TEBDER
ONLİNE KURS

Aralık




ARALIK AYI -2011- DAĞITIM KİTAP LİSTESİ:
 
1- AHLÂK FELSEFESİNDEN AHLÂK BİLİMİNE EMILE DURKHEIME                                  224 sayfa
 
Bu araştırma ile adım atmak istediğim öğrenme ve anlama yolunda benimsediğim düşünce, sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen Auguste Comte’un da söylemiş olduğu gibi, bir kavramın ancak kendi tarihi sayesinde doğru bir biçimde bilineceği düşüncesi oldu.  Fakat bu tarihi okumak da elbette, toplumu anlamaya yönelen kavramlarımızın bugünkü kullanımlarının şartlandırmasının etkisi altındaydı. Çünkü Comte’un kavramların tarihini okuyuşu da, bir anlamda, o kavramların ifade ettikleri anlamları yeniden üretmesi ve dönüştürmesi anlamına gelmişti. Bu araştırma boyunca her zaman aklımda olmasına gayret ettiğim bir başka düstur da, Alasdair MacIntyre’ın “ister mevcut kavramları tadil etmek, ister yeni kavramlar elde etmek isterse eski kavramları yok etmek suretiyle olsun, kavramları değiştirmek davranışı değiştirmektir” sözü olmuştur.2 Dolayısıyla günümüzde hem modern toplumsal fenomenlerin hem de bir sosyologun toplumsal fenomenleri incelerken durduğu epistemolojik zeminin ahlâkî açıdan değerlendirilmesi, benim için öncelikle ahlâkî kavramların tarih içinde nasıl dönüştürüldüklerini anlayabilmemi talep etmekteydi. Böylece, bu çalışmayı yapabilmek için pozitivizmin kavramlarının, özellikle de olgu-değer ayrımının epistemolojik zemininin izini, geleneksel felsefen kopuşun kırılma noktaları çerçevesinde kavramaya çalıştım. Emile Durkheim’ın sosyolojisi, bir ahlâk bilimi olma iddiasını ortaya koymakla, benim için, hem sosyolojinin hem de modern toplumların ahlâkî zeminini inceleyebilmem için elverişli bir örnek olarak göