Çok dolaştım, başka bahçelerde bağlarda
Alnımda damgan var
Bekçisi kovdu beni
Çiçekleri kokmaz, senin çiçekler gibi
Senden başka bulmadım
Engelleri aşanı
Herkes bağını çevirmiş çitle, duvarla
 
Mevlana'ya yol verdin
Mevlana dünyaya
Ser çeşmesin sen pirim
Kerametin sayılmaz
Ne ihtiras, ne şeytan
Yanına yaklaşamaz
 
İnandım bu yurt senin
"Kabe’m insandır" sözün
Hala aşılamadı
Senden sonra ne evliyalar
Geldi geçti de
Yanına bile yaklaşamadı
 
Son zamanlarda türedi yeniden
Umer, muaviye, yezit, kabil
Nemrut başka dallarda
Avcı ağını atmış, insan avlamada
Öyle tılsımlar çıktı ki
Dokununca,
Eşek yapıyor insanı
Bu yolun sonu nere çıkar?
Belli değil, işareti yok
Milyon evet milyonlarca
İnsanın kanına girildi
Senden sonra
 
Seyis mollalar sardı, bahçeleri
Bol, bol eşek yetiştirmede
Katiller var sarıklı, cüppeli
Gençleri cephelerde boğmada
Hele tacirlere ne demeli
İnsan alıp, insan satmada
Müteahhit mollalar
Çinili binalar yapmada
Cahilleri de var, ezberden bilir
"Bilir" demesek,- bildiğini sanır
Altın toplayıcılarımı dersin
Fesat saçıcılarımı, muhterisleri mi?
Şebelek, hokkabaz
Mezar kazıcıları
Şehvetperest, düşkün, çöplükler
Ona "kahrolsun" buna "yuh"
Yıkılsın, yakılsın, dağılsın
Hep sloganları
 
Hoşgörü tuzak olmuş
Sevgi ise tecavüz
İnsan kul olmuş kullara
Sıkı, sıkı bağlanmış esir
Kendi aralarında hesap kitapsa
Alış verişler, kuruşu kuruşuna
"Sen bu kadar kandırdın,
O bu kadar kandırdı
Bu, bu kadar öldürdü
Bu onun payı, bu da şunun."
Keseleri doldu çuvala
Çuvallar doldu hangara
Ateşe hazır, birikmekte
Yaklaşıyor fırtına
Ha vurdu, ha vuracak
Hava karardı, şimşek çakacak
 
Gördün işte yaram, berem
Epey darbe kemiklerim
Tutmasa da ayaklarım
Hiç aklımdan çıkmadın
Kapındayım HÜNKÂRIM.
 
                                      07.03.2011
                                        TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                   "Namaz'a İthafen"
 
GÜL BAHÇESİ
 
Bektaşi’yiz, evet
Allah’ımız, peygamberimiz yanımızdadır
Kin gütmeyiz, yoktur düşmanımız
Yoktur, görmeyiz çeri çöpü.
Sultanlar bizden uzak
Muhterisler bulamaz bahçemizi.
Gözetle demiş Hünkâr
Saltanatın başını
Ensesinde olsun nefesin
Senden tir, tir titresin
Devlet demiş, düzendir hakça
Zalime yol verme asla
 
İncinsen de incitme
İnsan Hakk’ın delilidir
Üflemiş ruhunu kendi nefesinden
Kıymet ver, unutma
Daima yanındadır, içinde ve dışında
 
Yunus düşerse aklına
Kapısında bahçenin
Bir alıca bir hikmet
Mevlana'yı anarsan
"Al" yoldur sana
Bir semah dön
Bütün evrende sana.
Abdal Musa nefestir
Sarı Saltuk her yerde
Gül Babanın bahçesi
Hastalığa şifadır
Ölümsüzlük suyu mu?
Ölmeden önce ölmek
Delil isteyene yeşil
Bayrak isteyene kırmızı
Gül bengiyle dirilen
Taşın ruhu var mıdır?
Ota ne demeli, yollarına eğilen
Elma ağacından armut devşiren
İsa'nın eli midir, cüzamlıyı dirilten
Hanginiz suçsuzsa atsın ilk taşı
Ayağında kanı var
Vicdan denen peygamber.
Denizi yaran asa
Gömlekten çıkan beyaz el
Gücün yetiyorsa
Benzerini sende çıkar.
 
Hiç inanmadın hoca, belli ki sen hikmete
Akıl sana ne lazım, sarı pullar var iken
 
Beş yüz yıldan sonra şehre inan Alevi
Bir ses duyar çöker duvar dibine
Sorar nedir bu, bu ses neyin sesi
"Ezandır" der şehirli
"Mala davara zararı var mı" der alevi
"Yok" "ne zararı olsun?"
"Bırak" "o zaman okusun"
Gösteriş riyadır bizde
Riya haramdır yolumuzda
Ne bağırır, çağırır
Nede davul çalarız
Ve her zaman Hakk'a kalender kullarız
Niyazımız yakındır, tanığımız yoktur
Ne dilersek Hak'tan dileriz
Ne gelirse O'ndan biliriz.
 
                                               08.03.2011
                                                 TOKAT
 
     
 
 
 
 
 
                                  "Geleceğe İthafen"
BUNDAN SONRA
 
Bütün bunlar ne idi?
Sızlanmalar, dert yanmalar
Feryat, haykırış belki
Dosta sitem, zalime uyarı
Bir gösterme işaret, geçmişten haber
Yaralara bir parmak
Katledilenin yanında durmak
İçine dalmak kan gölünün ve
İlham aldıklarımızı söyledik
Zulüm ağacını gösterdik
İnsanlıktan çıkanı
Çıkarılanı ve hallerini
Davetimizi, beklentimizi
Şiire gerek yokta, anlamıyor peder
Şiirden başka dilden
Şiirin Picasso’su, başka görür dünyayı
Neyi, nasıl, kimlere yazmak
Yurdu yurt yapan sahiplerini
Kandırmaları, tuzakları
Yolu yordamı
Pekiyi bundan sonra
Ateş ve kılıç
 
Kim ister dünyayı yakmayı
Kim der "kötülük istiyorum."
Herkes kendince
Daha iyi, daha güzel
Daha doğru, daha parlak
Yarınları kuracak.
Çarkları çarpışıyor
Doğru, haklı ile yanlışın
Dişleri ha kırıldı, ha kırılacak
Düzen kuran kim
Öyledir, böyledir, şöyledir
Binler düşünce söyletir.
Emir vermeli mi?
"Hizaya geç!"
Yoksa tutuşturmalı mı ormanları
Tek, tek evleri dolaşıp
Çocukları toplamalı mı?
Ateşe mi atmalı beğenmediğini
Kovmalı mı sürmeli mi?
Zindanlara mı doldurmalı yoksa
Bir daha görmemeli mi?
Kenara çekilip, oturmak
Ölüm mü beklenmeli yoksa
Ağzını dikip, gözünü yumup
Kulağını mühürlemek
Deliliğe mi vurmak, bir gülücük?
 
Çamura üflemeli de nasıl?
El sürmeli de nasıl?
Öyle bir yere çık ve bak
Önce kendini gör
Geçmişin bütün detaylarını
Olanı, olduranı
Zihnindeki beyaz nokta
Açılsın artık
Bağsız, bağlantısız bir bağ
Eskiler gönül gözü
Şimdiler modern ilim, yeniçağ
 
Beğenmiyorsan dostum
Şikâyetin varsa ondan bundan
Kendin kur
Sende yap bir şeyler
Daha iyi daha güzel
 
Nasılda meyillidir insan
Hemen kavgaya dalmaya
Biraz dursa ve baksa
Kendi bulsa, kendi yapsa
İnan zor değil, önce sıyrılmalı
Kendine gelmeli
Bakmalı, görmeli, bulmalı
Bir program yapmalı
Programın yoksa
Giriş, gelişme, sonuç
Girdi, işlem, ürün, denet
Bilmiyorsan bir bilene sormalı
Yoksa kılıç!
Yoksa ateş!
                                   10.03.2011
                                      TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                       "Bilmeze İthafen"
ÇOBAN ALİ
 
Sordum bir esnafa:
Nerededir O köy, nasıl bir yerdir?
Sen bilmezsin gardaşım
Dağ başında bir köy
Yolları yola benzemez
Bir vadinin arasında
Ben deyim beş yüz sene, sen de bin
Kervan geçemez bir köy
Kızılbaş derler bir millet
Adam yemezler ama yakarlarmış
Yatar, kalkar yunmaz, yıkanmazlarmış
Ama ara sıra şehre inerler
Yoğurt, süt, mal, davar satarlar
Entari, basma, kara lastik, terlik, tüp alırlar.
Alışverişleri sağlamdır, su katmazlar süte
Çalmazlar yoğurdun kaymağını
Otuz yıllık esnafım
Daha hesaplarını tutmadım
Günü gününde hazırdır para.
Bende anlamadım be gardaşım
Hem bunların kuzuları, söylendiğine göre
Çift, çift kuzularmış.
 
Vardım buldum o köyü
İki dağ arasında, sol yanında bir mezarlık
Kimi mermer kimi taş
Yolları çamur, köpekleri kocaman
Yanlarında bir çoban
Merhaba arkadaş, ismin nedir?
Dertleşsek biraz, sen anlat ben dinleyim.
Ali benim adım, mal güderim çobanım
Aha bu it enikti, şimdi kocadı, ölür yakında
O zamandan beri.
Sizin kuzular çift kuzularmış doğru mu?
Doğrudur Can, çift kuzular.
Kızılbaş derlermiş size, nedir bu?
Ali kızıl giymiş ondandır.
Ali'yi anlatsana biraz.
Nasıl anlatsam hocam, Allah desem
Allah değil. Nebi desem, nebi değil
Ama ekmeğini çok yedim!
Oda dolaşır bu dağlarda
Talip hain olmazsa, malımıza davarımıza
Kurt girmez, saklar Ali.
O'ndandır hep çift kuzular koyunlarımız.
Anam gel-get akıllı unutur bazen azığı
Torbam boş çıkarım, asarım dala.
Bakarım sıcak ekmek, hiç aç koymaz bizi
İşte böyledir Ali.
Derdimiz olsa O'na deriz
Hastamız olsa O'na gideriz.
Keçeci Baba var şurada
Oda Ali'nin kuludur.
Hikmeti, kerameti sayılmaz
Biz Ali'yi çok severiz, dağdan taştan
Anadan, eşten- babadan, kardeşten çok
Hem kurban vermiş oğullarını
Hakkın yolu sürsün diye
Fatma Ana'ya çok yanmış
Açları hep doyurmuş
Zalime kılıç çalmış
Hiç bir zaman korkmamış
Hep Hak ile kalmış.
"Âdem benim Musa ben,
İsa benim, el veren
Tur dağında ol âlem
İşte benim der Ali."
Evden çıkarım gerimde Ali
Yola koyulurum önümde Ali
Sağımda Ali, solumda Ali
Gece yatarım yanımda Ali
Sen olsan sevmen mi canım
Yollarına kurban olman mı canım?
 
 
Kimi eski kimi yeni, çıkmış üç beş geveze
Şimdiye kadar secde eder Muaviyeye
Bugün "Bir kaç kelime, öğrenmiş" diye. 
Bin yıllık dinimi, yüreğimi, sevgimi
Bana mı öğretecek
Yezidin dün yapamadığını
Şimdi o mu yapacak.
 
                                            11.03.2011
                                              TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
                                              "Kadına İthafen"
CELLÜ NENE
 
Cellü kocamış, yaşı varmış seksene
Üç oğlu bir kızı, hepsi gitmiş gurbete
İhtiyarı da öleli olmuş üç beş sene
Cellü Nene yalnızdır, üç odalı bir evde.
Bahçesinde bir dut ağacı
Karadut
"Oğlum çık hele dala
Topla biraz dutlardan
Aha sana birde tas
Doldur hepsini buna"
Yedi miyim, sekiz mi yoksa daha küçük mü?
Hatırlamıyorum tam, hatırladığım
Bir kaç beyit kulaktan.
Cellü Nene bilirmiş on bin beyit
Söylermiş, Görümlüden Kul Himmet'ten
Oda çömezi Pir Sultanın
Neşeli günlerinde
Oğlu, kızı, eşi var iken
Komşularda toplanıp
Severlermiş dinlemeyi
Ezberleyende olurmuş, besteleyende
Anlatıyorlar şimdilerde.
 
"Âlim ne yatarsın günlerin geldi,
Süleyman’dan haber veren turnalar,
Yollarına kurban olduğum İmam Hüseyin."
 
Hem söyledi, hem ağladı.
Karadut
Tek bir tanede yedi
Çok sonradan anladım ki
Bana yedirmekti derdi.
Kime ne deyim, ne anlatayım
Dertleri kime yanayım
Yezit demiş "bunlara su bile vermeyin."
Köyler boşaldı kalmadı kimse.
 
Herkes düşmüş bir düşmüşe.
Avrupa nerede, benzer mi bizim köye
İstanbul, Ankara, İzmir
Kızım nerde, oğlum nerde?
Aç mıydık eskiden
Bir tasa kaşık sallarken
Doymuyor muydu karnımız
Malımız, davarımız, ağacımız, meyvemiz
Dalı kırık değirmen
Öğütmez miydi unumuzu
Bir odada dokuz kardeş
Kilerimiz boş muydu?
Kime söylesin şimdi beyitlerini
Eski tadı kalmadı
Kime naz etsin, "olmaz" desin.
Cellü Nene ellerin
Gözyaşların dillerin
Neredesin şimdi sen
Dut toplar mısın, el sallar mısın?
Yine ağlar mısın?
Ağlamasan gülsen artık
Bende sana bir gül versem.
Oğulların, kızların, torunların, dostların
Fotoğraflarına baksak yine
"Bak bu Ali, okula yeni gidiyordu
Bunu da Avrupa'dan göndermiş
Torunlarım biri Nergis bir Gül
Celal emmin ne heybetli"
 
                                           12.03.2011
                                             TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                  "Atatürk'ümüze İthafen"
 
ATAM BÜYÜK ADAM
 
Dedeleri kızıl oğuz, yakın köylüdür
Büyük ihtimal, Celali soyludur.
Özgürlüğe âşık sarı paşam
Yurdu yurt, milleti millet
Toprağı vatan yapan adam
Çekmiş çizmeleri zor günde
Kanlı boğuşmalardan sonra
Bazen aç, bazen hasta
Karış, karış dolaştıktan sonra
"Bu millet esir yaşayamaz
Ya yok olur, ya hür
Bunca cepheler gezdim
Görmedim Türk gibi sadık
Ölümden korkmayan
Cennete koşar gibi ölüme koşan"
Kesmiş üç, beş yobazı
Laf anlamaz madrabazı
Saltanat neymiş, hilafet ne
Kan kusturan millete
Halk tebaa mı olacak
Toprak padişahın malı
Haremleri doldurmalı
Yalan dolu dilleri
Kılıç çeker elleri
Hep işleri güçleri
Milleti dolandırmak
Uydurulmuş bir düzen
Ne Allah var ne izan
Halkın oğlu öküzü
Cephelerde kalmalı
Padişahım Sultanım
Haremlere dalmalı
Ne de olsa Allah'ın adamı
Bu nasıl Allah ki
Sana vermiş her şeyi
Halk senin eşeğin, bin binebildiğince
Uyduruktan fetvalar
Halkı kandırmak için
Başkaldıranı kes, as, doğra, biç
Doldur kuyulara
Yer kalmazsa ormanlarda yak
 
Hak adildir, sende buldun belanı
Ne sarayın, ne köşkün haremin
Hepsi kaldı burada
Bindinde defoldun, iki kürekli
Bir sala
Mazlumun ahı tuttu, tutar
Toprak seni yuttu, yutar
 
Bu olmaz, olamaz
Yobaz, bağnaz, madrabaz
Afyonlu beyin laftan anlamaz
Bunlar mı kuracak, kurtaracak
İradesini vermiş ele
Ağam bilir, paşam bilir
Ah be kardeşim
Hani "Haktan başkasına
Boyun eğmeyecektin."
Kendindeki cevheri
Mücevheri, halleri
Üç kuruşa, belki bedava
Kıymet bilmeze vermeyecektin.
Şimdi kendine gel, özüne dön
Bak yeniden türüyor
Kızdırdıkça ürüyor
Yeni ağlar örüyor
Sultanın paçozları
Yok, yeniden Osmanlı
Yok, yeniden cüppeliler
Millet özgürlüğün tadına vardı
O ancak kendini kandırır
Birde üç, beş çanak yalayıcı
Cumhuriyet, insanlık, aydınlık
Bilim hakkın ta kendisi
Yol odur varana
HAK O'dur bulana.
 
                                12.03.2011
                                   TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                      "İnsana İthafen"
 
BİZDEN EVRENSELE
 
"Güneş" derim, ay ve yıldız
"Işık" derim
Yağmur, bulut, hava
Su, örneğin
Suyun dili var mıdır?
Işığın milleti
Köyü, babası yıldızların
Dini var mıdır dağın
Ayırır mı kulları
Bölüştürür mü, paylaştırır mı?
Dinlerin ortak dili
Bir Allah, kana girme, çalma
Yalan söyleme, kandırma
Ahlak her yerde aynı
"İyi insan ol" der. Herkes
"Ama nasıl" ını sorma, ol!
Bundan sonra iyileştir
Güzel, temiz, doğru, adil
İnsanın yüzü dönük Hakk'a
Ateşe atmak için beklemiyor ya
Ya bilmez
Ya bilir, çevirir, işine gelmez
Ondan kulun debelenmesi
Öyle bir yer olsun ki, herkese sığınak
Bir görüş bul ki insanlar eşit
Zenci, sarı, beyaz sadece renk
Kavga, dövüş, hır, gür
Biraz dur!
Bak, düşün, anla, anlamaya çalış
Aç mıdır, bilmez mi, hastamı
Mutlaka var bir derdi.
Kanser midir, verem mi?
Dertlerin dermansızı
Kibir, gurur, haset, riya mı?
Zor mudur, teşhisi tedavi
İsteklerle doluyuz. Olur, olmaz
Bu kalıp,bu arzu bana uyar mı?
Kendimi bulmalıyım
Haddimi bilmeliyim
Yanlışı doğru, pisi temiz
Karayı beyaz yapmalıyım
Başka türlü yollar, eller
Hastalıksız, aydınlık
Arınmış, arı, duru
Vermeli hep el ele
Ama kandırmadan dolandırmadan
İhtiras, kin, nefret olmadan
 
Farz et başkasın
Kadınsın örneğin, erkeksinde
Yahudi sin, Budist veya ateist
Başka dinden
Engellisin örneğin kör veya dilsiz
Ne fark ederdi senin için
Anladın!
Ortak bir payda var
Fazla uzun değil hayat
Düşünmeler zamansız
Fırsat ele geçmez
O halde
Sende bir damlacık
Ekle evrensele
Sahte değil gerçek
Bende bunu buldum
Bunu gördüm
Yaptım
Yapıyorum, yapacağım.
Başaracaksın
Başarırsın
Başarmalısın
Kan akmasın yaradan
Önce durdur ve temizle
Sonra sar
İnan bana senin yaran o yara
Hepimiz insansak
O halde, demek ki:
 
                                     13.03.2011
                                         TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                              "Dostluğa İthafen"
TELLİ SÜZEK
 
Babam almış gelmiş, bir süzek
Bildiğin çay süzeği.
Anam der "Adam bu ne
Kahvecinin süzeği"
Babam der "Sen ne anlarsın
Sosyetenin süzeği."
 
Süzek yüzünden kavga olur mu?
Nasıl beğenmezsin ben seçtim.
Seçtinde kötü seçtin
Kes bari sapını.
O zaman yakışığı gider
Ne kadar para saydım ona
Beğenmezsen kullanma.
Kullanmayacaksam niye aldın.
Çöpe mi atayım, geri mi götüreyim.
Dursun kullanırım ben
Misafire çıkmaz o
El ne der sonra
Görmemiş bunlar hiçbir şey.
Elin sözüne bakarsak
Ne oturabiliriz ne kalkabiliriz
Yolda bile yürünmez
Sağa sola dönülmez
Sen bildiğini oku!
Doğru yoldan dönülmez.
Dışarıdan bakıp desek
Kim haklı,
Dava süzek davası.
 
Bahane ararsan, bit pire
Yolaçan ölüme bile
Bazen küçük bir mikrop.
Adınımı değiştirmeli süzeğin
Kimleri süzer bu süzek.
Atmış yaşında ibrahim dayı
Hiç konuşmaz kimseyle
Ama sabah ilkönce
Giren odur kahveye.
Çaycı bilir, tanır, sormaz
Yirmi yıldır böyledir.
Nohut çuvalı seksen kilo
İbrahim dayı onu taşır
Anlayacağın hamal.
Bir özelliği daha
Bir bardak çay höpürdeterek
Yanında bir "birinci."
Ama çay süzeksiz olacak
Yoksa basar fırçayı.
Çok sevdiği bir eşi
İki oğlu bir kızı
Varmış ibrahim dayının.
Sonra felek bir çelme
Hanım kaçmış ellere
Dayı perişan o günden beri,
Kimseyle konuşmuyor.
Tek keyfi hayattan
Süzeksiz bir çay ile tek "birinci"
Kim icat etmiş bu süzeği.
 
                                   13.03.2011
                                      TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                      "Nefese İthafen"
 
SOFUNUN HATASI
 
Günde en az beş bin, zikir çekmelisin
İçindeki canavarı, dizginlemek için.
Peygamber gibi sakal, cüppe
Odunla fırçalamalısın dişini.
Taharet gerekirse, yedi taş
Nohut, ceviz büyüklüğünde
Tuvaletin alafranga olamaz
İlla çökmelisin.
Arapça okumalısın, anlamasan da
Türkçe söyleme çarpılırsın.
Tarikatından olmayana dokunma
Necis çünkü, pisliğine bulaşırsın.
Evine alma kimseyi, kendinden başka
Gitmede.
Senin şeyhin bir numara
Ne derse hak sözü
Başkalarına bakma.
Akıl zaten gereksiz
Vicdan lazım değil
Kızını gömebilirsin bahçeye
Namussuz
Lekelendi, kirlendi.
Karayı seversin ne hikmetse
Kara çarşaf, kara sakal.
Neler oluyor dünyada
Bilim nedir
İnsanlık nelerle uğraşıyor
Sende bir şeyler yapabilir misin?
Sana ne lazım.
 
İçindeki canavar gerçekten var
Vicdansız ve namussuz canavar.
Ama onu sen besledin
Ne dedi peygamber:
"Her varlığın bir gıdası var
Şeytanınki ibadetler."
Anladın mı şimdi neden
Bir türlü kurtulamıyorsun
Hazır sofrayı kurmuşsun
Aklı, vicdanı salmışsın
Başköşeye almışsın
Besliyorsun şeytanı.
Ebu Cehilin sakalı daha gür
Cübbesi daha şaşaalı
 
Sen ne kadar değerliysen dostum
İnan bana her insanda o kadar.
Sakın Allah kuluna
Özellikle insana, kem gözle bakma
Hor görme asla.
Hayret belki ama
Hak buyuruyor:
"Nefsine zulmetme, cevherini ben üfledim,
Akıl etmez misin?"
Kurtulmak istiyorsan, azgın nefsinden
Aklını, vicdanını geri çağır ve oku!
Vesselam.
                                         14.03.2011
                                            TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                                             "Cesura İthafen"
DERTLİ HASTALIK
 
İnat, cehalet, zorbalık 
İnsanlığın baş belası, şeytanın üç kılıcı 
Sabır, bilgi, yumuşaklık, hastalığın ilaçları
Eli kanlı katil 
"İslam’da pişmanlık olmaz ki." diyebiliyorsa,
Hem inatçı, hem cahil, hem zorbadır 
İflah olmaz, uslanmaz.
Dinden hiçbir şey anlamamış
Peygamberden ders almamış.
İçi zaten zifiri karanlıkmış, 
Üzerine bir post giymiş 
Adını İslam koymuş, postun içinde kurt
Neden bu hale düştün?
Belli ki beslendiğin
Otlandığın, yemlendiğin, yerlerde sularda mikrop var.
Öyle bir organizmasın ki
Ekmek yerken, herkes gibi
Su içerken veya başka
Nasıl bir mekanizmaysa
Cinnet, vahşet, facia
Karanlık üretiyor.
Ben derim ki: 
Senin hazretlerinden, 
Eğildiğin zalimlerden kaynaklı 
Nehrevan'da Harici
Bozok'ta Kuyucu
Kerbelada kaideci
Evlere dalar, belinde bombalarla
Nasıl bir lanet, melanet, bulaşmıştır bunlara.
 
Kangren olmuşsa bacak, kesilir
Bulaşıcı hastalıksa karantina
Veremin ilacı bulundu
Veba, tifo, tifüs kalmadı
Cüzzam silindi, İsa'nın eli olmasa da.
Ya bu mikrop nasıl temizlenecek
Zorbalığın ilacını kim bulacak.
Sabır dersen, oda sabrediyor
Kitap dersen, okuyor
Dua dersen, ediyor.
Bu nasıl baş belası
Namaz kılar, herkesten çok
Alnı nasır yarası.
 
Önce ister, sensiz cuma olmuyor
Sonra keser, yol keser
Çocuk keser, kan keser
Kapısında nalları kana boyanmış
"Bakın bu işarettir,
Bende vardım orada." 
Sonra dövünür feryat, figan 
Şaka desen, kan var
Gülünç desen, trajedi
Anlaşılır gibi değil
Bu nasıl cemaat, nasıl ümmet
Nasıl bir lanet, nasıl felaket!
 
Aman bu konulara hiç girmeyelim
Neden efendim?
Fitne çıkmasın, fesat olmasın
Çıkacağı kadar çıkmış kardeşim
Ortaklığın mı var. Hale bak
Yoksa sende mi oradaydın?
Dün söyleme, bugün deme
Ört üstünü kapansın
Da ne zaman açılsın
Hani tövbe, tövbeciler, af dilemek
Özür dilemek, bağışlanmak
Söylensin temizlensin.
Bin dört yüz yıl oldu, belki fazla
O günlerden sonra
Bak bu günlerde bile
Felaket, cinnet, vahşet, kan, bomba
İnsanlıktan çıkan caniler
Nasılda türüyor, başka dallarda
Hallerde, kılık ve kıyafetlerde
Aç bak, örtüyü kaldır
Aynı kök, aynı hazret!
Kökü kurusun artık
Fitnenin, cinnetin, cinayetin
Korkma kaldır. Allah var.
 
                                          15.03.2011
                                              TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
                                "Sevgiliye İthafen"
SÖYLEM DİLEK 
 
Eskiden yemekten önce
Dua edilirmiş Hakk’a 
Örneğin Yunus veya
Başka bir eren hatırına:
"Ya Rabbi bize, yüzü suyu hürmetine
Katından gönder"
Gelir ve yenir.
Öyle anlatılıyor, yokluk zamanı.
Filmlerde de gördüm ben
Avrupa, Amerika'da filan
Yemekten önce elleri birleştirip
Gözleri yumup teşekkür ediyorlar
Fakat sofra zaten kurulu!
Verdiğine şükrediyorlar
Her şeye teşekkürler.
Kabe’ye gitmiş hacı
Gözleri yaşlı güneşten midir?
Torunlarını mı özledi yoksa?
Oda dua ediyor:
"Allah'ım kızıma bir koca"
O kadar yolu, zahmeti, kahrı
Bunun için çekiyor
Demek ki kızını çok seviyor. 
 
"Sevgi" derim. Bulamazsa evde 
Çocuğun oğlun, kızın arar sokakta
İlk bulduğunu sarılır, sıkıca
Kandırılırsa başına gelir
Her genç kızın başına gelen.
Onun için: "Oğulcuğum, yavrucağım
Bir tanem, kızım, aşkım, sevgilim, canım"
Ne büyülü sözlerdir. İnsanı evde tutar. 
Dile sende bir şeyler gönlünce
Ekmek dile, aş dile
Sevgi dile, aşk dile
Çoktur O'nun malı, cevheri
"Hayır" dile. Güzellikler adalet
İnsanlık, dostluk dile
Yüce makama çıkıp
"Onu kahret! Bunu mahvet!"
Denir mi utanmadan.
 
                                                 15.03.2011
                                                    TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                     "Bilime İthafen"
NEDENDEN NASILA
 
Hikmet, komşunun oğlu değil
Nedenleri bulma, bilme bilgisi.
Felsefe Yunanda doğmuş
Kökü yine Anadolu
Oda bir çeşit ilham, vahiy.
Dağınıklığı toparlama
Fazlalıkları atma
Yoğunlaşma - konsantrasyon 
Düzenleme, detay, sistematik 
Kök hücreden bebek, babasız 
Hatta yürek 
Beyin yapılabilinirse, canlı kanlı
Makine değil gerçek
Endower yüz ellinci
Yolculuğuna hazırlanıyor
Discovery emekliliğe 
Hikmetin sayesinde.
Kopalı kaç yüzyıl oldu ondan 
Eskiden güneş doğudan doğardı
Şimdi balçık,
Bilime düşman oldun
NASA'ya ne gerek var
CERN’ DE neler oluyor? 
Sence: "Çık, bak nereye kadar!" 
Hani ilim senin malındı
İki günün aynı olmayacaktı
Bu çelmeyi kim taktı?
 
Önce kaldır üzerindeki yorganı
Elini yüzünü yıka, kendine gel
Aynada bak haline.
Gerekirse en baştan
Sebeplerin sebebi
Dört unsur ve enerji.
Anlıyorum horlanmışsın
Kalkmalısın ne olduysa.
"Elde var bir" ile başla
Sende tut sırları, formülleri iyi sakla,
Katıl, yürüyüşe koşuya
Belki sen bulursun başka gezegenler
Evrenler
Yeniden dirilenler
Hastalık kalmaz belki, ışık olur insan
Farklı boyutlarda, farklı varlıklar
İki, iki daha beş edebilir
Ölüm yok olmak mı?
Yeniden dirilmek, diriltmek nasıl
Bunları da sen bul
İletişim örneğin, beyin dalgalarıyla
İnsanın enerjisi, gücü
Taht gelmeli, göz açılınca.
                                    
                                         16.03.2011
                                             TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
                                       "Meşgule İthafen"
DÜZENSİZLİK DÜZENİ
 
Güçsüzlükten mi, çaresizlikten mi?
Bir akıntıya kapılıp gitmek
Suyun içindeki çöp gibi
Akıp giderken
Başını
Bir o taşa, bir bu taşa vurmak.
Yuvarlanıp durmak
Aşağılara doğru taş gibi
Ayağını kaybedersen, yürüyemezsin
Elinle tutarsın aletleri
Aklın sana ışıktır, yol gösterir
Vicdanın doğru işareti.
Bunca malzemen varken
Elsiz taş, ayaksız çöp
Akılsız odun gibi yaşayamazsın.
 
"Gününü üçe ayır." der Pir
Birbirine karıştırma, benzinle ateşi
Çalma veya başkasına verme
Başkasının hakkını.
İpin ucunu bir kaçırdın mı
Batağa batarsan bir kere.
Elindekini kaptırırsan, kaybedersen
Düzenin bozulursa
Dikiş tutmaz zor, bir daha.
Aşure pişirmişsin, tuzlu biberli
Ebru diyorsun, çamur
Mozaik, mozaik değil
Bunların adı çöplük
Karman çorman, tatsız tuzsuz
Kokusu kötü, hasta eder insanı.
Bir maskeli balo gün boyu
Elli masken var senin
Hiçbiri sen değilsin
Kendin ol, kimseyi memnun edemezsin.
İşte bunlar için
Dinine siyaset, riyaset
Ticaret, hile, menfaat karıştırma
Uymaz, uyamaz, olmaz
Her şey yerli yerinde olmalı
Buzdolabına ayakkabı koyanı gördün mü
Veya uyuyanı asfaltta
Şeker hastasına ensülin
Hasta olmayana ver bakalım
Neler oluyor
Öldürmek istiyorsan başka.
Anahtar kapı açmak içindir
Vidayı zorlarsan anahtarla
Anahtardan da olursun vidadan da.
Bilmiyorsan ne nerede kullanılır
Hangi alet, hangi iş için
Öğren, zorlama
Zamanını gününü de tıpkı
Bunlar gibi düzenle
Karıştırma birbirine
Bak o zaman
Her şey nasıl yavaş, yavaş
Yoluna giriyor
Ailen mutlu, aşuren tatlı
Ticaretin kazançlı
Kalbin rahat
Ne güzel hayat.
 
                                 18.03.2011
                                   TOKAT
 
 
 
 
 
                                  "Çalışkana İthafen"
TEŞKİLAT
 
İnsanın üç yeteneği varmış
Spor, resim veya müzik.
Herkeste biri mutlaka
İkisi bazen, üçü dâhilerde olurmuş.
Yeteneklerine göre
Tanısak insanları
Yapamayacağını değil
Yapacaklarını versek ellerine
O mutlu, sen huzurlu.
 
Bir vücut gibidir dergâh, dernek
Her şey yerinde olursa işler
Sağlıklı, güçlü, büyük.
El işlerine önem vermeliyiz
Berekettir.
Sazı çalanda olmalı, yapanda
Resim, tiyatro, sinema.
Atölyelerimiz olmalı
Yarısı çalışana, yarısı dergaha.
Kitaplar, dergiler, CD’ler
Üretelim, arşivleyelim
Geleceğe katkımız olsun
Koleksiyonculuğu sevelim
Az çok biriktirelim.
Site kurucularımızda olsun
Sultanı gözetleyende
Pir derki:
"Git bak orada bize, toplumumuza
Uygun bir yaşam alanı var mı?"
Sarı Saltuk en az on yerdedir.
Kat'ta ne türbe var ne bina           (Kat kasabası, karargâhın kurulduğu yer.)
Ama insanlar kurban keser
Şifa arar, derman der
Bir duvar içinde bir oyuk.
Unutulmasın, saklansın
Zamanı gelir, çıkar ortaya
Derler ki:
Bektaşi dergâhları
İmha edildikten sonra
Başka yollara bırakılınca
Yeniden az sonra
Tekrar başa geçti
Başka icazetle, başka donla
Pir Sultan derki:
"Bu kaçıncı ölmem hain
Ölür, ölür dirilirim."
Yezit, şimdiki yezit
"Bu köyler boşaltılsın
Dağıtılsın Kızılbaşlar
Su bile vermeyin!"
Köyler boşaldı doğru
Şimdi cem - semah
Amerika'da
O halde dostum
Bu kutlu inancı, bağı
Sende unutma, unutturma.
 
                                         18.03.2011
                                            TOKAT
 
 
 
 
 
 
                                 "Devrimciye İthafen" 
İNKILÂP VE GÜNEŞ
 
"Bir türlü anlamıyorum" diyor
Nasıl olurda
Doğranır peygamber soyu,
Daha kokusu dururken
Kızları esir, elleri zincirli ve aç
Akıl alır gibi değil.
Okumadın mı daha dün
On yedi yıl bakıp beslediği
Kendi kızını
Erkek arkadaşıyla konuşuyor diye
Evinin bahçesine, babasıyla
Yardımlaşıp gömen babayı
Ve kızın ciğerlerinde toprak
Yani ölmemiş diri, diri.
İnanç adına, çuvala koyup
Geçen gün selam verdiği
Komşusunu, yine diri gömüp
Evin tabanına ve tamda
Onun üstünde namaza duranı.
 
Madem bizden anlamıyorsun!
Spartaküs okuyup izliyorsan,
Direniş, töre, mücadelenin
Nedenlerini hissedebilir
İşte o zaman anlayabilirsin
Celal Baba, Şah Veli
Kalender Çelebi, Zünnun Baba
Daha yüzlercesini
Pir Sultanı anlatmaya ne hacet
Onu herkes tanıdı.
 
Devrimcilik bir gün değil
Her zaman.
Kargaşa, terör değil amaç
Kulun kula kulluğunu
Yok etmek.
Komünistler yolun yarısında kaldı.
Devrimi yanlış anladı
İnsanı makine sandı
Allah ile savaşa daldı.
Bataklıkta çiçek yetiştirmek,
Nehirleri tersine akıtmak,
Dikene gül aşılamaktır, devrim.
İnsan için diyorsan
İnsana düşman olamazsın
Ölüm mangaları kuramazsın
Adalet diyorsan, herkese adalet
Politbürolar, özel makam araçları
Girilmez! Tatil köyü, yazlıklar
İşçinin düşünmeye bile vakti yok.
Sınırsız devlet, sınıfsız toplum
Herkes eşit
Ne güzel kelimeler.
Onca fedailik, fedakârlık
Sıkıntı, acı, keder, gam
Gece gündüz çalışmalar,
Sonra
Bir zalimi kovup
Başka zalimler mi gelmeli
Yaşasın mı yeni zalim
Zalimsiz yapamıyor musun?
 
                                     19.03.2011
                                         TOKAT
 
 
 
 
 
                                   "Teröriste İthafen" 
HAYRET GERÇEK
 
Kanla mı beslendin
Vampir mi, sivrisinek mi, yarasamı
Senin içindeki
Anarşi, kavga, bataklık
Cinnet, vahşet, cinayet
Elinde silah, belinde bomba
Beynin lastik mi, çamur mu
Robot desek, baban var
Bir anadan doğdun.
İnsanları köyün meydanına
Toplayıp kadın, çocuk
Bağırmalar ve ateş.
Yol kesip durdurmalar
Kimlik ve ateş.
Bağlamalar el ayak
Naylon eritip, damlatmalar
Yüze göze.
Katran, afyon, eroin
Uyuşturulmuş beyin.
Tecavüz, fotoğraf, şantaj.
Kız kaldırmalar dağa.
Haraç, davar yoksa ateş.
Yak yakabildiğince.
Tarihte ne canavarlar
Kuduzlar, saldırganlar
Hepsini geçtin
Artık seninde ayrı bir adın var
Terörist
 
Adını bilmediğin
İnsanların arasına dalıp
Belindeki bombayı
Patlatabilirsin sen.
İpin kimin elinde, ya kumandan
Pilleri takan kim
Ne tür yemek yersin
Neyle beslenirsin
Ne içer, neye susarsın
Kim getirdi seni bu hale
İçine bunu sokan kim?
Neden hep buralarda
Buralara yakın yerlerde
Türer, ürer, çoğalır
Sihirli değnek kimin elinde
Masum bir bebekken, diğerleri gibi
Düşün nasıl sevimli
Gülücükler atarken etrafa
Varlık, yokluk, yoksulluk
Bedava canlar
Hatta sırt ağrısı, ağırlık
Seni doğuracağına
Sizde yaşam mı yaşam
Sizde kalım
Sizde zorluk, zorbalık
İmkânsız, sonun yok.
                                  23.03.2011
                                      TOKAT
 
 
 
 
 
TAHARET TAŞI                           "Yobaza İthaf en"
  
Yeni ürünler gelmiş, gördün mü?
Hacı Hüsamettin Efendinin
Hac malzemeleri dükkânına.
Misvak, seccade, tespih, zemzem
Namaz tülbentleri, misler, posterler
Çeşit epey çok.
Girişte solda, hurmaların orada
Taharet taşları
Rengârenk, boy boy
Kadına, çocuğa, yaşlıya
Erkeğe, bakireye göre çeşit çeşit
Taif taşı bunlar.
Taharetlendikten sonra
Yıkayıp tekrar kullanabilirsin.
Nohut, ceviz büyüklüğünde
Lazım olan yedi tane.
Hoca Efendi:
"Siyahlar daha makbul" dedi
Tırtıksızmış.
Çocuklara sıkı tembih etmeli
Dikkatli kullanmalı.
Libya'mı?!
 
Ayşe hanımın beyi varya
Osman Efendi. Cübbelinin oradan
Hisse almış, sende alsan mı?
Yedi yıldızlıymış bina
Aslında, içki olmadığı için
Yıldızının birisini saymamışlar
Alsan mı?
Yemen mi?!
 
Kaldır başını yukarı, yobaz
İyice yukarı bakabildiğince
Gördün mü? Şimşek
İndir şimdi, aşağı bak
Bak, bak. Deprem.
Haberin yok ama
Senin hanım başkalarıyla...
Kızında,
Oğlunu sorma, onunda
Sapkın ilişkileri var.
Daha dur. Bu ne ki
Şam’da kayısı.
Baş başa kalınca
Seninde kafan iyi olunca
Daha neler anlatırım sana.
Yatılı kursa göndermiştin ya
Oğlunu, biriciğini, Fatih'ini
İşte Onu, orada, gece
Banyoda zorla
Erkekliğinden ettiler.
Anlayacağın oğlun şöyle böyle
Gelininin hallerini düşün bundan sonra.
Karın, kızın, oğlun ve şimdide gelinin.
Bu kadarını ben dedim
Hikmetini de sen bul.
 
Dur hemen ağlama
Git bir taharetlen
Dişlerini misvakla
Mis kokuları sürün
"Bu sakalın çok faydası var
Sana inanır insanlar" demiştin ya
Sakalını tara.
Karına bahsetme sakın olanlardan
İçinde tut, ört üstünü, yoksa kahrolur.
Kahrol.
 
                                           23.03.2011
                                             TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
BİR KEZ DAHA                               "Anlayışsıza İthaf en"
 
İlim senin malın derken peygamber
Bilimle aydınlanmayan yolun sonu
Karanlıktır derken Bektaşi Veli
Biz tekrarlayıp dururken bilginin değerini
Anlamamakta inat edip dururken
Çakılıp kaldığın kıyından sökülemezken
Bir türlü.
Üstelik devam ederken
Bizi suçlamaya.
Üzülmüşler hanımefendiler, beyefendiler
Onların tarafını tutmadık diye.
Sen beni kendi bataklığına çekmek isterken
Ben sana bir ip atmışken çıkarmak için
Temizle üstünü başını
Elinde fırsat varken.
Oradan bakınca nasıl görünüyor ama
Buradan bakınca boğulmana az kaldı.
İnadın kurtaramayacak seni
Kim yuvarladıysa oraya
Kötülük etmiş açık
Hayaller, masallar içindesin
Hakikatlerle alakan yok.
 
Batıda veya Okyanusun ortasında
Çalışan, çalışkan adama
Hakk Teala, istediğini öğretmez mi?
Hakikatleri gösteremez mi?
İncelikleri, detayları, bilgiyi veremez mi?
Gece gündüz düzenli çalışırken batılı
Yüz değil bin defa tekrar
Bıkmadan, usanmadan denerken
Bulmak için formülleri, çözmek için sırları
Zincirlerini kırmak, kurtulmak için
Uğraşırken, insana değer verirken
 
Sen Doğulu Müslüman! Gece gündüz yatıp,
Didişip dururken onunla bununla
Hep gözün başkalarının malında,
Çalmayı adet edinmişken.
Hem kullanırsın teknolojiyi, gelişmeleri
Hem görmezsin, görmek istemezsin hala
Etrafındaki bütün ilerlemeler
Mimari, elektronik çağ, haberleşme, internet
Yeni ilaçlar - deva...
Daha dün yapılmışken yürek, laboratuarda
Çalışmanın, bilimin eseri.
İnadının, cehaletinin hatta rezaletinin
Sonunu görmemeye devam ederken sen
Bataklığın tam ortasındasın.
Ben yine merhametliyim, sana bir ip attım,
İnan başkası yüzüne bile bakmaz
Tokat üstüne tokat hak ettiğin.
 
                                                      06.04.2011
                                                          TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                   "Siyasetçiye İthafen" 
ÇOK YÜZLÜ SEYİS
 
Siyaset, seyislik
At terbiyeciliği yani.
Rodeo, vahşi ata binme sanatı.
"Şeytan işidir" derler
İnsandan en iyi O anlar.
Hele toplulukları idare
Bir o yöne bir bu yöne sürme.
Menfaat, çıkar, fayda
Taraftarlık mı yoksa
Takım tutmak mı
Yüzde kaçın ilgisi var.
Kaç senede bir oyun, milyonda bir
Cambaza bak, cambaza
Bir o şapka, bir bu takke
Politikaya gelince, çok yüzlülük.
  
Denge kuran mısın, gücün var mı
Para veya çevreden çok
"Etkili Bilgi" diyorum. Ben
Öncelikle bilmelisin
Dünyanın genelinde güncel
Bir siyaset vardır.
Bilgi sahipleri her zaman
Geleceği kurar.
Eskidenmiş baskı, şiddet
En son çare şimdi onlar.
Milyar dolarlık bütçeler
Milyonlarca çalışanları olsun.
İçin içi" der Mevlana
Ali ise dokuz kat içi
Kasparov yüz sekseninci
Hamleyi hesaplarmış önceden.
Eğer doğru yerde olursan
Tam zamanında orda.
Yapman gerekeni yaparsan
Önemlisi, sen olduğu bilinmeden.
Devam edebilirsin oyuna
Fark edilirsen tuzak kurarlar
Anlaşılırsan, oyuna gelirsin bilmeden.
Ustaysan kalfa yetiştir.
Zekilerden seç öğrencilerini
Kendi iradesi olanlardan
Hürriyetin değerini bilen, güçlü.
Düzen, sistem, nizam, plan
Kurmayı bilen, başkalarının
Planlarına da önem verir değil mi?
En üstün planı bulup yapan
En güçlü olacak olan.
O halde, başla
Kur oyununu yeniden
Olabildiğine geniş düşün.
İki bin beş yüz yıl önce Aristo
Sınıflandırma, ayrıştırma
O'ndan yüzlerce yıl sonra Descartes
Sistematik, düzenleme.
Şimdi küreselleşme alabildiğine.
Millet karakterimize uygundur
Yapabilirsin, başarırsın.
Sıyrıl yeterki, zincirleri kır.
Bilgi en önemlisi sınanabilen ve belge
Sır gibi sakla bunları
Kıymet bilmeze verme.
Her yerde gözün kulağın olsun
Sultanların saraylarında da
Yemekhanelerinde de
Tüccar, aydın ve idareci
Hepsinden haberin olsun.
İnsanlık bilen, adil olacaksın
Geleceği sen kuracaksın.
 
                                    24.03.2011
                                        TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                              "Aileye İthaf en" 
EĞİTİM VE ARKADAŞLIK
  
Eğitim bir süreç
Beşikten mezara süren.
Eksikleri tamamlama
Fazlaları atma
Malzemeleri kullanma
Bilinenden bilinmeyene.
Yakından uzağa.
"Merak giderme" der kimi
Kimi mecburi değişim.
Herkesin buzdolabının kapağında
Bir programı olmalı.
Sorulacak sorular
Okunacak kitaplar
Gidilecek yerler.
Kütüphane oluşturmalı
Kullanmalı faydalı bilgileri.
İnsana inanırsak
Bulacaktır doğruları.
 
Hatırlar mısın sorardı öğretmen
"Büyüyünce ne olacaksın?"
Kimi subay kimi mühendis
Öğretmen, doktor, bilim adamı
Fabrikatör.
Kimi oldu, kimi yarıda kaldı, öldü.
Bambaşka yerlere savruldu kimi.
İlerlemeler, yol almalar
Bir yerlere gelmeler
Eğitimsiz olamaz.
Çocuğuna birey gibi rol tanı
Onunla arkadaş gibi konuş
Değer ver, sevgiyle yoğur
Onu da programla kur.
Geçtiğin yollardan bilgilendir.
Zorlama, tam tersini yapar.
Ortak frekans,
Sinyal göndermek
Veya almak için
Olmazsa olmaz.
O halde antenin yönü
Kadar doğrultusu da önemli.
Meşgullere vakit ayırma
Dinler, dinler gibi yapar
Aklı başka yerdedir.
Arkadaşlarını seç
Uygun olmayandan uzaklaş.
Yönün doğruya olsun
Sürekli Hakk’a yaklaş.
 
                                24.03.2011
                                    TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                     "Mücadeleye İthafen"  
BENGİ'YE SELAM
  
Birkaç gündür izliyorum.
Batman milletvekili Bengi.
Kürt değilim
Kürtçe bilmem.
Azçok bilirim Batman'ı
Mücadeleci adama selam.
Silahmı olsun, kanmı
Terör rüzgarımı essin
Yollarmı kesilsin
Köylermi yakılsın.
Kim herneyse, kimse
Kendini nasıl tanıyor, tanımlıyorsa
Kimsenin onu ona, öğretmeye
Onu tanımlamaya
Hakkı olabilir mi?!
Ben ne kadar seviyorsam
Eminim o, benden çok
Seviyor o toprakları.
Ana dilini, annesinden öğrendiği
Çocukken arkadaşlarıyla konuştuğu
Daha düzenli öğretmek
Yaygınlaştırmak istiyorsa
Bunun sana ne zararı olabilir.
Türkçemize güveniyor, seviyorsak
Korkma kardeşim
Herkesin hakkı var.
Kültürünü tanı, inancını tanı
Tarihini tanı
Tanımak o olmak değilki
Kabul et varlığını.
 
Ne çabuk unutur insan.
Gepegenç insanların
Güzel yüzlü, geleceğe bakan
Evlenecekti, çocukları olacaktı
Fidanlar dikecekti
Dededen kalma bahçeye
Meyvalar büyütecekti.
Daha neler neler yapacaktı.
Olmadı. Dağda öldü.
Ne fidan dikebilir artık
Ne de çocukları olur.
Katil kim?
Ağaçları yakan
Suları zehirleyen
İnsanın, insan evladının karşısına
İnsanı diken, öldürten.
İnsana güven, fırsat ver
İmkanın varsa, destek ol barışa
Yeterki gülücükler
Sevgi, dostluk, insanlık yayılsın.
Af dilemesi gerekenler
Af dilesin, temizlensin.
Yeterki
Masum günahsız kız çocuğu
Bir damlacık olsa, ağlamasın.
İnan bana
O bir damlayı yaratamazsın
Asla yapamazsın.
 
                                    24.03.2011
                                       TOKAT
 
 
 
 
 
                                 "Savaşa İthafen" 
RENKLER VE SESLER
 
Uçak, çelik, gri
Kanatların altında, üstünde
Bombalar. Havalandı. Bir hışırtı
Gemi, gri
Çelik, yüzüyor suda
İçinde, üstünde bombalar
Füzeler. Bir hışırtı
Denizaltı, tank, top
Askerler binlerce, yüzbinlerce
Yeşil. Yürüyorlar. Bir gürültü
Savaş, ölüm, kan
Yanmış bir yürek
Bir damla daha gözyaşı.
Anne olmayan bilemez
Bir bebek nasıl doğar.
Nasıl kıpırtılar karında.
Her doğan bir çığlık atar
Ciğerleri açılır nefese.
Gülücük, pırıltı, ışık
Ümit geleceğe.
Katilde bebekti, büyüdü
Katil oldu. Can cana kıydı.
 
Zorba, diktatör, "ben"
Benlik, zorbalık, zincir.
Tarihin sayfaları neden
Kanlı, kırmızı ve siyah.
Dağ, mağara, vadi
Kale, sığınak, şapka, rütbe
Atom bombası yakar insanı
Ot bitmez bir daha.
Toprağın içinden bir hışırtı.
Kayadan bile
Ne zor çıkar, uç verir ot
Kurur, yok olur sonra.
Taş, bitki, hayvan, insan, ruh
Fark ne? Renk, rengarenk
Karanlıkta neden göremeyiz
Neden sivrisinek kırmızı
Kurbağa mavi
Yılan, yeşil görür herşeyi?
Savaşı kim icadetti?
Vahşi hayvanlardan korunmak
Avlanmak, doymak
Aç kalmamak, ölmemek
Yaşamak için mi savaşmak?
Yoksa haklı mıydı?
"Güçlü olan yaşar,
Zayıf olan ölür." diyen
Yaşlılar zayıfladıkları için
Mi ölüyorlar? Sessizlik.
 
                                        25.03.2011
                                            TOKAT
 
 
 
 
 
 
                                        "Geçmişin Ağalığı'na İthaf en" 
DAVUTOĞLU'NA
 
Divan yolundan sahaflara giderken
Yağmur yağmış ıslanmış.
Kopan parçaları yeniden
Birleştirecekmiş.
Yemen'e kadar, Kafkaslar dahil
Hem ulus devlet kurduk,
Hem yeniden Osmanlı
Deli desem, deli değil
Kapılmış bitmiş bir hayale.
Sen bakınca geçmişe
Padişah sarayları, şanlı ordular
Fermanlar.
Bense kül, yanmış, bitmiş
Özü çürümüş bir zorba.
Hem türkmenim diyor
Katliamları görmüyor.
Libya, Mısır, Suriye
Ona göre sınırlar suni
Hepsi babasının malı.
"Haçlı ordusu" tuzağına
Nasıl düştün Davutoğlu.
Bir çomak, maşa lazımdı
Senden daha iyisi olamazdı.
 
Önce kendine dön bir daha
Edebalı'yı bul önce
O'ndan önce Bektaşi Veli
"Oğlum" dediler
"Zulüm ile abad olunmaz."
Olamadılar.
Sen kalkmışsın yeniden
Dolandırmaya milleti masallarla.
İhanettir bu senin yaptığın
Bilmezliktir, aymazlıktır.
Cumhuriyet kurulduğunda
Açlık, sefalet, yokluk, yobazlık
Boydan aşmıştı.
Millet yok olmuştu, olacaktı.
Senin sultanın canını zor kurtardı.
Ne çabuk unuttun.
Mustafa Kemal'e ölüm
Fermanlarını.
Kimdir seni kandıran
Yola koyan, yollandıran.
Gerçekten mi söylüyorsun bunları
Yoksa dalgamı geçiyorsun.
Geçen gün bakkalda
Emekli Mustafa amca:
"Anlamaz, anlayamaz, beyni afyonlu
İpi dışarıda maşa
Ne devrimden, Cumhuriyet'ten
Çekilen acılardan
Yokluktan, yoksulluktan
Pilini takan takmış
Kuran kurmuş, gidiyor yoluna
Ne diyeyim
Gözüne, dizine dursun
Umarım bir an önce uyanırsın."
 
                                           26.03.2011
                                             TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                     "Dermana İthafen"  
MEHDİ CAN
 
İnanıyorum varsın, birsin
Boyun, posun, saçın, sakalın
Yaşın, arkadaşlarından çok
Işıklı varlığın ümidimiz, beklentimiz
Layık değiliz sana, olamadık
Anlamadık, anlayamadık.
Baş ağrımızı, karın ağrımızı
Dert sandık.
Ama içimizdeki masumlar
Yavrular, bebekler
Abidler, aşıklar, yanıklar
Hatırına bir göz kırpsan.
Bu kadarmı kusurluyuz
Hastalıklarla doluyuz
Tanıyamadıkmı bir türlü
Hak'kın işaretlerini.
Bu kadarmı bağlıyız, heveslere
Şeytandan kurtulamadıkmı.
Sen bizim bilmezliğimize versen
Bir el atsan
Bulunmazmı bir aşığın.
Ağlayanlar, dert yananlar
İnzivaya çekilenler
Gece gündüz hep seni ananlar
Zuhurun için gözyaşı dökenler
"Hazırız ey Mehdi" diye
Söz verenler. Candan, maldan
Eşten, arkadaştan geçenler
Önce ve şimdi hala.
Bir nefes üflesen diriltsen
Çamuru nurlandırsan
Bu kadarmı kötüyüz
Bu kadar mı çamur?
Günahlara batmış
Vahşi, hala canavar.
Kime el açalım, dilenelim
Kimin yollarına sürünelim
Adını her duyduğumuzda
Ayağa kalkıp, saygıyla eğiliyoruz
Kalkan, kaldıracak olan
Olduğunu biliyoruz.
Ehlibeytin mazlumiyetini hiç unutmadık
Oğullarımız hüseyin
Kızlarımız fatma
Ali dersen, heryerde
Çobanımız aşık, ayetullahımızda
Nasıl affettiririz kendimizi
İçimizdeki kötüler, kötülükler
Nasıl iyileşir
Bir yol göster.
Çaresiz kaldık, çaresin Mehdi Can
Hastayız şifasın
Ne suyun tadı var ne havanın
Çiçekler kokmaz oldu.
Yüzümüz yerde
İtiliyor, sövülüyoruz
Dövüyorlar, taşlıyorlar
Horluyorlar
Çiğerdeki yara büyüdükçe büyüdü.
 
                                            26.03.2011
                                               TOKAT
 
 
 
 
 
 
                                       " Bireye İthafen" 
LAKOTA YERLİ ŞARKISI
 
Beni evimi terk etmeye zorladın.
Yaralı Diz                                         (Son Siu Lideri)
Özgür olmak istiyorum.
Özgürlerin toprağı
Cesurların evi.
Tek bildiğim
Özgürce koşan bufalo
Yine sizin olacak
Ay kadar kesin.
...
Nasıl güçlü bir duygudur
Özgürlük için neler yapılmış, yapılır
Boyun eğmemek, dik durmak.
Kendi karar verebilen
İstediğini yapabilen.
Birilerinin kanatları altında
Onun isteklerini yapmak yerine
Birey olmak, olabilmek
Kendi adını kullanmak.
"Falanın şeyi" olmaktansa.
İsyan mıdır kendine sahip çıkmak?
Ben yaparım, elim var.
Orduların komutanların askerleri.
Patronun işçileri, marabaları ağaların.
Sultanın tebaası, müridi hocanın.
Eşek, koyun, keçi, teke, mal.
Büyülü, tutsak, zincirli
Esirin imanı olur mu
Olursa neye inanır. İrade
İradesizlik, yapamazlık.
Oda bir anadan doğmadı mı, fark?
Düzeni kuran, defteri tutan kim.
Gece gündüz çalışıp, aç
Çocukları harçlıksız.
Babadan kalan ne?
Miras ne, çalma, hırsızlık, talan
Bölüştüren, paylaştıran
Soyunu kurutan kim, neden
 
"Güneş Dansı" Lakota'nın
Atasına ve doğasına saygı ve anma.
Bulutun ruhu, bufalonun tüyü
Rüzgarın esintisi, yaprağı sallayan
Burundan nefes, gözden ışık.
Acı çektirmek ergen gence
Hazırlamakmış geleceğe, peki yok olmak.
Değer mi, inat mı, mesaj mı yoksa?? 
Birey olmak, kendin olmak, OLMAK.
 
                                            27.03.2011
                                               TOKAT
 
 
 
 
 
 
                                    "Gözyaşına İthaf en" 
BİLGE İLE CAHİL
  
Baldıran zehiri, arkadaşlarının arasında
Bir kupa içti. Yığıldı oraya
Suçu: İnsanları konuşturmak
"İçinizdedir doğrular" diyordu
Af dilemedi, başka yere gitmedi
Terk etmedi, ölümü tercih etti
Sokrates oldu.
Hiç bir zaman kendini bilge saymadı.
Öğrettiklerinden para almadı.
Bilgeliği arıyorum, arayacağım
Bilmediğimi biliyorum.
Bir soru sor, sana kim olduğunu söyleyeyim.
Derdi.
İçindeki ilahi ışığa inanan adam.
"Felsefenin İsası" dedim O'na.
İdea, duygu, ruh, eros
Yani sevgi. Eflatunda O'nun öğrencisi
Neden der, bildiğin bilip durduğun
Değişmez gerçek hakikate
Yolculuk etmek varken sevgiyle.
Oyalanıp duruyorsun, korkuyor musun
Gördüğünden bildiğinden utanıyor musun?
Gölgenin sahibi var.
Kurtar ruhunu vücut zindanından
Mağarada oturmuşsun, ardında kapı
Yanan ateş, duvarda gölgen
Gölgeleri var sanıyorsun
Çıkabilseydin dışarı, aydınlığı
Güneşi, doğayı görebilseydin
Gözün kamaşır, şaşar kalırdın...
Öğrencileri çıktılar, baktılar, buldular 
Şimdi milenyumu kurdular
Yörüngede dolaşan uydular...
 
İki bin beş yüz yıl sonra
Uzay çağı, milenyuma gelince
Biraz daha yaklaş, İslam alemine
Yumma gözlerini utanma
Az çok seninde payın olsa da
Cehalet boydan aşmış, ağlama.
Eflatun'un bahsettiği
Mağara adamları
Gölgeleri gerçek sanan
Hatta uyarıcıları boğan.
Bu bizden değil münafık
Şu abdestsiz kafir
Ötekinin tipi bozuk.
Bunca yıllar geçti de
Ne kitaplarda ne tarihte
Böyle cehalet görülmedi
Ne diyor Müslüman:
"He şeyi biliyorum zaten,
Sen paradan haber ver.
Allah'a şükür cahilim
Şeytanda her şeyi biliyordu."
Sene milenyum ağlama
Gelir böyle falanın oğlu
Ananı, avradını, bacını, kızını
Toprağını, paranı, petrolünü
Kameralı TOMAHAWK’LAR
Becerir gider. Ağlama.
 
                                           28.03.2011
                                               TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
                                              " Deliliğe İthaf en"  
ESİNTİDEN BALA
  
Sakin duruşun, sessiz bekleyişin
Yalnızlığın alabildiğine ve sonra
Duyuyorum yüreğin var, atıyor
Ellerin, parmak uçların, damarların ve karnın.
Suda yüzen yelkenlileri görüyor musun
Beyaz ve daha renkli yelkenleri.
Deniz, göz dolusu mavi
Sen izlerken onları, oturmuşken yukarı
Arka yoldan geçenler çocuklarıyla
Fark eden, etmeyen, görmeyenler seni
Aşağı sahilde suya giren çocuklar.
Çocuk, kuş, kadın, su, yelken, sen.
Sevişmek isteyen gençler bir daha
Gözünün içine, şurasına burasına
Göz gezdirirken diğerinin, titrek.
Yelkenlidekiler değil, çamın altındakiler.
Toprakta karıncalar çabalarken
İleride bir yerde villa, balkonu geniş
Bahçesinde rengarenk çiçekler
Kokuları uzak, havuz ve havuzda fıskiye
Şırıltı, akıntı uzak, ses uzak, koku uzak.
Gençler el ele yine, yürümeye anlaşıp
Kuşları omuzlarında ve birkaç yaprak
Alarak villaya.
Havuzdaki yelkenliye üflemeli.
 
Hepsini toplasak alsak bir çuvala doldursak.
Sakin sessiz
Karadeniz de bir yayla örneğin
Arıları bol.
Açsak çuvalı oraya, içindekileri
Dışarıya. Villa ortada
Havuz yanda. Gençler çıksa villadan
Sana doğru el ele koşsalar.
İstekleri olmuş besbelli.
Konuşabilir misin
Sorar mısın, dinler misin
Belki geçip giderler, görmezler bile
Havuzda yelkenli.
Bahçede çiçek, üstünde arı.
Yağmur ekleyelim şimdi.
Çiselesin.
Ormana mı kaçarsın, eve mi
Hala konuşamadın.
Soramadın, dinleyemedin, göremedin.
Derin bir nefes alsan esintiden
Açılırsın.
Yoksa ıslanmalımı sırılsıklam.
 
Duygular gerçekse akıl biliyor mu
Biliyor muydu
Melek örneğin, neden kanatlı
Pagasus denen atın neden kanatları vardır
Kuşun kanadı güzel kızla birleşince
Melek oldu mu şimdi
Kim uydurdu?
Budha haklımıydı
"Bileşikler yok olurlar" derken
Arı, duru, saf, berrak
Alabildiğine doğal, kendi olmayı isterken
Gerçekten kendim olursam, ölümsüz olur muyum?
Yelkenli, melek, kız, deniz, ağaç, melez
Orman, arı . Bal
Hatta sonsuz geçmiş ve
Sonsuz gelecek hep birlikte
Tek, bir, bir tek olabilir mi?
Deneyebilir misin doğrumudur diye.
Dokunabilir misin veya tadabilir misin.
Rengi, ağırlığı var mıdır.
Akıl, duygu, vicdan, şüphe, deney, tecrübe ve...
Hepsi birlikte kalp ve beyin
Şimdi anladım.
Hepsinin işi ayrı, yeri ayrı, sırası da.
Kendiliğinden olduysa zaten
Ne soru var, ne cevap
Yaşa kendiliğince.
Hasta olmayan, eskimeyen, çürümeyen
Yürek istersen yeniden yap
Başkasını kullan
Olamaz mı değiştirmek, yenilemek
Ölümsüzlük bu mu?
Peki ya çuvalı yeniden sermek
Başka yerlere, iklimlere!
Esti işte!
 
                                           31.03.2011
                                              TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                              "Sırlara İthaf en"  
GÜVENİLİRE SIR
 
Giz, gizem, sır, esrar
Saklı tutulan, gizlenen
Korunan, korunması gereken
Dağılmayan, dağıtılmayan
Paylaşılan ama herkesle değil
Söylenen ama herkese değil.
Herhangi bir yerde olup biten utanç verici
İç kemiren bazen, unutulamayan dert
Başkasının cezasını çekmek gibi
İntikamın bedeli, karşılığı.
Uluorta göz göre göre, hep birlikte bazen
Yine utanç verici, hırsa kurban
Azizlerin yok edilmesi gibi
İntikam kokusu var yinede.
Sır olamaz bunlar bence
Örtmek, kapatmak, gizlemek doğrusu
Bunların adı. Nedir sır?
Özel bir yer, oda, gün, kişi
Senede bir gün, o saat, o dakika
Söylenen özel bir kelime, sessizce.
 
Firavun sormuştu Musa'ya
"Nedir çağırdığın rabbinin adı? Bu kadarcık.
Dört harf olduğu çıktı
Nasıl okunduğu hala sır.
İnana göre kutsallaştırılarak saklanmalı
Saklanması, sırlanması gereken.
İşkenceden geçen bilir
Sorarlar adama
Zorlarlar, söyletirler
Kutsalın içindeyse sır içinde sır.
Yazılan:
Muhammet'ten beri Ali soyuna, babadan oğla
Sadece bir tek oğla
Özel kelimeler, eşyalar, sırlar verilmiş.
Bugün hala arkeologlar araştırıyorsa
Kupa, kâse, sandık, yüzük, asa veya başka.
Toplumları yaşatan kutsal içinde sırlar.
Her zaman yanından geçip gittiğin duvar
Saklayamaz mı sırları?
Kutsal sandıktakiler neler
Yüzük, yüzükteki yazı
Rabbin ismi, İsm-i Azam neydi
Alamut'tan gelen kitap ve diğer emanetler
Kat'ta ne var, beşe bölünen bayrak
Buzluk dağındaki mağara
İmam kime ne dedi, ne verdi
Tekelinin zirvesinde dokuzlar, zuhur
Yeşil türbenin duvarındaki işaretler
Yedi kutsal mekân, kutsallıkları
Kul Himmet'in üryanı
Pir Sultan'ın Sazındaki mühür
Yeşil ben, kırmızı bayrak, beyaz ayna
Gösteren bakmasını bilene
Alametleri sayan ihtiyar
Mezar taşının doğrusu
Hubyar kuyusunun kıyısı
Ayasofya’nın kapısı, kapıdaki işlemeli yazı
İki nehir, iki mağara, nehirler arası
Barajın altında kalan yatır
Yatırın taşında bir yazı daha!
Peşinde koşmak mı doğrusu, açmak
Açtırmak, açıklatmak mı?
Güven nedir? Kime, neden
Vermek, aktarmak, bildirmek
İsem bana, ise ona, isek bize
İsen sana.
 
                                               01.04.2011
                                                  TOKAT
 
        
 
 
                         "Arınmaya İthaf en"  
YÜZLEŞ ÖZGÜRLEŞ
 
Her ne olmuşsa olmuş, neyse
Rahatsız eden, tutan adamı
Beklenmedik, istenmedik yerde
Çıkıveren ve rezil eden, utandıran.
Yüzleşmelisin der Freud
Yahya: İtiraf etmelisin, suya girip temizlenmelisin.
Sakince uzanmışsın, gözlerin açık
Tavanda bir nokta, sabit
Kendi içinden, geçmişe bir yolculuk
Ne kadar hızlısın, görüyorsun.
Yıkık, dökük, yaralı yerlerin
Yara incitir insanı, yakar canını
Saklayıp durmak, hapsetmeye çalışmak
Örtmek, gizlemek, söylememek
Çözmez sorunlarını.
Mutlaka bir gün, bir yerde
Ansızın hortlar, korkutur insanı
Tutsaklığından, baskısından
Sömürüp durmasından
Enerjini tüketmesinden usanmadın mı?
Kurtul ondan kendini özgürleştir.
Nereye kadar ummaz görünmek
Değer mi bunca sıkıntıya, kandırmacıya
İtiraf, kabullenme, yüzleşme ile
Bilinçaltını boşaltmalı insan
Rahat yaşamak istiyorsa
Ne kadar bastırsa da
Bir gün çıkar, çıkıverir ortaya.
 
Yüzleşme bir yöntem.
Başkaları da var. Oyalama
Kandırma, şaşırtma, saptırma gibi
Hiçbiri doğru değil oysa
Kendine içine, baş başa
Hepsini koy önüne ve hesaplaş
Yanlışlara yol ver gitsinler
Doğrular kalsın seninle
Bu da sana ders olsun
Bir daha batağa batma.
Anladın gördün ne zor
Kurtulmak, yol bulmak, hata yapmamak
Hegel tarihin akışını diyalektiğe
Marx sınıfların çatışmasına
Darwin mutasyon, doğal seçiye
Bağlasa da
İnsan gözünden, penceresinden
Bütünleştirebilirsen her şeyi
Geleceği daha temiz daha doğru
Kurmak istiyorsan, yarasız
Yüzleş
Yüzleşmeyi öner
Yüzleştir
İşte bundan sonra her şey
Gördün ki daha güzel.
                                          02.04.2011
                                               TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                "Katile İthaf en"
KANDIRMACA HAYAT
  
Fötr şapka, yağmurluk, tıraşlı yüz
Parlatılmış cilalı kundura ve kravat
60'ların soğuk savaş mekânlarından biri
Kalın, taştan sütunlu binalar
Sabah veya alacakaranlık, geceye doğru
Bir şeyler bilen adam
Ceketinin iç cebinde, bir dosya
Bildiniz, bu bir ajan
Birilerinin hesabına çalışan
Gizli bilgiler taşıyan
Cephe haritaları, isim listesi
Ne nerededir, kim kimdir, ne iş yapar
Şifreler, çözümler
Fare, köstebek, sıçan, solucan.
En iyileri fahişelerden
Her yere girip çıkabilen.
Katil örneğin
Derler ki: En iyi katiller
En duygusal olanlardır.
Biriktirdiği kini ile intikam aldığı için
Hele birde alışırsa kan kokusuna - insan kanı
Kimse durduramaz artık
Casus, fahişe ve katil.
Şimdilerde gece görüşlü uydular
Yumurtayı görebilen
Fısıltıyı duyabilen.
 
Eski ajan: "Karım bile bilmezdi
Yaptığım işleri ölene kadar,
O beni işadamı sanıyordu.
Oysa her gece kiminle yatıyordu?
"Girmediğim kılık mı kaldı
Rezalet anlayacağın.
Aslında yaşayan açık paranoya
Takip ediliyor, dinleniyor
Öldürecekler, çok şey biliyor."
Emeklilik günleri
Sahilinde bir adanın, başka diller ve
Başka yüzden insanlar.
Denize açılmak örneğin
Balık tutmak, kabuk toplamak
Çıtır kızların oyunlarını dürbünlemek balkondan
Komşu emeklilerle akşam sofrası
Soran olursa: "Feleğin sillesi.
Torunlarıyla eğlenenlerden
Gerçek bir mezar taşı olanlardan değil
Yüzü değiştirildiğinden beri
Oda tanımıyor kendini.
Bazı geceler kâbuslarla uyansa da
Depresyon haplarına bağımlı kalsa da
Cehennemi ensesinde bilse de.
Kahraman, yiğit, delikanlı, vatansever
Ülkücü, devrimci, mücahitti!!!
Kandırıcıların oyununa geldi
Bir çeşit tecavüze uğradı
Kandırıldı.
                                      03.04.2011
                                         TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                "Anlayışsıza İthaf en"
BİR KEZ DAHA
 
İlim senin malın derken peygamber
Bilimle aydınlanmayan yolun sonu
Karanlıktır derken Bektaşi Veli
Biz tekrarlayıp dururken bilginin değerini
Anlamamakta inat edip dururken
Çakılıp kaldığın kıyından sökülemezken
Bir türlü.
Üstelik devam ederken
Bizi suçlamaya.
Üzülmüşler hanımefendiler, beyefendiler
Onların tarafını tutmadık diye.
Sen beni kendi bataklığına çekmek isterken
Ben sana bir ip atmışken çıkarmak için
Temizle üstünü başını
Elinde fırsat varken.
Oradan bakınca nasıl görünüyor ama
Buradan bakınca boğulmana az kaldı.
İnadın kurtaramayacak seni
Kim yuvarladıysa oraya
Kötülük etmiş açık
Hayaller, masallar içindesin
Hakikatlerle alakan yok.
 
Batıda veya Okyanusun ortasında
Çalışan, çalışkan adama
Hakk Teala, istediğini öğretmez mi?
Hakikatleri gösteremez mi?
İncelikleri, detayları, bilgiyi veremez mi?
Gece gündüz düzenli çalışırken batılı
Yüz değil bin defa tekrar
Bıkmadan, usanmadan denerken
Bulmak için formülleri, çözmek için sırları
Zincirlerini kırmak, kurtulmak için
Uğraşırken, insana değer verirken
Sen Doğulu Müslüman! Gece gündüz yatıp,
Didişip dururken onunla bununla
Hep gözün başkalarının malında,
Çalmayı adet edinmişken.
Hem kullanırsın teknolojiyi, gelişmeleri
Hem görmezsin, görmek istemezsin hala
Etrafındaki bütün ilerlemeler
Mimari, elektronik çağ, haberleşme, internet
Yeni ilaçlar - deva...
Daha dün yapılmışken yürek, laboratuarda
Çalışmanın, bilimin eseri.
İnadının, cehaletinin hatta rezaletinin
Sonunu görmemeye devam ederken sen
Bataklığın tam ortasındasın.
Ben yine merhametliyim, sana bir ip attım,
İnan başkası yüzüne bile bakmaz
Tokat üstüne tokat hak ettiğin.
 
                                                      06.04.2011
                                                          TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                                      "Akıla İthafen"
SONSUZA SORULAR
 
İçin içine sığmaz bazen
Nedendir düşündün mü hiç
Üşüme, titreme, terleme heyecandan.
Salgıların bezlerin marifeti der doktorlar
Hangi kimyasal bileşim veya element
Bildiğimiz veya keşfedilmeyen henüz
Hissettirir paralel evrenleri!
Daha bu sonsuz evreni anlayamazken
Sonsuz evren değil
Sonsuz sayıda evrenler, iç içe yan yana.
Bir atom tanesi hem burada, hem orada sonsuz.
Nasıl var olabilir ve içinde
Kara delikler nasıl yutar
Neresine yutar, her şeyi ışığı bile.
Bir iğne ucundan daha küçükken
Bütün her şey. Patlar
Evren oluşur süper hızla büyür
Şimdide evren içinde dışında sonsuz evrenler.
 
"Yemenden ırakta bir yerde
Düldül hala savaştadır."
 
Rakamlar, elde var bir, pi sayısı
Bütün insanlar aynı, istisnalar hariç
İki el, iki elde on parmak
Parmak izleri, fark ediliyor hepsi
Tavşan, at ve kendi embriyon
Başlangıçlarında aynı. Anlaşılabiliyor
Evrim, bir yerde! DNA evet
Felsefenin gücü, bir yere kadar
İlham veren, kapsayan alabildiğine geniş
Oysa insana verilen emanet ne?
Kimsenin, dağların bile
Kabul etmediği
O yüzden horlandığı insanın
İnanç, sobaya değmekten anladığın mı?
İlham nerden gelir, kim gönderir
Hatları döşeyen kim, ne ile
Yalnız, yapayalnız kalınca
İspatlanamaz, denenemez
Laboratuarlara sığmaz
Delilik mi akıla dur diyen, durduran.
Herkes bilseydi, anlasaydı, görseydi
Dokunsaydı örneğin, hissetseydi veya
Olmaz mıydı, olurdu da
Oluru ancak bu muydu?
Kemalat dedikleri eski dil
Olgunlaşma, olma. Hamlıktan kurtulma
Sonu var mı, sonsuzun içinde.
Yukarıdan, alabildiğine yukarıdan
Bakıp seçilir mi ışıklı aydınlık
Kalanlar veya olmasına rağmen
Şanssızlık mı, denememi, sınav mı?
Yoksa apaçık kendin. Zaten o mu?
Korkuları kim üfler, neden üfler
İsteyen ne ister, neden ister
İhtiyacı var mı, eğlencemi
Kozmik şakamı
Zehri içen bilerek
Benim bildiğimi mi, kendi bildiğini mi yaşadı?
 
 
                                    07.04.2011
                                      TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
                                     "Tüccara İthafen" 
DAHA NELER
 
Biri O Aziz'in, bacanağıymışta
Öbürüde akrabasıymışta
Onun için doğru adamlarmış!
Bu kadar kolaysa herşey
Neden onca kan dökmeler
Neresinden bakarsın olaylara, dünyaya
Cennet bileti kaldı mı banada hoca
Şöyle ön koltuktan
Pencere kenarı,
Sen oradan birazda yolluk hazırla
Bir kilo doğruluk, Yunusun doğruluğundan
Bir kilo iman, Eyübün imanından
Namus, haysiyet, onur, şeref, dürüstlük filan
Şöyle doldur bir poşete karışık olsun.
Hangi ayette okudun
"Bacanaklar, damatlar, kâtipler
Muhterisler, zorbalar cennetliktir" diye
Senin herhalde bu doğrudan otobüs
Önce kendi akrabalarını dolduracaksın
Yengeler, kuzenler, enişteler.
Sen orayıda
Babanın çiftliği, Dingonun ahırına çevireceksin.
 
Hükümet işimi ki bu
Hamili karta
Gösterile gereken ihtimam
Az sıyrılmış kemik, bir parça rant
Eşe dosta.
Yoksa sultanın topraklarımı
Bir kaleme dağıttığın.
Padişahtan miras kalan
Yatılı kurslarda ellenmiş oğlanlar
Şimdi nasıl yandaş olduysa,
Eline düşmeye görsün
Bir dümen kırmayla
Nerelere gider kim bilir bu gemi?
 
Toplasana şöyle işsiz tayfasından
Kahvehanelerden boşalma
Yeşil kart bağımlısı köleler
Makarna tutkunu karnı doymayanlar
Kömür sever üşümüşler
Diyanetten işkenceciler
Din, iman, cuma, cemaat
İşbirlikçi tüccar mollalar
Zifiri karanlığından, siyah
Başörtüsü, türban, sakal
Evliyalaştırılmış bir dolu iblis cübbeli
Vatan kurtaran bir kaç şaban
Eş başkan, Vatikan, localar, lobiler
Perde arkası kulisler filan...
Buralarda öyle böyle idare ettinde
Kimbilir orada neler var.
 
 
                                                       09.04.2011
                                                            TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                       "Birliğe İthafen" 
YÜCELERİN YÜCESİ
 
Oyunun böylesi, pes ettiren cinsten
Ağırlık noktası, denge, gerçek, ideal
Geçmişten çok yazıldı
Söylenmedik bir şey kalmadı gerçekten
Günümüze gelince
Marxın provokasyonu, yerini buldu
Sonrasında savaşlar, Cengizin mezarı
Şimdi Celali isyanları yeniden
Topla hepsini, yeni devir ve
Tam ortasında
Semah felsefesi, artılar eksiler
Olmayanı bulmak olanlar içinde
Şifre neydi? Mücerret
Araya durana Ermeni
Katledilenler taifeleri
Anladın şimdi.
 
Şeyh Bedreddin’den Bertrand Russell'a
Günah ve ceza insanlıktan çıkaran
Akıla atılan düğüm geçilemeyen
Yunusun terk ettiği cennet
Çocukların korktuğu cehennem.
İnadı hangi balta keser
Taştan su fışkırtan güç, basınç
Taşkınları engelleyen baraj
Altında bırakırken sırları
Hangi dalgıç, harita, rehber
Yeniden doldurur yürekleri
Aydınlık. Yoksa herkes kendi
Çözmeli düğümü, görmeli, bakmalı
Kamaşmaya rağmen güneşi.
Hep birlikte
Beraber yücelmeli, yücelerin
Yücesine.
                                            10.04.2011
                                                TOKAT
 
 
 
 
 
                              "İlhama İthafen" 
BEKTAŞİ BABASI VE SİNYAL
 
Tül perdenin üstünde, uğur böceği
Kanatlarında siyah noktalar
Rengi turuncu, mercimek kadar
Hareket ediyor, canlı
Onu gördüğümü fark etti mi?
Varlığımdan haberi var mı?
Balkona çıkarken rastladım
Bir an farkına vardım.
Balkonda saksıda çiçekler
Aşağıda yol, kirli sakallı kel
Köşede birikmiş çöpler
Bahçenin içinde odun yığını
Yığının ortasından yükselen
Salkım söğüt ağacı
Açık yeşil yaprakları.
 
Tam karşıda Gıjgıj Tepesi
Binaların arasında görüldüğünce
Güneş tepedeyken parlar
Tepenin tepesinde bir türbe              (Gıjgıj veya Gajgaj Baba - Bektaşi Tekkelerinden.)
Çamların arasında
Koskoca tepede tek bina
Yatağımın yönü ona dönük
Pencerem O'na açık
Radyo, televizyon vericileri
Televizyonum bu odada
Uydudan değil, antenden allıyor sinyalleri
Böcek, verici, türbe, TV. Ve ben.
 
Yürekte bir kıpırtı, sıcaklık
Beyinde bir hoşluk, çakırkeyif
Bazen göz yaşartan, heyecanlandıran
Sinyaller, dalgalar, dürtmeler, dokunmalar
" Baksana biraz, dinler misin beni,
Sana bir şeyler söyleyeceğim."
Uğur böceğimi, türbedeki Bektaşi mi?
Yoksa vericilerden gelen, bilinmeyen bir sinyal.
Ölüler konuşamayacağına göre
Böceklerde aynı ve
Bende bir radyo olmadığıma göre,
Gaipten sesler duymuyorum.
Önce kalbe sonra beyine gelen
Arı duru
Anlaşılır Öztürkçe
Tamda bildiğim dilden.
Konuşmak, anlaşmak iletişim kurmak için
Dil, ses ve kulak.
Uydu vericileri kablosuz
Ses, görüntü, canlılık. Anlıyor musun?
Sinyal verebiliyor muyum?
Gıjgıj Babayı duyuyor musun?
"Oğlum" diyor. Bir şeyler söylüyor.
Alıcılarının ayarlarını kurcala bakalım
Sana neler söylüyor.
Böcek, tepe, verici, uydu, baba veya bambaşka!
 
                                                11.04.2011
                                                  TOKAT
 
 
 
 
 
 
                         "Kanuna İthafen" 
OLACAK OLAN
 
Kanun, kural, töre, adet
Birde batıl inanç
Yap, yapma, yasak
On emir, önce Tanrıya inan
İhanet etme. Birbirine katma
Hürriyet başıboşluk
Boşlukta dolaşıp durmak
Oraya buraya çarpmak
Hem kendine hem çarptıklarına
Zarar vererek, kırarak, dökerek
Kazığı bağlı, başı bağlı, eli bağlı
Değil hakka bağlı olmak
Muska yazdırmak örneğin
Büyücülüğe çalar genellikle
Düşman çatlatma, kaynana kovma
Sadakat muskaları beze sarılı
Eşik dibine su, okunmuş takke
 
Kant'ın ödev ahlakı
Tatsız, tuzsuz gelsede kupkuru
Düzene koyuyorsa ilişkileri
Sınırları belirliyorsa
Hakça bir düzen sağlıyorsa
Biraz Descartes'ten, biraz Hume’dan
Dayanamayıp insan
Romantizmin kucağına
Uçuşuyorsa kelebekler gibi hür
Fransız sanatı güzellik arayan
Pudralanmış makyajlı subaylar Prusyalı
Asker yani, ölüm sanatı.
 
Askere giden bilir, önce tıraş
Saçlar üç numara
Tanımayacak kadar değişmelisin
Geçmişini bırakmalısın nizamiyenin dışında
Kamuflaj aynı desen, aynı renk
Anlayacağın farklı bir şey yok
Tek fark rütbeler
Elli yaşındaki albay
Saklanır paşayı görünce, çamın ardına
Birleşmiş Milletler kurar mı bu düzeni
Savaş olmayacak ama
Bombalar silahlar, tüm çelik malzemeler
Öldürmek için hazırlanmış milyar dolarlık
İmha edilecek. Olmazsa dönüşecek
Ne molla, papaz, zengin, hokkabaz
Ne tröstler, beyaz kadın tüccarları
Uyuşturucu, silah baronları
Kanun koyamayacak.
Zaaflar istismar edilmeyecek
Güçsüze güç verilecek
Sınırlar kalkabilir, düşünürüm olur
Hukukçular, profesörler adalete çalışacak
Olmalı, olacak.
 
                                         12.04.2011
                                           TOKAT
 
 
 
 
 
 
                             "Müziğe İthafen" 
CENNETİN SESİ
 
Çin atasözü derki:
Müzik cennetin sesi
Şarkı mırıldanmak yemek yaparken
Türkü söylemek kırda gezerken
Uzun hava örneğin avazı çıktığınca
Bağrı yanmış adamın zoruna gitmiş
Ummadığı başına gelmiş
Ağıtlar mersiyeler bin yıllık
Acıyı hatırlatır yine
Bir Çinli bulsam sorsam
Ne anladığını müzikten
Saz, telli Kuran, kalbin telleri gibi
İlham veren unutulmayan
Notalar
Ney, içi oyuk derdi büyük
Ayrılmış aşkından ağlayıp durmada
Üflenince tabi becerebilene
Cennetten gelen sesi
Aradım.
 
Çekici kılmak için mi?
Gerçek olduğundan mı?
Cennetin sesi benzetmesi.
Üç telli saz ile yüz enstrümanlı orkestranın
Verdiği ses, sesler
Ruhun gıdası!
Mussorgsky'nin
Çıplak dağda bir gecesi
Arı vızıltılarını andıran, zevkli
Hem dağda, hem gece ama arı
Bildiğime göre, arılarda gece uyur
Bizim gibi. Sanat işte
Duyulmayanı duyurmak
Görülmeyeni göstermek
Beethowene gelince
Sağır olduğunu duyunca
Önce hayret etmiştim. Sonra
Anladım müzik nota işi
Mozarta ne demeli, çocuk dahi
Rodrigoyu seversin, özellikle
Gitar konçertosu
Arjantin demi nerde
Ormanda mı ne. Rüzgârın sesine
Meftun olup yazdığı.
Mollaya sorarsan, şeytan işi
Parmağını dahi kıpırdatan müzik
Haram. Yani yassak.
Bakır tencereyi ters çevirip
Eğede bir köyde
Aralarında eğlenen kadınlar
Guinness’e girmeyi başarırlar
Akademiler onlarla doktora tezi hazırlar.
Şimdi evet şimdi müzik, cennetin sesi.
 
                                                   12.04.2011
                                                      TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
BU MU DÜNYA                    “Korkağa İthafen”
 
Tatmin, çıkar, eğlence, para
Günümüzün değerleri
Erdemler masallarda hikâyelerde
Özgür düşünceden bahsetme
Köşeler tutan tutmuş
Referansın yoksa yaşama
Çal, dolandır, kandır, yol,
Sonra affettirirsin kendini
Paran kadar adamsın
Bankada ne kadar kredin varsa
İşte senin değerin
Adam olsaydın paran olurdu
Azizlerden hiç bahsetme
Geçmişte kalan ne varsa
Kime ne fayda
Akrobat olmalısın
Takla atmalısın
Perendede uzman, amutta profesyonel
Cambaz olmalısın
Önce yanındaki arkadaşının
Ayağını kaydırmalısın
Engellemek için çırpınmalısın
Çatlamalısın ilerlediğini görünce
Cebin para dolunca unutursun
Yoksa yarı yolda kalırsın
Başkaları geçer seni
Tatmin edemezsen partnerini
Cep telefonları hazır
Anında gelir sıradaki
 
Düşünce inanç ideal
Hem komik, hem yalan
Sen dolandırıcılığı öğren
Okumana ne hacet
Cepçiler, dilenciler daha rahat
Mutlaka öğrenmelisin
Yalamacılığı
Zayıf noktarını bulmalısın
Kandırmalısın
Övülmeyi pek severler
Aslansın, bir tanesin, büyüksün
İyi ki doğdun!
Herkesi her şeyi aşağıla
Ne kadar aşağılık olsan da
Dini kullan, inançları sömür
Maskelerin çok olsun
Adamına göre şerbet ver
Nabız ölçmeyi bil
Fırıldaklığın kursuna git gerekirse
Utanmaz olmanın, yüzü kızarmamanın.
Namussuzluk örneğin
En namussuzu sen olmalısın
Gerekirse herkesi satmalısın
“Acıma kimseye babana bile
Harca insanları anında
Fakirin gözünün yaşına bakma
Önce onu soy donuna kadar
Gebersin! Adam olsaydı fakir olmazdı. Zaten.”
Arkadaşlarını zenginlerden seç
Çulsuzla ne işin olacak
Deri yüzmeyi öğren
İlik emmeyi, kan içmeyi becer
Kurutuncaya kadar çek.
 
Neyine küfredilirse edilsin
Duymazdan gel, gülüp geç
Kötü zamanına gelmiştir de
Morali düzelince geçer
Sen işine bak, verene kul ol
Köle ol! İt ol!
Ne olursan ol, zengin ol!
Şeref, haysiyet, onur nene gerek
Kaç para eder ki bunlar
Beş para etmez. O halde
Ne gerek var?
Para etmeyen şeylerle uğraşmaya
Aklını kullan, şeytan ol!
Külahını ters giydir, elalemin
Susuz getir dereden
İhbarcı, iftiracı, düzenbaz
Soysuz, yolsuz, ahlaksız
Hırsız olmak hem kolay
Hem zahmetsiz.
Gözünü aç! Enayi misin sen?
 
                                                12.04.2011
                                                   TOKAT
 
 
 
 
 
 
ERGENEKON                “Halka İthafen”
 
Küreselleşme, yenidünya düzeni
BOP ve Ergenekon.
Oğlanlar eline sardı
Kalkana bak. Değişim
Bukalemun
Yıkamadılar Cumhuriyet’i
Yedi cepheden saldırsalar da
Padişah isteyen oğlan
İpekli kaftanlar umsada
Masal. Bin bir gece. Uyanacaksın birazdan.
 
Genç bir adam babası hoca
Barındırmadı örgüt, köyünden kovdu
Merkeze geldiler ailece
On dört erkek , dört kız kardeş
İki anne ve baba.
Devlet içinde devlet
Ağa, şeyh, komutan, vali, örgüt
Nereye akar su önü kazılınca
Abisi vurulunca
Silahlandı kardeşler
Şüphelendiklerini vurdular
Sofranın tam ortasına bomba
Dede, oğullar, bebekler, kızlar
Öbür tarafa.
 
Büyütelim teleskopun gözünü
Yukardan bakalım şimdi
150 Milyar dolarlık silah
Silah tüccarları çalışsın
Körfez ülkelerine. İran var.
Türkiye örnek olacak
Geride kalmış diktatörlüklere
Diktatörler milyar dolar
Gizli kasalarda saklar.
Mafyalaşmış mollalar
Ne laftan ne dinden anlar
Vatandaşım.
Örnek filan olmak istemiyorum
Ne halleri varsa görsünler
Desem.
İşte geldi Ergenekon
Her mahallenin bakkalı, simitçisi
Ayakkabı boyacısı
Paylaş üç yüz bin liraya
Kimi jandarma, kimi polise
Yalan yanlış bilgiler sunmada.
En tepede Pentagon.
Daha fazla mide bulandırmadan
Çanak yalamadan, oğlanlaşmadan
Susturmalı bu oğlanları
İşbirlikçi zorbaları
Utanmaz, yüzsüz, yalancı
Sahtekârları
Fakir fukaranın ekmeğinden, çayından
Çiftçinin mazotundan
Benzininden
Söğüşlemeye çalışan vergiyi
İhalelerden yüzdelik
Hep yetimin ekmeği
Ve hala boza pişirmek
Tamda zavallı halkın alnında.
Beceremeyecektin madem
Özgürleştirmeyi, ilerletmeyi
Defolup gitsen de kurtulsa millet
Ne bu koltuk sevgisi
 
                                    Erkan Yazargan
                                       12.04.2011
                                          TOKAT
 
 
 
 
 
TARLADA ÇOCUK                            “Yalnıza İthafen.”
 
Agop veya Gregor ilk adı bilinmiyor
Anadolu’da yine kanlı boğuşmalar
Bin sene önce Horasan
Beş yüz sene önce Bozok
Yüz sene önce Tozanlı
Taş bina, bahçesinde hem nar, hem çınar
Çocuk küçük konuşmaya yeni başlıyor
Babası ölmüş hastalıktan
Dedesi bakıyor.
 
Emevi, Abbasi, Moğol, Osmanlı. Kavga
Kan gölü, ateşe verilmiş çadırlar.
Taş ev boşalacak.
Değerli eşyalar alınacak.
Sürgün bu defa Ermeni’ye
Beş yüz sene önce Türkmene
İstikamet aynı. Suriye, çöl. Rakka
Benzemez buralara
Buralar yayladır, eser püfür püfür
Sulaktır şırıl şırıl, bereketli
Ya oralar?
 
Emevi, Abbasi zorbalarından kaçan
Saklanan alevi
Çocuğunu bırakırmış
Horasanda boynunda hamaylı
Türkmen çadırına
Konar – göçer Türkmen
Kim araya kim bula!
 
Kervanlar yola koyulunca yavaş yavaş
Önden gidenlerden haber
Kara haber, yollar eşkıya dolu
Felaket oldu diyor kanunu koyanlar
Çocuk küçük, ayakları zayıf
Yürüyemez fazla
Dede emin kendinden, kızım bu tarla
Tanırım Türkmenin tarlası. Merhametlidir.
Farkımız fazla yok aramızda
Bırakalım çocuğu, bakar onlar
Sonra gelir alırız, havalar belki iyi olur
Biterse bu kavga.
Bıraktılar ve devam ettiler.
Erzincan’a doğru
Tarlalarda çocuklar.
 
Buldular çocuğu, yeni sahipleri
 
Hem aç kalmış, hem üşümüş gece
Sordular söyleyemedi
Kim olduğunu bilemedi
Acıdılar
Onlarda ağladılar.
Adı Abdullah olsun
Yani Allah’ın kulu
Her tarlada Abdullahlar
Söyleyemeyen, bilemeyen
Öksüz, şimdide yetim, kimsesiz
Ayırmadılar onu
Kendi çocuklarından
Diğer çocuklarla birlikte büyüdüler
Bırakıp giden dede, anne dönmek için
Bir daha gelemedi
Kimsede ona bunu söyleyemedi
Büyüdü terzi oldu
Evlendi
Oğulları oldu, kızları oldu
Ama ne dedesinden, bırakıp giden
Ne de diğerlerinden
Haberi olmadı.
Yalnızlık.
                               13.04.2011
                                  TOKAT
 
 
 
 
 
TARZ AMAÇ                                   “Şaire İthafen”
 
Bizde herkes şairdir, az çok
Ne hikmetse, nerden gelirse
İlköğretimde bile
Şiir yazdırırlar, bebelere
“Yeşil ördek, fındık dalları
Yandım anam, arabesk sevdalar
İstedim vermediler
Çobansın dediler.”
Bir kâğıt, bir kalem yeter
Karala gitsin, birileri gelir anlar
Meğer büyük şairmişim de
Haberim yokmuş
Sonradan anladım.
Cümlenin sonunu denk getirmek için
Bir öncekine, bir sonrakine
Sözlüğe bakanlar
Aman, yaman, zaman, yalan, dolan
Kalan, falan, filan.
Ne şiir oldu ama
 
Ben derim ki içindeki sesi
Dinle yeter
Serbest olsun yazdığın
Daha özgün daha güzel
Sana ait hiç olmazsa
Hecelerle daraltılmamış, zorlanmamış
Ne geldiyse, Allah ne verdiyse
Sanat göstermekse
Duyurmak, hissettirmekse
Anlatmak, bildirmekse. Git o yoldan.
Sıkma kendini, dürüst ol
Önce kendine.
Başkalarını taklit etmek ne acı
Kopyalamak haksızlık.
Onun için şiir okumam ben
Başkalarından
Fazla şairde tanımam
Tür de bilmem, deneme de
Realis miyim, romantik mi?
Sürrealist mi? Baştan sona
İlhamcı mıyım yoksa?
Tam tersinden tutup ucundan
Kelimelerle oynamak
Cümleleri çeviren
Ses uyumu, ince, kalın
Derinlik, renk cümbüşü
Sırları ifşa etmek mi yoksa?
Kıpırdatmak mı sinirleri
Bilmeden bildirmek mesaj verip
 
Programlamak mı?
Gezdirmek başka alemlerde
Bilinmeyen yerlerde. Cesaret vermek
İtmek arkasından. Yapabilirsine doğru
Yol göstermek, yola koymak, önder olmak
Görülmeden, bilinmeden, sayılmadan
Ödüllere boğulmadan.
 
                                        14.04.2011
                                           TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
TARZ AMAÇ                       “Şaire İthafen”
 
Bizde herkes şairdir, az çok
Ne hikmetse, nerden gelirse
İlköğretimde bile
Şiir yazdırırlar, bebelere
“Yeşil ördek, fındık dalları
Yandım anam, arabesk sevdalar
İstedim vermediler
Çobansın dediler.”
Bir kâğıt, bir kalem yeter
Karala gitsin, birileri gelir anlar
Meğer büyük şairmişim de
Haberim yokmuş
Sonradan anladım.
Cümlenin sonunu denk getirmek için
Bir öncekine, bir sonrakine
Sözlüğe bakanlar
Aman, yaman, zaman, yalan, dolan
Kalan, falan, filan.
Ne şiir oldu ama
 
Ben derim ki içindeki sesi
Dinle yeter
Serbest olsun yazdığın
Daha özgün daha güzel
Sana ait hiç olmazsa
Hecelerle daraltılmamış, zorlanmamış
Ne geldiyse, Allah ne verdiyse
Sanat göstermekse
Duyurmak, hissettirmekse
Anlatmak, bildirmekse. Git o yoldan.
Sıkma kendini, dürüst ol
Önce kendine.
Başkalarını taklit etmek ne acı
Kopyalamak haksızlık.
Onun için şiir okumam ben
Başkalarından
Fazla şairde tanımam
Tür de bilmem, deneme de
Realis miyim, romantik mi?
Sürrealist mi? Baştan sona
İlhamcı mıyım yoksa?
Tam tersinden tutup ucundan
Kelimelerle oynamak
Cümleleri çeviren
Ses uyumu, ince, kalın
Derinlik, renk cümbüşü
Sırları ifşa etmek mi yoksa?
Kıpırdatmak mı sinirleri
Bilmeden bildirmek mesaj verip
 
Programlamak mı?
Gezdirmek başka alemlerde
Bilinmeyen yerlerde. Cesaret vermek
İtmek arkasından. Yapabilirsine doğru
Yol göstermek, yola koymak, önder olmak
Görülmeden, bilinmeden, sayılmadan
Ödüllere boğulmadan.
 
                                        14.04.2011
                                           TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
KADININ GÜCÜ               "Erkeğe İthafen"
 
Neredeyse her gün bir kadın cinayeti.
Geri kalmışlık, bencillik, kıskançlık
İç içe geçmiş hırs ile çaresizlik
Bir kadını otuz yerinden bıçaklar
Sokak ortasında kendini yitirmiş
Tekme tokat döver, gücü buna yeter
Söz dinlememek, başkalarıyla konuşmak
Bir yerlere gitmek istemek, istemek, sevmek
Yasak! Kadına. Cezası ölüm.
 
Doğurgan çünkü kadın
Önce doğum kontrol hapları bulundu
Sonra prezervatif en kolayı
Şimdi ise hiç erkeğe gerek yok
Çocuk yapmak için
Kadının kendi kök hücresi
Yeterli
Çaresiz kaldı erkek
Eli ayağı birbirine dolaştı
Ne yapacağını, kime saldıracağını
Bilemez oldu
Önüne çıkan, eline geçen ilk kadını
Alabildiğine hırpalaması bundan
Kardeşi, eşi veya annesi
Fark etmez
Yüz yıllar boyu dini kullandı
Kadını eve hapsetmek için
Haram, günah, yasak. Evde kal!
Cehennemde yanarsın.
Ne iğrenç değil mi başörtüsü meselesi
Bütün dava kadının engellenmesi.
Çünkü kadın doğurgan
Sabırlı, düşünceli, duygusal, geleceği kuracak
Yerinde duramaması erkeğin bundan.
 
                                                17.04.2011
                                                   TOKAT
 
 
 
 
 
 
ÜÇ  ANI                                    “Nineme İthafen”
 
Ninem ömrünün sonuna doğru
Alzheimer olmuştu yaşlılık işte
Her şeyi unutmuştu, üç şeyi asla
Birincisi kızı Şükriye halam
Altı yaşlarındayken yokluktan ölen
Küçücükmüş elleri
Merdivenleri süpürmeye çalışırken
Bakamadım kızıma, sarı saçları vardı
Gözlerimin önünde eridi gitti
Bu cümleyi sık tekrarlardı
Yokluk zamanı
Ot bile yoktu yemeye.
 
İkincisi depremde yarısı yıkılan
Babasından kalma konak
Konak dediğim gerçek
Ondan fazla odası olan
Dedem askere gidip
Hasta geldikten ve kısa süre sonra öldükten sonra
Üç erkek bir kız çocuğuyla
Kalmış tek başına
Evde yıkılınca yarıdan çok
Sığınmışlar yıkılmayan bir ucuna
Kimsesizlikten
Almışlar elinden bahçeleri, akrabalar
Mecburen evlenmiş bir başkasıyla
 
Üçüncü unutamadığı
Komşusunun oğlanları
Çok önceleri depremden de önce
Gelmiş iki jandarma
Almışlar oğlanları
Ermeniymiş komşular
Aşağıda Kelkit’in orda
Kireç köprünün yanında
Öldürüp atmışlar bir çukura
 
                                            15.04.2011
                                              TOKAT
 
 
 
 
 
 
MİLLİ  KARAKTERİMİZ                           “Düşünüre İthafen”
 
Ulusal kişiliğimiz nedir? sormaya,  cevaplamaya, konuşmaya
Pek cesaret edilemez ama denemek istiyorum
İspat derdinde değilim cesaret etmek istiyorum
Bireyin kişilik özellikleri varsa
Zeki, çalışkan, dürüst veya
Dolandırıcı, sahtekâr, zorba gibi
Milletler insanlardan oluştuğuna göre
Kişilik özellikleri olmalıdır.
Hiç olmazsa,  tamamı olmasa bile
Çoğunluğu veya yarıdan çoğu
Yani etkin olanın vardır diyorum.
Burçlara inanır mısınız bilemiyorum
İnsanı etkilediğini düşünüyorum
Ve bizde düğünler, töre gereği eskiden beri
Baharda yapılırmış. O halde
Töreye göre, kova veya kovaya yakın çoğumuz
Özgürlük ve zekâ burcu.
 
Bilimsel gelmedi evet nasıl olabilirine geri dönersek
Yine yarıdan çoktan, etkinden başlarsak
Törenin ilk kuralı, töreye bağlılık
İkincisi, mazluma dost zalime düşman kesilmek
Tarihte neler olmuştan çözebiliriz
Bu sorunun cevabını
Devletsiz kalmamışız örneğin
Yani başkalarının esiri olmamışız
Yüzden fazla devlet
Ondan fazla büyük devlet, medeniyet
Kurmuşuz, başarmışız.
Kurt kültürüne inanmam ben
Bize yakıştıramam canavarlığı
Roma’dan giren bir yanlışlık
Yeseviden, Bektaş-ı Veliden
Benim inancım karakterimiz
Onlardan daha önce
İbrahimin zekası, putları kırması
Ve balta, baltayı asması
Hep bizim karakterlerimizdir.
En son Mustafa Kemal
Özgürlüğe vurgu yapan
Alnındaki ışığa inanan adam
Eski Uygur’dan beri en az on bin yıl
Süregelen bir töre
Onca zorluk, kavga, istilalara rağmen
Adalete inanırız.
Dinlemeyi severiz.
İnsan bizim kabemiz
Entrika için söylemedik sözü
Budur milletimizin özü
Yeniçağ, küreselleşme, sınırsız toplumlar
İlericilik, kadının değeri ve yeri
Cesaretle yobaza karşı durmak
Dağlara yaslanmak
Sultanı gözlemek, sır tutmak
Kutsala bağlılık, geleceği kurmak
Şimdilik sayacaklarım.
                                                   17.04.2011
                                                        TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
PANSİYON                                   “Gurbete İthaf”
 
İki binden sonra bir pansiyon Hamburg’da
Haymanalı Aziz, Rizeli Sait, Bingöllü Hayri
Ayrı gurbet hikâyeleri
Kumar belasına bulaşmadan önce
Para hırsına kapılıp Aziz Amca
Bir kızı severmiş, kızda onu ama hasımları
Eskide kalan bir kavgaları var ailelerin
Ne kadar istediyse vermemişler
Kızda başka isteyenlere gitmemiş, inat etmiş
Askerden gelince Aziz Amca yine
Göndermişler dünürcüleri
Bu defa olur demişler, vermişler
Sonraları, Almanya çıkmış
Terzilik mesleği. Ustam yamandı
Öğretti ne zorlamalarla” dedi
Önce kendi gelmiş Hamburg’a
Başlamış çalışmaya. Tatillerde
Gidermiş Haymana’ya
Bu arada bir oğlu bir kızı olmuş.
Daha sonra eşini ve çocuklarını aldırmış.
Tren yalnız Köln’den varmış.
Karşılamaya gitmiş fakat tren dolu. Yer yok
Kompartımanların arasında bir yer bulmuş
Sermiş battaniyeyi yere
Yavrular kucakta, utanarak eşinden
Almanlar yer vermedi diye
O günden beri sevmezmiş Almanları
Biz diyor, buraya geldiğimizde
Yıkıktı çoğu binalar, sular yollardan akardı
Biz yaptık bu Almanya’yı.
Kumar yüzünden yuvası yıkılmış, eşinden boşanmış
Eşini hala seviyor, oğlu mühendis olmuş.
Evden ayrıldıktan beri, kalmış pansiyonlara
Emekli maaşı alınınca
Giyip takım, kravat. Başına fötr şapka
Atmaya gidiyor hala, berbat eden barbutu.
 
Rizeli Sait ise 80’den önce
Kaçıp gelen devrimcilerden
“Bir türlü dikiş tutmadı yeğenim
Türk ile evlendim olmadı, Alman ile evlendim olmadı.
Kaçtıktan beri göremedim memleketi
Giriş yasak. “ Özledin mi diyorum
Sen bilmezsin insan taşı özler mi?
İşte bizim köyün başında bir kaya vardı.
O kayayı bile özledim.
Sait Amca denizci. Yıllarını denizlerde
Çelik gemilerde çürütmüş. Saçları bembeyaz olmuş.
“Buraya geleceğime köyde
Soğan ekmek yeseydim. Bizimde bir onurumuz vardı.”
 
Bingöllü Hayri’nin başka
Sahte pasaportla gelmiş limandan konteynırlardan
Önceleri işler iyiydi
Hangi cebimizde kaç Mark var bilmezdik
Şimdilerde bozuldu işler.
Otuz kuruşluk işler, beş kuruşa indi
Karın tokluğuna çalışıyoruz artık.
 
Hasret orada doğmuş, babası devrimcilerden
Che Guevara tişörtü ve yeşil parka
Bir evin bir kızı, kardeşi yok
Annesi hemşire. Anne baba çalışıyor ikiside
Pazar günlerimiz var tek.
Kahvaltıda görürüz belki birbirimizi.
Çok yalnızım yapayalnız, o yüzden kavgalar.
 
Emine subay Alman Ordusu’nda
Afganistan’a çıkınca tayini,  NATO birliğine
Başını örttüğü için ayrıca
İstifa edip evlenmiş bir almanla
 
Arnavut Fevzi Amca
Temizlik işlerinden emekli
Onunda bir kızı var
Yılbaşında, o gece bir lokanta
“Hanım ne oldu? Sessizsin.”
Sonunda dayanamamış söylemiş, kadın
“Kız alman iş arkadaşına kaçtı.”
Arabaya binmişler ama başı dönüyor
Sağdan gelmiş, bir şimşek çakmış geçmiş
Soldan bir daha oda geçmiş, ama
Enseden gelince felç, sonrasını hatırlamıyor
Gözünü açmış hastanede. Doktor sormuş
“Ne kadardır buradasın?”
Bilmiyor.
Tam on yedi ay, komada.
O günden beri konuşmuyor kimseyle
Evi terk edip pansiyona yerleşmiş,
Adın batsın gurbet.
                                                          15.04.2011
                                                             TOKAT
 
 
 
 
 
 
BAHÇELİ'YE                           “Türk’e ithaf”
 
Yavaş başlayalım, sonra açılırız
Çatık kaşlı, adam
Seni dinlerken ikinci dünya savaşına gidiyorum
Avazı çıktığı kadar bağıran liderler
En kıdemlisi Adolf
Şimdi Almanların bile lanetlediği adam
Tayyip sana da pay verseydi rantlardan, koltuklardan
Sesin bu kadar çıkmazdı eminim.
Bölüneceğiz, yıkılacağız, yok olacağız derken
Demeye devam ederken, bölecek sonunda
Partine toplananların çoğu
Türk olmayan Türkçüler
Hor görmek için değil,
Özellikle buralarda, teşkilatlarında
Çingene, Arnavut, Çerkez, Abhaz, Gürcü, Kürt
Ne tuhaf, hepsi türkten çok Türkçü.
Soranlara diyorlar ki:
“Şu köy Müslüman köyü,
Diğer köy Kızılbaş, yani
Kızılbaşlar Müslüman değil, öyle mi?
Yüzüne bile tükürmüyorum senin
Alevi şehidin cenazesine gidemeyen Türkçü
Birde bozkurt var, bildiğin canavar
Romalıların kültü
Bizimle ne alakası var.
Maraş, Çorum, Gazi unutuldu mu?
Özbeöz, safkan! Türkmen çocukları
Ağaca çivilenen bebek
Şendiller denen kuduz köpek
Milliyetçi mi?
Osmanlının devşirmeleri
Çingeneleri, bilmem neleri
Doğrayıp, kuyulara doldurduktan sonra yüz binleri
Şimdi oldular Türkçü.
Varlığın Türk varlığına armağan olsun Bahçeli.
Ne kuduz köpeklere
Ne saldırgan itlere
Ne bozkurtlara, canavarlara
İhtiyacı yok türkün.
                                                               19.04.2011
                                                                  TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
MAHARET: BİRLEŞTİRMEK                    “Geceye İthaf”
 
Geleceği merak eder insan, ne olacak
Cemin camı efsanelerde
Üzerine ne kadar yazıldıysa da
Anlatıldığına göre
Camdan bir küre, geleceği gösteren
Televizyon ondan mı ilham alındı acaba?
Büyük Kral Süleyman zamanı
Maharetli bir vezir
Belkıs’ın tahtını getirebileceğini
Haber verir
Göz açıp kapayıncaya kadar.
Meryem’in oğlunun
Babasız doğması.
Yine Süleyman zamanı bir kuyu
Halka öğreten melekler
Ama şartları var.
Hepsi geçmişten haber
Geleceğe dair. Çoğu oldu
Ya olmayanlar.
 
En merak ettiğim, adaletin tesisi
Bunca karmaşa varken
Kavimler, inançlar, kültürler, diller
Daha neler ve neler
Hepsinin üstüne ne ile çıkılacak
Hepsinden daha üstün daha yüce bir bilgi
Belki. Varlık nasıl kurulacak?
Aslanla ceylanı kucağında barındıran
Veli
Kurtla kuzuyu birlikte güden.
Yani zıtları, zıtlıkları mezceden
Kavga ettirmeden, boğuşturmadan
Şimdi olmadığına göre
Gelecekte olmalı.
 
Bu günkü kelimem “gece” idi
Her gün yaşadığımız
Sessiz olması daha hoşuma giden
Karanlığından öte
Bir Mezopotamya atasözü
Kaç bin yıllık kim bilir
Derki:
“Soğuk bir kalp pırlanta değerindedir
Sıcak kalp ise hastalıklarla dolu.”
Gece, kurt, hastalık, gelecek
Sıra şimdi birleştirmede
Ama gecenin etrafında dönecek bu defa
Hepsi
Maharet bir birine bağlamada
Gece, diyelim şimdi
Kurt, diyelim kötülük
Hastalık zaten belli
Gelecekte bunlar olmamalı
Kabulleniyorum, kabul ediyorum yani
Şimdi gelecekten çok geri
Ben bıraktım, sizde bırakın
Hayat, yaşamak için daha güzel
Yani kavgasız, belasız
Becerebilirsen tasasız
Eski defterleri, günleri, geçmişi
Deşeleyip durmanın anlamı yok
Ders almıyorsak
Ders aldıysak tamam, yeter
İleriye, ilerlemeye, birlikte el ele
Ayrımsız, farksız, bensiz, sensiz
Birleştirmek.
                                            18.04.2011
                                                 TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
DAĞ BAŞI                                    “Toprağa İthaf”
 
Eski adı Balu, balı bol, ballı yer anlamında
İlk öğretmenlik yaptığım yer, yeni adı İnişli
Korucu köyü
Muhtar:” İstemiyorduk önceleri, sonradan olduk.”
Dağın karşı yamacından kayadan
Su fışkırıyor, sesi bu yamaca
Okulun olduğu tarafa ve etrafa
Kadar yayılır.
Kışın kar suları eriyince yaylada
O kaynağın üstünden bir kaynak daha
Görmeye değer gerçekten
Suyun buharı her tarafı kaplar
Rengârenk çiçekler, türler yetişir
İşte o yüzden balı bol.
 
İlçeden ilk defa
Köy minibüsüne bindiğimde
Kamuflajlı ama bıyıklı iki adam
Benden daha uzun
Ellerinde uzun namlulu silahlar
Biri sağıma diğeri soluma oturup
Ben konuşmayınca
“Korkma hoca, yanında biz varız.”
Yol alırken minibüs
Anlatıyor korucular, bizim köylüler
93’de burada yaktılar minibüsü
Virajı dönerken tam, taradılar önce
Aşağı köyden on beş kişi öldü,
Şurada çatışma çıktı,
Bu köy yakıldı,
Öteki köy basıldı,
Şu aşağıda gördüğün mağarada
Beş terörist öldürüldü, roketle
İlginç bir turistik gezi!
 
İnönü zamanı, kanun çıkıp
Dağ köyleri ovaya indirilince
İnişlililerin bir kısmı Antalya
Bir kısmı Afyon’a gönderilmiş jandarma zoruyla
O yüzden Türkçeleri İstanbul lehçesi.
İhtiyarlardan biri anlatıyor,
Duramadık hocam biz oralarda
Havası sıcak Antalya’nın.
Afyon’un ayazı dayanılmaz, alışkın değiliz.
Bu kaynağın sesi – şırıltısı çekti bizi
Geldik yine birer ikişer geri.
 
Aysun vardı. Birinci sınıf öğrencim
En zekilerinden çocukların
Deneyeyim dedim. Bakalım ne tepki verecek!
“Ne işiniz var bu dağ başında,
Ovalar boş dururken ha Aysun.”
Konuşmadı bir daha benimle uzunca
Gönlünü alıncaya kadar neler çektim.
 
Camları kırık okul
Tabanı beton
Bir sınıfta altmış öğrenci, o zaman
Birleştirilmiş sınıf
İlk üç sınıf bende
Dört, beşler Ahmet öğretmende
Lojmanın iki odası var, biri depo
Birini biz kullanıyoruz ortaklaşa
Karşıda çeşme, suyu taşıyoruz tenekeyle
Ahmet muhasebeci aslında
Bursa’dan gelmiş, iş bulamayınca
Uydu alıcımız var ama
Suyu yine ısıtıyoruz, ısıtıcıyla
Haftada bir alış veriş, ekmek sigara
Komşumuz Ali. Keçileri var, hindileri var
Hafta sonu giderdik ona
Kışın iki metre kar
Çocuklar yine gelir
Elektrik bazen var, bazen kesilir.
Lafı dolandırmadan fazla
Bitirelim artık, sonu gelsin
Aysunun bu toprak, bu vatan.
 
                                                      20.04.2011
                                                          TOKAT
 
 
 
 
 
 
PARADOKS                           “Döngüye ithaf”
 
… uzay üssünden bakalım bugün Dünyaya
Görebildiğimiz yüzü Anadolu
Avrupa solda, Ortadoğu sağda
Yukarısı Rusya
Oradan oraya giden insanlar
Kimi araçlı, kimi yaya.
Huzursuzluk nereden kaynaklı
Neden somurtuyor insanlar
Kimse memnun değil, öyle görünüyor.
Tarihe gidip savaşları, dalaşları
Görmeye gerek yok. Şimdi bile
Bir kargaşa, bir dava
Türlü kıyafetler, cinsler, topluluklar
Kendi aralarında bile
Yüksek sesle konuşuyorlar
Sessiz anlaşamıyorlar.
 
Su kenarı bir ağaç dibi, çimenlik
Oturmuş bir çift
Gençler
Elleri birleşik, gözlerinin içine bakıyorlar birbirlerinin
Doyamayarak, bıkmayarak.
Bir bebek yine. Ayaklarını, ellerini
Hareket ettiriyor, sırtüstü
Bize bakarak
Gözlerinin içi gülüyor
Kimseye bir şey söylemiyor.
 
Onları gördüğümüzü bilseler tamamı
Kendilerine çekidüzen verirler mi?
Veya
Televizyonda, tartışma programlarında
İzlendiklerini bile bile
Kavga edebiliyor, yaşlı profesörler
Alışkanlıktan mı?
Sokrates sorar:
“Avukatsın ve bilerek suçluyu savunacaksın
Yalan mı söylersin
Kurtarmaya mı çalışırsın?”
Fuzuli:
“Bütün şairler yalancıdır.” Der
Fuzuli doğrucuysa, şair değil midir?
Şair olduğuna göre, yalancı mıdır?
Bizi izleyen birileri var mı?
Bizden biri onlara el sallar mı?
 
                                                      20.04.2011
                                                         TOKAT
 
KATE VE LİSELİ KIZ          “Yağmura İthaf”
Yağmur damlası
Toprağa, taşa çarpınca çıkan ses
Gök gürültüsü
Kapı açmak gibi gıcırdayarak
Gök kuşağı yedi renk
Şırıltı, tıkırtı, gürültü
Rahatsız eden veya müzik
Huzur veren. Kız çocuğu neden
Camın kenarından sever
Yağmuru izlemeyi, yola bakmayı
Beklediği mi var?
Biriken sular akarken
Taşır gider, götürür çeri çöpü
En çok yıkaması
Yapraklara kadar ne varsa
Kaç itfaiye aracı, deposu
İşçisi başarabilir bu temizliği
 
Sulamasına ne demeli
Tarla, bahçe ayırt etmeden
Ağanın, zenginin tarlasını da
Ancak karnını doyurabilenin bahçesini de
Börtü, böcek, solucan
Nefes alan, hareket eden, büyüyen
Her canlı
Cansız taş, toprak temiz ve parlak şimdi
 
Önüne alıp giden veya sel suları
Dizginlemez, engellenemez
Adam yerine konulmazsa
Süpürüp giden ne varsa
 
William ile Kate bu gün evlendiler
Kaç sene birlikteydiler zaten
Düğüne karar verdiler
Beyaz atlı prens, prensesini aldı.
Masallarda anlatılan
Onlardan önce Fayed’e çarpmıştı fayton
Cesur Yürek: “Soy aslında İrlandalı”
Başka hanedanlar davetli
Kimi on dört karılı, kimi daha neler!
Anglo Saksonlar monarşiden memnunmuş
İstatistiklere göre
“Kraliçemiz çok yaşa!”
Hayale, fanteziye, Jules Werne’ye
İhtiyacı hala var demekki halkın.
Yağmur durdu.
İnsanlar yeniden çıkmaya başladılar
Şemsiyesiz koşuşturmadan
Yine gidiyorlar oradan oraya
Çatının altına giren
Liseli kız biraz ıslanmış
Çantasını başının üstüne koyarak
Okula doğru mu gidiyor?
Onunda gece veya gündüz hayallerinde
Beyaz atlı prens, beyaz gelinlik
Daha başka beyaz bir şeyler
Var mı?
Yoksa kan kanserine yakalanmış
Çernobil’den sonra içtiği çaydan
Haberi yok mu?
Saçları dökülecek
Akşam evde babası
Yine dövecek mi?
 
Gece on ikiden sonra
Kimse görmeden sessizce
Köşeye biriken çöpe dalıp
Pet şişe, karton, teneke
Toplayan adam, yüzü belli olmasa da
Her gece o saatte, orada
İlk zamanlarında daha utanarak
Şimdilerde az çok alışarak
Kendini alıştırarak, elle deşeleyerek
Aradıklarını bulunca, alınca
Bıraktıklarını ruhundan çöpe bırakınca
Kızı var mıdır? Acaba
Hayalleri olan, dizilere dalan
Kate’i gören, gülümseyen.
Biliyorsunuz değil mi?
Dünyanın yarısından çoğu hala
Aç ve yoksul
Bunları bildikten sonra neden ben
Neden şimdi?
Çıkamaz oldum insan içine
Utanıyorum evet hem de çok
Kate beni duyuyor musun?
Kaderine musallat bir cesur yürek,
Fayed bekliyor musun?
 
                                              Erkan Yazargan
                                                   29.04.2011
                                                        TOKAT
 
 
 
KOMİK NARSİST                                 “Kendini Beğenene”
 
Ne kadar güzelsin, ne kadar yakışıklı
Sende ki göz, kaş, saç kimde var?
Boy, pos desen harikasın
Allah seni özene bezene yaratmış
Özel gününde
Seçilmişsin, herkes senin etrafında dönmeli
Hizmet edilmelidir sana.
Kul olunmalısın.
Senin gibi bilge mi var?
Alim, hoca, üstün kişi
Sokağa çıkmaya gör
Semtin, mahallenin gözü
Hep senin üstünde
Doyamıyorlar sana bakmaya
Işık saçıyorsun. Güneş gibisin.
Şöyle bir salınarak yürüyüşün yok mu?
Büyülüyor herkesi
İyi ki doğdun, iyi ki varsın,
Nazar boncuğu takmalısın
Sen olmasaydın, ne tadı olurdu
Havanın, suyun?
Dünya sayende güzel
Cennete çeviriyorsun gittiğin yeri
Kalemler, kelimeler yetmiyor
Seni anlatmaya, yazmaya
Herkes senin
İmzalı bir resmini istiyor.
Evlerin iç odalarında
Senin posterlerin
Gençliğin idolüsün sen
Herkes senin gibi olmak istiyor.
Okuduğun kitap liste başı oluyor
Melek desek
Melekler çevrende pervane
Her şeyi bilen kişi
Sayende cevapsız soru kalmadı.
Dertlere derman buldun, deva oldun.
Sen sadece buranın değil
Bütün yurdun, hatta dünyanın
Umudusun.
 
İnanıyorsun, inandın değil mi zamanla
Yok, böyle şeyler, hepsi palavra
Kandırıyorlar seni
Modacılar, kozmetikçiler, şakacılar
Dolandırıcılar, esir tüccarları
En öncede kendin
Yok, böyle bir şey.
Sen de geç, aynanın karşısına
Vazgeç bu hayallerden
Normalleş! Normale dön!
Daha fazla komik olma!
                                              Erkan Yazargan
                                                   29.04.2011
                                                        TOKAT
 
 
 
 
 
HELAL KAZANÇ                “Babama ve Tüm Emekçilere”
 
İşçiydi baba, alüminyum fabrikasında
Vardiya ile çalışan
On iki – sekiz, sekiz – dört, dört – on iki
Tokat’tan şirketiyle gidip
Oradaki işleri bitince
Fabrikada kalıcı iş arar kendine
Bulamaz önce
Bir Kürt, hala dua ettiği
Aracı olur da
Ambarda işe başlar
İnşaat malzemelerinden sorumlu
Koskoca fabrika
O zaman, dünyanın üçüncü büyüğü
Alüminyum üretilir
Ama en az on büyük bölümü var
Koskocaman bir kompleks
On binden fazla işçi çalışır.
Babasız büyümüş babam
O yüzden biraz çekingen
İşinde gücünde adam.
On iki Eylül’den önce
Servis otobüslerinin önüne
Bir DİSK’liler geçermiş DİSKİN önünde
Üye kayıt için, kötek zoruyla
Bir Türk Metal sendikası
Sağ, sol kavgası.
O günlerden beri
Otobüse, servise binmez olmuş
Yürümeyi adet edinmiş
Mahallenin diğer işçileriyle
Beş kilo metre yolu
Kış, kar, yağmur, çamur
Yürüyerek gidip gelirler
 
-Hatırlıyorum, çocuktum kavga zamanı
Okulumuzun karşısı
Sağcıların sendikası
Yüz metre yukarısı da DİSK
İlkokul çıkışı, bir gün üç arkadaş
Yol kenarından eve giderken
Ellerinde sopalı kalabalık
Birbirlerine girdiler de
Polis copunu ilk kez orada
Bacaklarımda hissettimdi.
Memur Amca:
“Defolun lan buradan
Koşun evinize doğru.”-
 
Neyse ambarda
Amirin hovardalıklarına
Sabredemeyince babam
Başka yere
Fidan dikmeye gönderilen
Darbeden birkaç sene sonra
Ortalık durulunca
Kampa ayrılanlar, babamlar
Kısımlara ayrılınca
Tamir bakım
Lojmanlarda kalanların
Mühendislerin, müdürlerin, teknikerlerin
Ev eşyalarının tamiri.
Altı ayda orada çalışmış.
 
-Bu arada
İş hayatı boyunca altı gün izin almış
Emeklilik evrakında görmüştüm.
Oda kardeşlerim doğduğu zaman.
 
Sel basmıştı, hatırlıyorum bir bahar
Yeşil Mahallede
Yeni yaptığımız eve
O gün bile, çizmelerini çekip gece
İşe gitmişti de
Annem:
“Nereye bırakıp gidiyorsun Adam
Ya bize bir şey olursa!”
“Ne diyorsun kadın, işten mi kovulayım!”
 
En son haddehaneden emekli oldu.
İşini seviyordu.
Kovulmaktan, işsiz kalmaktan
Korkuyordu.
 
Hile, hurda, sahte rapor
Yandaşlık bilmeyen babam
Aklına bile gelmeyen adam  
Yirmi yıl boyunca tam zamanında
Karta basan, helal kazanan
Alın teriyle çalışan ve
Dört çocuğunun hepsini üniversite okutan
Bu gün bile
“Bu emekliliğim olmasaydı
Ne olurdu benim halim?
Kim bir kuruş verirdi
İlaçlarımı kim alırdı” deyip
Şükreden adam.
 
Marx Amca bilseydi.
İşçi babam ne yönetim, ne siyaset
Ne dava, kavga bilmeden yaşadı
Onun tek derdi
Çocuklarına ailesine helal kazanmaktı.
 
Üretim araçlarının kimin elinde
Olmasından çok, paslanmamasını isterdi.
 
Birde hatırladığım, annem annesini özleyince
Fabrikanın santralinden gece, telefon ettiğimiz
Çocuktum. Evlerde elektrik, telefon
Televizyon yoktu, o zaman.
Bizim evde gaz lambası,
İşçiler geldi diye
Ahırdan bozma bir ev önce
İneklerinin bağlandığı halkaları duran
Toprak tabanında solucan
Saz tavanından kertenkele sarkan
Perdesini yaktığım ev.
Yol kenarında
Kaç sene kaldık orada
Ben liseye başlayıncaya kadar
Ucuzdu kirası.
Artan parayla, kendi evimizi
Aydan aya taksitlerle
Bu sene kum, çimento
Geçen seneden demiri
Gelecek sene tuğlası birikerek yapılan
Altı senede.
İçine girilecek kadar olunca girilen
Yeni beton soğuk.
Bahçesinde tulumbalı kuyu
Birde armut ağacı, sultan armut
Kendimize ait bir ev
Emekli olununca
Üç beş kuruş demeden satılan.
Önünde kaza olunca
Komşumuzun oğlu, kamyonun altında
Ezilince
Oradan da soğuduk.
Ne kuyunun suyu
Ne armut, kayısı ağaçları
Ne kümeste tavuklar
Taze domates, biber
Tat vermez oldu.
İşçi babamın emeği
Nasırlı elleri
Harama değmedi
Aklına bile gelmedi.
 
                                    Erkan Yazargan
                                    01 MAYIS 2011
                                    TOKAT



PEŞİMDE ÜÇ GENÇ “Yaşama”

 

Oğlum kucağımda, üç yaşında o zaman

Batman’da 19 Mayıs Mahallesine doğru gidiyoruz

Asfaltın solundan bir kaldırımdan

Epey gezdikten sonra yorgun

Günlerden Pazar

Hava açık

Tek tük arabalar geçiyor

Kimseyi tanımıyorum

Kimseye selam veremiyorum

Yabancıyım burada.

Beni nereden tanıyorlar

Geçtiğim elektrikçi dükkânından

Kapının önünden

Kötü bakan adamı hatırlıyorum

Oradan beri en az

Üç yüz metre yürüdüm.

Günün gezisini düşünürken ben

Onlar neler planlamışlardı, amaçları

Korkutmak mı, öldürmek mi?

 

Bu sokaklarda çok kişi

Vurulmuştu enselerinden

Geçen hafta pastanede

Konuştuğum kamyon şoförü ile patronu

Vurulup atılmış bir kum yığınının yanına.

Ondan önceki hafta, yol üstündeki kitapçı

Taranmış evine giderken.

Elektrik direklerinde bir fotokopi ilan

Yüzü gözü dayaktan patlamış bir adam

“Aranıyor! Tanıyanlar bu numarayı arasın.”

Mezarlığa giderken dönen

Bir kadın, elinden tutan bir oğlan

Benimkisi yaşlarında.

Diğer elinde kitap, gözlerinde yaş

İki kilo metre var daha mezarlığa.

Sordum söylediler:

“Kocasına âşıktı, kocasını vurdular.

İki sene, her hafta. Kar, kış, yağmurda

Dua okumaya gider.”

Gece on bir, ayak sesleri kaçan

Onlardan önce silah sesleri birkaç el

Sonra polis sirenleri

Mutfağıma saklanan silah

“Burada ya örgüte ya cemaate vereceksin haracı!”

 

Yan yana iki genç ve

Onların gerisinde sağda bir genç daha

Görsem hatırlarım belki

Yüzlerini.

 

Benimde tam peşimde.

Döndüm bir an, öylesine bir his

“Bak geri!” der gibi

Sağıma döndüm hafifçe

Soldaki

Belindeki silahı

Tuttu sağ eliyle.

Onu yanındaki bana bakıyordu.

Kucağımda çocuk

En geride sağdaki

Hepimizi gözlüyordu.

Önüme döndüm, yoluma devam ettim.

Vurmadılar beni.

                                   Erkan Yazargan

                                       TOKAT

                                      29.04.2011

                                      

 

SEMA YİNE “Etkiye”

 

Komşu köyde Sema, güler yüzlü kız

Memet on dört yaşında

Babasıyla köyleri gezerken gördü O’nu

Utanmış mıydı? Yanakları kıpkırmızı

Akşam karanlığını kollayıp

Evlerinin yanında, kayalığın arkasına

Gizlenir izlerdi onu

Fırsat bulunca Sema, gelir

Kumrular gibi sessizce

Muhabbet ederdiler.

Ayrılmak istemezdiler.

İki sene sürdü bu, kimse bilmedi.

Şüphelenilmedi.

Memet kesin alacaktı.

Birbirlerinin olacaklardı.

 

Dağa çıktı Sema.

Her evden bir gönüllü, gerilla, can

Yurtsever

Semanın evinden Sema

Katıldı diğer kızlara, erkeklere

Peş peşe çıktılar.

Memet duydu. Deli oldu.

Anlamadı. Kendine gelemedi.

Sonralarda anladı babası, bir haller var.

“Oğlum evlendirelim artık seni.”

Başka bir Sema buldular

Uygun gördüler, istediler.

Kaderine razı oldu Memet.

 

Abisi kapının önünde, kış, akşam

Odun keserken baltayla

Dağ kadrosundan beş kişi

Tarandı. Kalbine isabet etti mermi

Aort’unu koparan. Oracıkta öldü.

Karısı ve dört çocuğu kaldı ağabeyinin.

Onları da Memet aldı. Töre buydu.

İki hanım yedi çocuk şimdi genç yaşta.

Bakılacak, gözetilecek, korunacak

Her şeye rağmen

Dağdan inmedi asıl Sema uzun zaman

Sonra inmiş ve evlenmiş, duyuldu.

Çola çocuğa karıştı.

Memet hiç unutmamıştı.

Sıcacık elini, tatlı dilini, kızaran yanağını

“Kocası ölse veya başka yüzden

Boşansa Sema”

Alırdı yine.                           Erkan Yazargan

                                               29.04.2011

                                                   TOKAT

 

 

ÇİN ÇİN “Gezmeyi Sevenlere”

 

Büyük imparatorlarıyla Çin

Zalim idareler, imparator karıları

Karılarla, kumaların kavgaları

Entrikaları, din ve inanç farkları

Artistleri, şairleri

Pusula, kağıt ve barut, keşifleri

İlk bankanın orada olması

Alman imparatoruna göre, sarı tehlike

Voltaire ve Leibnitze ilham veren hükümdarları

Geri kaldığı sanılan milletin

Porselenleri, işlenen fildişi

Dünyaya meydan okuyan

Mao’nun ülkesi.

Çin tarihini yaratan sülaleleri:

Hiya, Şang, Çeu, Han, Suey, Tang

Beş Sülale, Ming, Sing ve Devrim.

İsa’dan önce iki binden

Başlarsak. Yusuf ile Musa arası

Bir sülale ve

Mısırdaki

Büyük piramitlerden dört yüz yıl önce

İlk imparator Şuen,

Sel baskınlarında topraklarını yitiren

Halkın şikâyetleri üzerine

Nehirlerin yerini değiştiren

Dağları delen, tünelleri açan

Evine gelmeden on üç yıl uğraşan

 

Şi Hwang-ti ve Büyük Çin Seddi

Hunlara karşı

Yüksekliği yedi, genişliği yedi metre

İlk bölümü üç bin kilo metre

Dört milyon işçinin çalıştırıldığı

Kırk bininin dayanamayıp öldüğü

 

Ücralarında ahşap saraylar

Nehir savaşları, bilgeler

Yeşilin her rengi ve insan kalabalığı

İki bin beş’te görmüştüm

Muhteşem imparator sarayı

Gizli şehir ve bahçeleri

Onlarda kırmızıya düşkün bizim gibi

El yapımı dağ yolları

Japon kuşatması sırasında

Akla durgunluk veren işler.

Her şeyi yemeleri, yiyebilmeleri

İnsanın gözünün derinliklerine bakan halkı

En son babamın “Bizim Zeki” dediği Jackie Chan

Nede olsa her beş insandan biri Çinli.

 

                                                               Erkan Yazargan

                                                                  03.05.2011

                                                                     TOKAT

 

 

SEKİZİNCİ İMPARATORLUK “Öngörüye”

 

Yahova Şahitleri’nden duydum

İsa’nın müjdesi

Yedi zalim imparatorluktan sonra

Kurulacak sekizinci imparatorluk

Adalet Hükümeti

 

Med-Pers, o gün bilinen tüm toprakları

İnsanları, köyleri işgalinden sonra

Makedonyalı İskender

Ne kadar genç

Demokles ile tanışınca

Vasiyetini değiştiren

Aristo’nun talebesi

“Elimi mezarımın dışında bırakın

Herkes görsün, bir şey götürmüyorum.”

Üçüncü Roma

Doğuda Cengiz

En son şimdi

Anglo – Sakson imparatorluğu

Öngörüye göre

Hepsi zalim, büyük zalim

 

İsa’nın çölde kırk günü

Yalnız

Gece soğuk, gündüz kavurucu

Söylenceye göre

Her gün kurtulur İsa

Bir hastalığından, ruhunu sarsan

İlk gün bencilliği

Son gün liderlik sevdasını

Ve gelir Şeytan

“Bütün devletler benim

Emrim altındadır İsa, biliyorsun.

İstersen,  hepsini sana veririm.”

Kırkı sınavdan sonra

Demek ki bir sınav daha

En son sınav şeytanla.

Düşündümü acaba İsa

Kabul etmeyi

Dünyayı yönetmeyi

Orasını bilemiyoruz ama

Yine söylenceye, nakledildiğine göre

İsa’nın cevabı

“Ben göklerin krallığının imparatoruyum.

Müjde tüm dünyaya ulaşınca

Herkes haberdar olunca

Kurulacaktır

Son ama adil

Göklerin Krallığı.”

İnanalım mı İsa?

              

                                       Erkan Yazargan

                                         03.05.2011

                                           TOKAT

 

 

 

AVRUPA TARİHİ “Kavimlere”

 

Avrupa’ya adını veren Yunanlılardır

Taş devirlerinde, Ademden önce

İnsanların dili ve kavmi

Nedir? Bilmiyoruz.

Doğumlar çoğalıp, ölümler azalınca

Nüfus artmaya başlayınca

Kavim adları geçen bölgeler

Roma ve Greklerin eseridir.

Issız bir toprağa, birkaç aile

Yerleştikten sonra

Bunların çocukları ortak dil ve adet

Gelişerek kavimleri oluşturdu.

Kap’taki Hollanda’lı Boerler gibi

Romalıları Etrüskler dediği kavim

Po vadisinde, Toskana’da.

En önemli göç

Keltçe konuşan Gollerin göçü

Demir kılıçlı kavimlerin.

İrlanda ve İskoçyada Gaelik kaynak.

Daha sonra Britanniler.

Fransada Breton. İngilterede Gal dilleri.

Keltler İberlere karışarak İspanyada

Keltiber denen savaşçı kavim.

Son göç Belçikalılarınkidir.

Bütün Avrupa o sırada

Keltlerce işgal edilmiş.

Cermen denen kavim, bu günün Almanları

Toprağa az bağlı Cermence konuşan

Şehirleri olmayan

Aileleri ve sürüleriyle dolaşan.

Nordik, karışık, güçlü

Sarhoş edici içkileriyle

Hayret verici

Çarmat, İskit, Borusu, Litvanyalı, Finler ve diğerleri

 

Grek medeniyeti ve Roma hakimiyeti

Bizans İmparatorluğu ve Hıristiyanlık

Derebeyliklerden milletlerin oluşumu

Ortaçağ ve ortaçağın sonu

Fransız İhtilali, istila savaşları

İhtilaller, reformlar

Uzun barış ve sonra

İki büyük dünya savaşı

Yüz milyona yakın

Özellikle genç insanın

Öldürüldüğü, çıldırıldığı yıllar

Sonra demokrasi yeniden

İki bin yıl sonra.

Gördünüz o kadar zor değilmiş

Tarih özellikle Avrupa Tarihi

İçinde kısa bir gezinti.

 

    Erkan Yazargan

NEREDEN NEREYE                   “Ters Çelişkiye”

 

Karga hariç her kuşun sesi güzeldir

Bizim balkona konan kumrular,

Güneşin doğmasıyla bu ne aşk

Birbirine neler söyler?

Bülbülü anlatmaya ne hacet

Güle sevdası doğuyu kasıp kavuran.

 

Avrupa’da bir yerde, ismin ne önemi var

Paris’e yakın bir yer Lyon diyelim.

Yine bir Pazar tatil günü

Saçları dökülmüş, kalanı kır, yani yaşlı

Gözlüklü biri

Ağaca bakıp dürbünle, not alıyor

Çok yavaş hareket ediyor

Çevre ıssız, ondan başka kimse yok.

Balkondan izliyorum olup biteni

Dayanamayıp aşağıya inip, sorup

“İyi sabahlar, merak ettim

Ne yaptığınızı sorabilir miyim?”

İşine devam etti önce, notu bittikten sonra

“Geçen sene buraya bırakmıştık

Yirmi çift kuş, onların gelişimini izliyorum

Belediye görevlisiyim. Üniversiteden

Profesör filan.”

“Memnun oldum ama neden?”

“Ekolojik dengeye uyum sağlayabiliyorlar mı?

Üreme sağlıkları nasıl?

Çalışmalarımızın amacı bu

Havanın temizliği kuştan

Suyun temizliği balıktan bilinir.

Bir uzman görevlendirmek

Beş yıllık bir proje ile

Mahallenin kuşları çoğalsın diye.

 

Kavrulmuş doğuya gelince

Sinirli adalar yine sokaklarda

Bağırıyorlar, bayrak yakıyorlar

Gözleri yerinde durmuyor

İbadethanelerde ve çevrelerinde, gece

Evlerde örgütlenen, planlanan

Gizli toplantılarda sözlenilen “Allah” adına

Patlayıcı, fünye ve genç adam

Yelek veya bantlanmış düzenek tamam.

Bir düğme veya ucu çıplak iki kablo

Değdirivereceksin. O kadar

Ağlıyor mu peygamber?

 

                                                     Erkan Yazargan

                                                          08.05.2011

                                                           TOKAT

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KESİŞME NOKTASI TUFAN                 “şimdiye kadar anlamış olana”

 

Gülüp geçeceğin, geçmişte kalmış işler

Korkuların hepsinin, tamamının

Anlamsızlaştığı, anlaşıldığından

Pirenin pire, yorganın yorgan

Sinir uçlarına kadar uyaran, sinirlendiren

…lerin artık işlevsizleştiği

Sancıların dinip, doğumun gerçekleştiği

Hücrenin bölünebildiğince bölünüp

Son rekorlarında bir daha kırılamamacasına kırıldığı

Zirve, en uç, en tepe, tam sınırına her şeyin

Herkesin ve her şeyin oturup kurulduğu

Sorulacak soru, cevapsızların kalmadığı

Negatif, kötü her şeyin, kelimenin

Eski, antik sözlüklerde kaldığı

Uyuyanın uyanıp ayıldığı, açıldığı

Ağlamaya değer ne var ki

Göz yaşı dökmeye ne değer

Mutluluk gözyaşından başka

Timsahın huyu değişti

Tuzlu su, deniz suyu

Sudan yaratılmış, olmuş her şey

Suyun içinden yani

Kendinden değil

Sulardan.

Eşya “şey”in çoğulu, evet şeyler.

 

Anladın mı ne kadar yalnız ve

Bir o kadar kalabalıksın, her şeyle sarılı ve dolu

Su gibi, suyun içi gibi, suyun kendi gibi

Galapagosta

Her rengi var mercanın

Ve her türü neredeyse

Balık yiyeni, oksijen üreteni

Volkanik olması mı adaların

Sıcak ve soğuk su akıntılarının kucaklaşması mı?

Ekvatorun, sıcağın tam ortasında

Hem yazın hem kışın

Hem Pasifik hem Büyük Okyanus

Yok, olmadan kalabilen

Şifrelerini türüne iletebilen canlı. Şimdi söylüyorum,

Çeşit ne kadar çoksa

Etki ne kadar güçlü ve sürekliyse

Renk, tür, canlılık, aktarım, miras o kadar çok

Tufandan sonra yeniden başlayan hayat

İnsan soyu

Bir de inanırsak her türden bir çift

Yeni tufan, tufanlara ihtiyaç yok

Anlamış olmalı insan.

 

                                                     Erkan Yazargan

                                                          06.05.2011

                                                           TOKAT

 

 

 

 

 

 

 

ÖZÜR DİLEYEREK                           “intikama”

 

En nefret ettiğimizi

Tutup ensesinden cehenneme atalım

Sonra bakalım neler olacak

Yunus’tan ve Şeyh Bedrettin’den özür dileyerek

Amaç sadece bir gösteri;

Kocaman taş kapılar açılır gümbürtüyle

Dayanılmaz pis bir koku surata çarpan

Kokmuş olan ne varsa hepsi orada, insanı bayıltan

Çukurların derinlerinden feryatlar yükseliyor

Kulak zarlarını patlatırcasına

Bütün vücudu kaplayan bir titreme, ürperme

Tüyleri diken diken eden

Çengeller paslı, keskin, sivri

Zincirler çok, her yerde

Demir sesleri bol bol

Yukarıdan aşağıya inen alabildiğince hızlı ve güçlü

Kırbaçlar ve şakırtıları

Kapkara, apasık yüzleri kıllı zebanilerin

Gözleri fırlayacak gibi dışarıda

Tırnaklarının içi insan eti dolu

Vuruyorlar duvardan duvara

Kızgın yağ kazanları solda

Sonsuza kadar kaynamış, foku fokur

Daldırıp daldırıp çıkarıyorlar adamı

Cayırtı ve bağırtı, ölemiyor

Hep yaşıyor, acı çekiyor

Milyon yıl süren, sürünerek ta dipten

Derisi parçalanarak ve oluşarak yeniden

Tırmandığı kıyıya el atınca, bir tekme

Dibi buradan görülmeyen dibe yuvarlanıyor

Tren gibi raylı bir makine

Geçip gidiyor kafaların üzerinden patlatarak

Bağırsaklarının sonuna kadar sopa, cıva

Ciğerlerinin tümünü dışarı çıkaran el

Gözlerini oyan tırnak ve parmak

Dilini söken boğazından bir daha

Yüzen deriyi kılıç, çekip alan çıplak eden

Üzerine kaynar sudan önce tuz serpen

Ona, o zalime, seçtiğine, nefret ettiğine

Gaz odaları, idam sehpaları,  zehirli iğneler

Elektrikli sandalye, giyotin, işkencenin her türü

Ekle sende aklına geldiğince

Tabutluk olsun, elektrik telleri zangırdatan

Manyetolu ve manyetosuz cehennem elektriği

Falaka; tabanları patlatan, deriyi soyan mosmor

Rahatladın mı şimdi biraz

İstediğin bu muydu?

Daha fazlasını mı hak ediyordu.

 

Onu öldürsen, ölmeden önce zihninde

Uzaklaşsan alabildiğince

Görülmez olana dek

Silsen ana bellekten bile

Hangisini istiyorsan öyle yap.

 

                                                     Erkan Yazargan

                                                          08.05.2011

                                                           TOKAT

 


 

 

GEÇMİŞ GELECEK            “fosile ve ışığa”

 

Neresine bakmalı tarihin

Kahramanlarına, hükümdarlara veya

Taştan, kâğıda yazılanlara

Yakılan kütüphaneler

Kumda saklanmış parşömen

Gömülü süs eşyaları

Arkeolojiyle ilişkileri mutlak.

Tarihle ilgili ilk soru

Ne oldu, nerede oldu, kim yaptı?

İlgimi çekense en çok

Efsanelerde dâhil, sırlarıdır tarihin

İlk dil, ilk kavim

Varsa Adem’in çocuklarına öğrettiği

Peki sekiz yüz bin yıllık insan dişi fosili

Daha geçen ay Filistin de bulunan

Yahudilik tarihi bilinen, yazılan

En çok altı bin yıl

Arkeologlara göre, bilemedin en uzun

Yirmi beş bin yıl.

Peki, öncesini inkar mı edeceğiz

İnkâr edip, kafir mi olacağız?

 

Kuran da haber verir aslında

Benim işim değil ama

Müfessirler incelesin artık korkmadan

Melekler nereden biliyorlardı

“İnsanın kan döküp, zorbalık edeceğini”

Yoksa bildiğimiz insandan önce

İnsanımsılar, insana benzeyenler mi

Tanımışlardı

Bu gün inkar, te’vil kabul etmez

Evrim denen hakikat

Bir teori, kuram veya kanun değil

Bilimin anayasalarındandır artık.

 

Zuhuru beklemeyi kim öğretti Türklere

Türkçe konuşan kavimlere

Şehir kurmayı, tarımı, sır saklamayı

Töre oluşturmayı, anayasa değerinde

Savaşmak zorunda kalırsan

Korkma, korksan da korktuğunu belli etme

Korkarsan eğer yok olursun” diyen

İsa’dan sekiz bin yıl önce

Tufandan da önce

Çamurdan tabletlere yazılanlar

Hindistan kıyılarında Naatan’da

Din adamlarının kutsallaştırıp

Çaputa sarıp, mağaralarda sakladıkları

İsa nereden öğrenmişti

Konfüçyüs ün sözünü

“Sana yapılmasını istemediğini

Başkalarını yapmayı düşünme bile.”

Peki, Muhammedin aynı sözü.

Dışına çıkılması yasaklanan hudut

Çıktım mı yoksa dışarı

Kime yasak, neden yasak

Tarih bu kadar önemli

 

Uygur, Eski Uygur’un damgaları

Altı köşeli yıldız en bilineni, gökler ve yerler

İbrahim, Davut daha yeni

Onlardan beş bin yıl önce

Bu kadar, bunca uzaktan

Hem zaman, hem yer olarak ıraktan

Sonra

Yaklaşalım Tekeli Dağı’na ve etrafına

Hubuyar, ilk Hubuyar

Moğolların katlettiği bilge ve arkadaşları

Ne taşımıştı, ne bırakmıştı, ne gizlemişti?

Bu topraklara, dağlara

Keramet mi, mucize mi? Zuhur inancı, semah felsefesi

Bahsettiği ışık

Sonradan Işık Tarikatı, erkânı – yolu

Hayret değil mi?

İşte sana gizem

Derler ki:

Kaplayan ışık ve duvarları cam gibi

Duvarlarında yazılar bilinmedik

Büyüyüp küçülen bazen renkli

Film gibi gösteriler sessiz

Yeşili bol

Ayakların yere değmediği, değemediği

Yerin olmadığı çünkü

Suyun içindeki balık gibi

Müthiş, inanılmaz, şimdiye kadar tadılmamış

Bir huzur ve mutluluk

Öncesinde buzda kaymak gibi

Paraşütle atlamak gibi

Havaya fırlamak gibi

İçe dolan bir duygu.

Tarihin sonu, sonsuzluk

İki kaşın arasında sıcaklık.

 

                                           

                                                   03.05.2011

                                                       TOKAT

NEFES VERMEK ZORDUR “Ölüme”

 

Murat kendini ateşe verdi, gitmemek için

Kurşunun önüne atılanlarda oldu.

Öldü.

Hayata döndüren tufan

Yaşamını yitiren insan

Acı duymamak unutmak imkânsız

Kamu malına zarar vererek yandı.

Öldü. İstedikleri olmadı.

Duman bastı her tarafı

Nefes alamıyorum.

Boğazı yakan, tıkayan siyah duman

Ölmeden önce bazen bayılır insan

Kendinden geçer

Çırpınanı görmedim, ipte sallanan gibi

Boynu kırılmazsa çırpınır.

Katranlı beden nasıl yanar,

Kızgın yağda nasıl kızarır,

Elektrik sandalyesi, ıslak sünger

Cızırtı, cayırtı, bağırtı

Çıkmak istemeyen bedenden

Vermek istemediği bedenin

Diz çökmüş Çinli tetikçi

Önündekinin gözü bağlı

“Ateş!” ve enseye kurşun

Yüksekten çengele atılan

Sivri uç nereye denk gelirse

Kütüğe konulmuş boyun, inen kılıç

Giyotin eskilerde dibinde sepet

Yeni teknolojiler

Uyuşturuculu iğne sonra zehir

 

Dayımın ölümünü görmüştüm, yatakta

Aylarca hasta yattıktan

Üç dört derin nefes aldıktan sonra, zor

Son bir nefes bu defa verilen.

Ayna tuttular ağzına

Buhar yok, o halde

Nefes vermiyor yani ölmüş

Beyaz bir örtü ve göbeğine bıçak

Zordur bilmeyen insanın ölümü

                                                         

                                                             05.05.2011

                                                                TOKAT

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HASTALIK AĞACI “Tedaviye”

 

Taassup yani asabiyet

Kendinden olanı tutmak, savunmak

Haksız olsa da

Kendi akrabalarını yandaşlarını

Palazlandırmak.

Mührü Mervana teslim etmek.

Zulüm kapısını açmak.

Haklının yüzüne kapamak.

Ebu Zer’i Rebeze’ye sürmek

Yokluktan, yoksulluktan

Öleceğini bilerek ihtiyarın.

Zamanla vicdanı kaybeder

Aklını yitirir.

Kendini kaybeder mutaassıp.

 

Bizde biraz sapma var kelimede

Yanlış anlaşılan

Tutuculuk, sonuçlardan biri sadece

Başka yanlışlıklardan bir yanlışlık

Özünde kayırma vardır.

Kayırma ise baştan sona haksızlık.

Önceleri normal gelse de

Açı genişledikçe işin sonu

Kerbeladan, Hiroşima’ya kadar

Suçsuzların sonunu getirir.

 

Anlaşılan o ki:

Bütün bu hastalıklar

Kibir, gurur, haset, riya, yalancılık

Bencillik, asabiyet

Ve benzerleri

Aynı ağacın meyveleri gibi

Birbirleriyle bağlı, bağlantılı

Biri diğerinin sebebi

Şeytan kibirle başlayıp

Eba vestekberu

Nerelere vardı.

 

Doktor kendinsin, ilacın sende

Hastalıkların tersine davranırsan

Zamanla

Tedavi olur kurtulursun

Anlamak bilmek ne güzel

 

İnsanlardan kurulu bu toplumlar dünyası

Bunca sıkıntı, sorun, kavga

Hastalıkların tedavi edilmemesinden

Yok,  edebilirsek, kurutursak bataklığı

Üstünde rengârenk çiçekler

İnsan, insanlık o zaman daha rahat

Mutlu ve huzurlu

Hep elele verip, silelim bu cüzamı.  

 

                                                             30.04.2011

                                                                TOKAT


 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞKBAKAN ERDOĞAN’A “Tarihin Çöplüğüne

 

Tescilli cahil, atalar sözünü doğrulayan adam

“Vezir olmuşsun ama adam olamamışsın.”

Kim olduğunu bilsem o atanın,

Bilmesem de benden o ataya selam.

Bir türlü anlamadığın, anlamak istemediğin

Bu millet boyun eğmez, çakar tokadı

Kandırdığını sandığın, oyunun farkında aslında

Gülüp geçiyor bıyık altından.

Dünyaya bile diplomatlar raporlamış,

“Cahilin teki.” Diye

Hissediyorsun aslında;

Ters giden bir şeyler var

Ne olduğunu anlayamıyorsun ya

İşte o senin cehaletin

Bende inan gülüp geçenlerdenim.

 

Önceleri baktım, bende izledim. Nasıl birisin

Hikmetyarın dizi dibi kedisi,

Mollaların kardeşi, Erbakan’ın çömezi

Olman bir yana,

Ebus Suud’a methiyeler düzünce

İşte dedim aynı kökün meyvesi

Bu kökün ucu Umer’e kadar gider

Muhteris, kıskanç, gönlü boş, ezberci

Hem de zorba.

 

Muaviye’nin entrikaları, Ebu Süfyan’ın mirası

Çamur, batak, kara delik

Fetih hırsı sarmış her yanını

Kendinden olmayan kötü, yok olmalı.

Bildiğini sandığı sadece bir nokta

Onunda içi boş

Rüküş türban modacıları

Utanç verici eş, dost, aile fotoğrafları

İki de bir “Allah” kelimesini ağzına alıyor

İyice mide bulandırıyor.

Osman’ın kanlı gömleği nerede

Mızraklarını toplamışsın yeniden

Ucunda Kuran asılı. Davul sesi güm güm

Korkutan cahilleri.

Kürt kartına ne demeli

Çekilen onca acıları silip süpüren

Kürdün inadı ve cehaleti.

 

Deniz Feneri’ni unutmadık

Duygu sömürüsüyle fakir, fukaranın

Evinden canlı yayın.

Toplanan milyon Eurolar sonradan.

Bir caminin tepesinde görmüştüm

Almanya’da sizin camilerden birinde!

Günlerden Cuma, kalabalık oldukça

Feryat eden bir hacı amca

“Yeşil şeytanlar! Soydunuz beni

Yuvamı yıktınız, ailem dağıldı

Verin lan paralarımı, atacağım kendimi.”

 

Tükürüğe alışık yüzün: “elhamdülillah”

Toplanmış etrafına sultanın oğlanları.

Yol yapmış, baraj yapmış

Satmadık bir şey bırakmamış.

Yazar deyince: “Analarını bile satar bunlar.”

Çıldırmıştın hani. Haksız mıydı adam yani?

Din, iman, cami, türban satan adam

Neyini satmaz ki

 

Yeniden Osmanlı derken, kurnaz takip ediyordu.

Fırsatı değerlendirdi. Yakmadık ülke,

Yıkmadık ev bırakmadı sayende. Cahil Başbakan

Projelerinizde daha kaç milyon Müslümanın kanı var

“Amerika hiçbir halt edemez!” diyenler

Bakıversinler etrafa. Tecavüz edilmemiş ananız

Kaldı mı?

Sizden sonra adamlar beş kat büyüdü.

Senin ülkende insanların yarısından çoğu

Sahte ümitlerle karnını doyuruyor.

Yoğurdun kaymağını yine

“Gavur.” Dediğin yiyor

Size de kemiklerden küçük bir parça.

Utanıyorum kendimden seni görünce

Midem bulanıyor anlıyor musun başbakan?

Senin kazanın devrilmeli, yoksa devrilecek âlemin kazanı.

 

                                                                                               07.05.2011

                                                                                                  TOKAT


27 GÜN                   “İşkenceye”

 

Polis sirenleri önce, gece karanlık

Bot sesleri kalabalık

Kuşatılmış ev, mavi – kırmızı dönen ışık

Çocuklar uyanıveren, karmaşık

Bir telaş koşuşturmalar evin içinde.

Bahçeye açılan kapının önü

“Aç Polis!” “Teslim Ol!”

Omuza basan ayak

Kolu burkan el ve kelepçe ardından

 

Emniyetin zemin katı, soğuk

Hücre bir metre, demir kapı, ayak uzatamadığın

Üstünde bir delik on santim

Yer beton. Tir tir titreten.

Aç, susuz, sigarasız

Dışarıdan bağırtılar, ciğeri patlarcasına ama kim

Neler oluyor? Bu ilk düşüşüm buraya

Açılan kapı birkaç gün sonra

Gelen iki adam iri kıyım

Kollarıma giren ve sürükleyen

Soru yok, konuşma yok

Sesin geldiği yere doğru. İşte orası

“Soyun!” soyundum, donum kaldı.

“Çıkar Ulan!” çıkaramıyorum, utanıyorum.

“Yapmayın Ağabeyler!” “Çıkarsana Ulan!”

Çırılçıplağım.

İki metreden uzun, uçlarından asılı sopa

Sırtımdan iki kolumu kavrayan

Ve askı, sonra öğrendim. Filistin askısı bu

Kollarım mosmor. Hala soru yok

Sonra benim gibi çıplak elektrik teli soyulmuş

“Çocuğun var mı?” “Olmasını istemez misin?”

“Nedir ağabeyler benim suçum?”

“O gece, orada? Her şeyi itiraf et!”

“Yapmadım. Ben değildim.”

İşkence

Ciğerim patlarcasına bağıran benim

Bu defa duyduğum ses benim.

Yirmi yedi gün, her gün böyle

Günler geceler karışmış. Ben kimim?

Bilmiyorum.

Biliyorum ama söylemeyeceğim diyemez insan

Allah’a sığınmaktan başka çare yok

Kabul etmiyorum. Ben değildim.

Asla kabul etmeyeceğim.

 

Çıktıktan sonra, önünden geçerken bile

Dönüp bakamaz insan

Emniyetten yöne. Yaşıyorum.

Anlatan bir arkadaşım. Arkadaşım.

 

                                                             08.05.2011

                                                                TOKAT

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TOPLUM İNSAN BİLGİ                                       “Büyük Öğretmenlere”

Robinson hikayeleri ne kadar yaygındır.

Issız adaya düşen yalnız bir adam.

İlham vermiştir düşünürlere bile.

Öyle değilsin ama olsaydın.

Yalnız adanda Robinson sen olsaydın.

Yapacağın işler ne olurdu?

Aradın ve insan bulamadın

Yalnızsın, yapayalnız ne yapacaksın

Kul Himmet Dede’den yardım alalım.

“Üryan geldim, yine üryan giderim.”

Yalnızlık Felsefesi

Yürekte bir titreme, ürperme, korku

 

Sosyolojinin üç temel yasasından

Birisi, insanın sosyal varlık olması

Toplumsallık yani ilişki kurama

 

Gelmişsem gelmişim

Gideceksem gideceğim. Ne yani!

Kurtulamadığın soru sürekli. Neden?

Daha iyi, ileri, güzel

Özellikle mutlu ama nasıl?

Döndük mü yeniden en başa

O halde, cevapsız bırakmadan

En baştan da olsa korkmadan

Teker teker cevaplayıp soruları

Hatta not edip yazıp bir yerlere

Bırakmak sonrakilere

Ki onlarda uğraşmasınlar bu kadar

Kolayca yol alsınlar.

 

Evet

Bizden öncekilerde düşündü, yazdı.

Âmilî’yi duydunuz mu

Çıkamayacağı bir çukurdadır

Suçu; öğretmenlik yine

Zamanın idaresine ters düşüren

Aydınlık, bilgi sevilmez bazı yerlerde

Atılır Âmilî bir çukura ama üstü açıktır

Kuruyan yapraklar, dallar düşer çukura

İşte tamda orada,  o çukurda

Yazılır bir kitap, kuru gazellerden

Kuru diken ile. Mürekkebi?

Parmaktan, diken batırılarak alınan kan!

Parmağına batırır ve yazar

Bu kadar değerlidir bilgi.

 

Şimdi internet çağı

Gençler kıymetini bilmiyorsa

Eski örneklere bakmalı

Her şeyden çok

Doğru bilgiye sarılmalı

Yobazın nefesinden, baskıcı zorbanın

Entrikalarından kaçarak

Aydınlık günleri kurarak.

 

 

 

                                                             13.05.2011

 

                                                                TOKAT

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MOLLA İLE TANRI                  “Hakka ve Hakikate”

 

Molla neden

Düşmandır bilime, özgür düşünceye

Aydınlanmaya özellikle aydına

Konuşan adama, istemediği sorular sorana

Kitap sevmez, kendi kitaplarından başka

 

Said-i Nursi’yi ele alalım

Hayatındaki onca çelişki

En önemlisi Hakk’ı tanımadaki hatası

İnancımıza göre; tasvir ve teşbih batıldır.

Yani Hak benzemez hiçbir şeye

İşte Nurcuların hatası bu

Hem Ali, hem Muaviye haklı olamaz

Mutlaka bir tanedir haklı bu davada

Şeytan ile Allah’ı birbirine karıştırdılar

Adını İslam koydular.

Bu yüzden bir araya gelmiyor yakaları

Hatalarını kabul etsinler

Onları da kabul edeceğim yanıma.

Böyle dedikte Kufeli’leri ayırdık mı?

Onlarda ayrı dert, ayrı bela

Yüzleri, vicdanları kara. Elleri kanlı onlarında.

Bütün bu muammalar, cehalet kaynaklı

Oysa Hak “Sana senden yakınım,

Arayacaksan beni, yakınında – yanı başında ara!” buyurdu.

 

Eski toplumlarda çok tanrılar vardı.

Neredeyse her şeye bir tanrı

Rüzgar, su, ağaç, sel, şimşek tanrıları

Sonraları azaldı, bir iki tane kaldı.

En son İbrahim akılla ve cesaretle

“Ay, yıldızlar, güneş

Benim tanrım olamaz

Hepsini var eden bir tanrı olmalı.”

Ali’ye sordular:

“Ey Ali, sen Allah’ı gördün mü?”

Cevap ne güzel, iç açıcı ve cesurca,

“Görmediğim Allah’a ibadet eder miyim?

Gördüm elbette! Ama bu gözlerle değil.

O’nu göremez bu gözler asla

İnsan görmeli O’nu başka gözle

Kuşatmıştır kapsamadan, içeridedir girmeden.”

Mollanın derdi başka

Onunki çul parası, karın doyması

Kandırmaca işleri

“Bilmiyorum.” Diyemiyor

-Dünya nerede?

-Öküzün boynuzunda!

-Dünyanın şekli nasıldır?

-Görmüyor musun tepsi gibi işte!

Tamda burada bilim çıkıyor karşısına

Uydurukçu molla başlıyor debelenmeye

Çara bulamayınca kendi derdine,

Dinden çıkarıveriyor soranı

Hatta azgınlaşıp, insan yakıyor hâlâ!

 

                                                             13.05.2011

                                                                TOKAT


 

TOKAT’TA ALİ            “Aleviliğe”
 
Sorarlar, Alevilik nedir?
Tanımlanmasını istemeyiz pek
Çünkü içseldir, kelimelere sığmaz
Aleviliğin merkezidir Tokat.
İlk Hubuyar getirdi bu emaneti buralara
Tekeli Dağı olsun dedi
Töremizin gücü, simgesi
Dünyanın bu gün en yaygın
İnancıdır zuhur – fecir – şafak
Oda Alevilik kaynaklıdır
Işığa, doğaya ve atalara saygı
İnsanın içinde nefes Tanrı
Bir gün, tek bir günde olsa mutlaka
Tüm dünyayı hatta varlığı
Kuşatacaktır adalet
İşte budur zuhur inancı.
Derinliklerini, içini de sen bul
Musa’nın bahsettiği Meşias
Yahya’nın haber verdiği Mesih
İsa’nın müjdesi
 
Yolunuz düşerse gezip gürün
İstisnasız sizde hissedeceksiniz
Garanti veriyorum.
Yüzlerce türbe vardır burada
Adak adanan, şifa dilenen
Uğruna kurbanlar kesilen
On bin yıllık töre burada
Yaşar hala dipdiri
Yaşlı ninelerin gözlerindedir Mehdi.
Saymakla bitmez hikmetleri
Ali’nin yüceliği, bulutlarına
Varıncaya kadar kuşatır.
Dağları, ağaçları, pınarları
Pınarların sesi. Duyabilirsen
Dertlerinden arınırda gidersin
Cevapsız sorun kalmaz burada
Bir gece kalsan bile
Yıldızların bu kadar yakınlığına
Dokunabilecekmişsin gibi yakınlığına
Hayret edersin.
Müslüman veya başka inançtan olmanın
Değeri yoktur burada.
Tanrının üflediği nefesi taşıyan herkes
O dokunuşu, etkiyi, bağı kurar anında
 
Nedeni kurbanlar
Adalete en çok kurban burada
Verilmiştir. Verilir hâlâ.
 
15.05.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
UYDURMA KANDIRMA                     “Uyanıklığa”
 
Franz Ramirez Oskabar’ı duydun mu?
Ünlü İspanyol asıllı Fransız
Şair, müzisyen ve ressam.
Onun kadar meşhur adamı tanımıyorsun!
Ne ayıp, adına utandım.
Peki ünlü Çinli Chei Lie?
Onu da mı duymadın?
Mimardır kendisi. Başka soru o halde
Sermet Özüdoğru?
Çıkaramadın mı, düşün biraz
Zaman tanıyayım sana. Maalesef
Üç ünlü kişinin hiç birini bilemedin
Demek ki sen baya bilgisizsin
O halde, bilgilenmelisin.
 
Bilseydin zaten bilirdin.
Bilmediğin için kandırıyorlar seni.
O ünlü üç kişi var ya
Üçünü de
Az önce ben uydurdum. Yok, bunlar.
Yokları, var diye sana yutturuyorlar.
 
15.05.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
AĞITLA SEMAH                          “Unutulamaz hatıralara”
Kerbela’dan hemen sonra Kufe
Belediye sesli ilanlar yayınlıyor
“Değerli Kufeliler
Zeynep Hanım Efendimiz şehrimizi ziyaret edecek,
Lütfen gereken ihtimamı gösterelim.”
İnsanlarda tatlı bir telaş
Sokaklara kadar temizlenmiş
Her yer pırıl pırıl
Boyası olmayan, badanalamış duvarını
Süslenmiş her yer şenlik havası
Yeni kıyafetler giyilmiş rengârenk
Saçlar kuaförden yeni çıkmış
En güzel, pahalı parfümler sıkılmış
Her kes birbirine tembih ediyor
“Aman çok dikkatli olalım
Hanımefendiyi üzmeyelim.”
Gelen Ali’nin kızıdır
El üstünde tutulmalıdır.
 
Konvoylar – araç kuyrukları. Son model
Hepsi gelin arabası gibi süslü
İnsanlar yolların kenarlarında
Alabildiğince kalabalık
Bu şehir şimdiye kadar görmedi böyle kalabalık
Çocuklar annelerinin elinden tutmuş
Gözler yolda, ellerinde çiçekler
Aman Allahım!
Görüldü konvoy, yavaşça ilerliyor
Üstü açık bir araç
Zeynep Hanım herkese el sallıyor
Halk O’na gül atıyor.
Ne kadar da güzel
Gözlerinden gülümseyerek, ışık saçıyor
Daha da fazlasını hak ediyorsun Sen
Zeynep Hanım
Ali gibi bir cengâverin, bilgenin
Kızısın sen.
O’nun kokusu, nefesi bile
Sana kurban olmaya yeter zaten
O’ndan dolayı olsa gerek
Bu sevgi, bu ihtimam
Belli ki yürekten seviyor bu halk seni
Baksana her kesin yüzü gülümsüyor
Sevinçten insanlar yerlerinde duramıyor.
 
Keşke böyle olsaydı.
Biliyorsunuz da, anladınız mı?
Her şey tam ama tam tersine oldu.
Başka türlü ağıtlar çok yazıldı
Bu ağıtta böyle olsun
Kabul buyurun.
 
15.05.2011
TOKAT

 
 
 
 
ZAMANIN DEĞERİ          “Programlı yaşama”
 
Şu soru bazen aklıma gelir, düşünürüm
Geçmişte yaşamış değerli insanlar
Yaşadıklarından daha çok yaşasalardı
Genç yaşta ölmeselerdi
Daha neler yaparlardı
Milyarlarca insanın görüp, duyamadığını
Hisseden dahiler, sanatçılar, bilim insanları
Kim bilir daha neler bulurlardı.
 
Derin düşünceye gelince, bence;
“Hak’kı bulmak”en zevkli sonucu.
Düşünsenize bulduğunuzu o mükemmeli
 
Çoğu insan can sıkıntısı çeker
Zamanın geçmek bilmediğinden yakınır
Gezmeye mi çıkmalı, sohbete mi dalmalı?
Zamanı nasıl harcamalı!
Zevk verici, eğlendirici uğraşlar mı bulmalı?
İşte tam da burada, yaşam biçimi
Dünyaya bakış, değerler. Çıkıverir ortaya
Kimsen, neysen. Kendini nasıl tanımlıyorsan
Tanımlamasını da bilmiyorsan
İşte öylesine bir yaşam.
 
Şikayet etmeye, dert yanmaya
Hakkımız var mı? Bundan sonra
Seksen beş yaşında bir amcaya:
“Hayattan ne öğrendin Amca, bu gence
Bir ders versen!”
“Bir an gibi geçti oğlum inan
Onca seneyi hatırlamıyorum bile.”
Demek istediği, akıp gidiyor
Söylemeden, bildirmeden. Sen dikkat etmezsen.
O halde
Kıymetini bilelim. Zamanı iyi kullanalım
Boş işlerle harcamayalım.
An be an bilerek, bilinçlice yaşayalım.
 
14.04.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
EVDEN EVE               “Manzaraya”
 
Çocuktum bilmiyorum
Makineli tüfek sesi, G3 mü?
Ama bir takırtı
Babam:
Kamyon taş döküyor oğlum.
Öyle geçti o zaman ama
Sonradan öğrendim.
İki sokak ileride
İlkokul öğretmenimin evinin orada
Hürriyet ile Serdar kardeşlerin
Evlerini taramışlar
Hürriyet ölmüş, Serdar yaralı
Oda çok sonradan öldü. Kalp krizinden
Babaları babam gibi işçiydi. Vanlı
 
Savaş arkadaşım, babası Kore gazisi
Evlerinde - amiral battı – oynadığımız
Annesi kesip vermişti bana
Bir tepsi içinde iki tavşan
Ama biz ailecek tavşan yemiyoruz!
İşte o Savaş’ın abisi, ismini hatırlamıyorum
Evin arkasında dar bir aralık
Duvara çizilmiş makineli tüfek gibi
Mahiri vurmuşlar Kızıl Köyde, Niksar’da
Adını yazmış şimdi tüfek gibi duvara
 
Sonra Niksar
Cedit mahallesinde bir ev
İki katlı, bahçesinde ceviz ağacı
Girişte solda bir oda
Karşıda beyaz duvar badana
Üzerine kırmızıyla boyanmış bozkurt
 
Silvan, başka bir gün ve başka bir ev
Penceresi tel örgülerle kaplı, ikinci kat
Yemekte ekmek ve az biraz peynir
Kümes için kullandığımız tel örgü
Neden orada pencerede!
Bomba atılırsa içeri, düşmesin diye
 
Birde babamın unutamadığı anısı
“Tel örgüler vardı. Atlayamadık. Kurtaramadık.
Lisenin bahçesinde çocuğu
Döve döve öldürdüler
Sonra kaçıp gittiler.”
Senaryo değil gerçek bunlar
Hepsi oldu. Yaşandı.
Afganistan, Irak, Libya, Yemen, Suriye
Düşünemiyorum bile.
 
08.04.2011
TOKAT
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
FERYAT                “Mayası bozuk süte”
 
Sütün yoğurda dönmesi
Bir kaşıkçık kendine çeviren
Tıpkısının aynı
Ilık olmazsa bozulur
Ekşi yoğurt vardır birde
Çökelek, ayran, beyaz peynir, kaşar.
Bir gezgin tanımıştım Bosnalı
Bisikletiyle gezen
Günde bir kilo yoğurt ve bir ekmek.
Kadeh, şarap, kuru ekmek
Etim ve kanım.
Mayalarım seni!
Sütünü yoğurda keserim
Seni kendim yaparım, bilirsin.
Dişin çürüğü, yayılır yavaş yavaş
Sinirlerine gelince, yakar adamın canını
Demirin paslanması
İnsanın bozulması, toplumun çürümesi
Üzümün bile birbirine bakarak
Kararması
Ne hale gelmiş insanlık
Nasıl çürümüş
Protez veya zımpara kurtarır mı?
Canın yanıyor mu, kokusu geliyor mu?
 
Hani bir köyde, tatlı bir su pınarı
İçeni deli eden.
Sakınan adam, kendini ve çocuklarını
Yasaklayan içilmesinden
Herkes içip delirince
Korunanlara “Deliler” denilince
Dayanamayıp
“Getirin içelim!” diyen.
 
Çürümeler sardı her yanı
Her şeyi altüst ettiler, ediyorlar
İnatları katmeşleşmede
Aydınlığın işareti görülmüyor
Daha kötüye gidiyor
Elli kişilik arkadaş fotografından
Otuzu şehit. Yirmisi kayıp.
Bayrak yakan zavallı, kıla bağlamış imanı
Çok üzgünüm, yorgunum, uykum var.
Apaydınlık günler ümidimizdi
İyi niyetli, temiz yürekliydik
Saf ve temiz huyluyduk
 
Sonra Tayland damı nerde
On yaşında kız çocuklarına
Müptela olan Avrupalı zengin.
Afgan afyonu insanı uçuran
Karısına ve kendisine birlikte
Sevgili arayan adam, ilan veren
Milyonlarca çocukpornocuları, sübyancılar
Bir katır karşılığı, satın alınan oğlan
Mayına basmış kadın
Parlayan yüzü görülemeyen
Bedduası kabul olmuş
Evinin bir köşesine oturup
Yüzünü duvara çevirsin
Asla! Ölünceye kadar konuşmasın, kalkmasın.
 
07.04.2011
TOKAT

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
GÖSTERİŞÇİ MAYMUN              “Müraiye”
 
Gösteriş, eski dilde riya
Mürai; gösterişçi, gösterişi seven kişi
Her şeyi süslü, aslının üstüne bir makyaj
Buruşuk yüz, botokslu – gerdirilmiş
Dudaklar kırmızı değil
Sadece ruj. Ağzı kokuyor aslında
Nedendir kendini gizlemek
Aslını saklamak
Kendi çirkin çünkü ve bunun farkında
Zenginim diyor, fakirin – çulsuzun ta kendisi!
Çevrem geniş, herkes beni sever diyor
Nefret ediliyor, herkes ondan kaçıyor
Dinden, imandan bahsediyor
Kafirin tam kendisi.
Kandırma yolunu tutmuş
İyileri, iyi niyetlileri biraz kandırmış
Sonsuza kadar, sürecek sanıyor
Ne Hak’a inanıyor, ne hakikate
Yokluğunun içinde kıvranıyor
Ondan bile haberi yok.
İşi gücü davul, zurna
Bağırıp, çağırmak mesleği
 
Elbiseyi çıkar, boyayı kazı
Maskeyi al. Altında neler var?
Oskarlı artistlere taş çıkarır
Repliğe gerek yok
Kendi senaryosunu kendi uyduruyor
Kralın merasimi
Bayram törenleri, onun çırağı
Bakın ey! Millet, ne kadar güzelim
Tam Müslüman, tam inançlı
Takvalı, mazbut, evliya, ermiş.
Takım elbisemi gördünüz mü? Son moda
Kim giyebilir bunu?
Ancak senin gibi bir üstün
Herkes senin elinin altında olmalı
Senden başka kimse konuşmamalı
İsteklerin, emir sayılmalı.
 
Hindistan’da mı nerde?
Maymun Tapınağı
Renkli, parlak elbiseler dikilmiş
Sirk hokkabazları
Mesleğini yapıyor.
Mürainin mesleği mürailik
Farkındayız işte!
Çirkinsin, kokmuşsun, pissin
İnançsızın, yoksulun tekisin.
Cahilsin, yokluklar içinde kıvranıyorsun.
Sesini güzelleştirmişsin
Her gün aynı şeyleri söyleyip duruyorsun
Kıyafetini düzeltmişsin ama
Sen aşağılığın ta kendisisin.
Bir an önce kendine gelmelisin
Kendini ortaya koymalısın.
 
29.04.2011
TOKAT
 
      











 












KİBİRLİ ZORBA              “Mütekebbire”

 

Büyüklenen adama

“Ne boyun dağ aşar, ne yeri yırtabilirsin!”

O halde neden böyle

Kabararak yürürsün.

Üç beş kelime öğrendin diye

Çoğu yalan yanlış.

Az biraz varlığın oldu diye

Çalıntı, hırsızlık malı.

Dönüp duranlar var diye etrafında

Sahtekâr, soyucu, madrabaz

 Kendini bir şey sandın

Adam yerine koydun, aşk olsun.

Bir tiyatro oynanıp duran

Sense bu geçici oyunda

Kısa rollü bir figüran.

 

Sen neymişsin de haberin yok muymuş?

Meğer daha nelere layıkmışsın

Aslında sana kral olmak yakışırmış

Doymak bilmiyorsun

Her şeyi istiyorsun

Kimseye bırakmıyorsun.

Başın dimdik, en yukarıda

Kesilirse de en dibinden olsun

Yukarıda dursun.

Başkaları yani senin dışındaki

Herkes böcek, herkes düşük

Ezersin, horlarsın onları

Hakaret etmeyi marifet

Aşağılamayı üstünlük sanıyorsun

Mide bulandırıyorsun

Zayıfları ezdikçe eziyorsun.

Kıymet bilmiyorsun

Ölmeyeceğim sanıyorsun

Defterin tutuluyor, burnundan gelecek

Pişmanlığın fayda etmeyecek

Tevazu yoluna girmezsen

Kaybetmekle kalmayıp

Bulaşıcı hastalığını, mikrobunu

Başkalarına da bulaştıracaksın.

 

29.04.2011

TOKAT

 
 
 İYİMSER UZUN YAŞAR        “İyimserliğe”
 
Tomurcuktu kırmızıya yakın
Bu sabah açmış, güneş doğunca
Nasılda özenli ve narin
Balkonda saksıda çiçek.
Genç kızın gülümsemesi.
Akvaryumda yumurtalarını dökmeye
Hazırlanan turuncu balık
İki taneler yavaşça dolanıyorlar
Suyun içinde, bazen peş peşe
Bazen ayrı ayrı.
Sabah içime çektiğim hava
Ne kadar lezzetli.
Geçen hafta Pazar. Kahvaltıda
Taze alabalık.
Kumrular yine
Dişi olanı, çöp toplayan yuvası için
Yumurtlayacak belli
Sabahları ve akşamları her fırsatta
Eşi olan diğer kumruyla konuşmaları.
Komşunun çocukları
Karşı bakkala şeker almaya gelen
Saçı tepesinde toplanmış beyaz tokayla
Elli kuruşa, on şeker.
Pastaneden laf atan genç
O genci gülerek tersleyen diğer kız.
Kapısının önüne arabasını park eden
Adama içinden kızıp
Sessizce başını bir o yana
Bir bu yana sallayan yaşlı amca.
Yanımızdaki boş arsadan
Bizim balkona doğru uzanan
Üzüm asması.
Asmaya konan serçe
Çöpü deşeleyen kedi.
Açık yeşil salkım söğüt yine
Hafif rüzgarla sallanan yaprakları.
Diğer komşunun açık penceresinden
Gelen müziğin sesi.
Akşam olunca kızına
Telefon etmeyi düşünen ve
Bu hafta doğum gününü kutlamaya hazırlanan
Annesine istediği hediyeyi alan
Eşine sevdiği yemeği yapan
Yemek yaparken türkü mırıldanan
Torununu bekleyen pencereden.
Yaşam, ışık, aydınlık, güzel
Ümitten öte. Olan zaten
Usul akan. Akarken çakıllara çarpan
Derenin sesi.
İçinde böcek altı ayaklı
Kuma gömen kendini.
Hep ama hep böyle yaşamalı.
Düşünerek değil,
Duyarak, görerek
Bulur insan iyimserliği
 
21.04.2011
TOKAT


 

SON HABER         “Kıyamete”
 
Ağustos, Eylül arası veya
Eylül’ün sonuna doğru
Kıyamet kopacak!
Bu sene, evet bu Eylül
Bilinen, bilinmeyen her şey
Değişiverecek.
Buz Ülkesi kül püskürttü
İki kere.
Uyarıların tamamı yapıldı ama
Anlamak istemedi insanlık.
İşte şimdi, son uyarı
Tekeli Dağı’nda bekleyebilirsen
O dakika.
Senide çekecek yeşil ışık göğe.
Yeni yaşam,
Farklı boyut,
Bambaşka.
 
28.05.2011
TOKAT


SON

tebder@hotmail.com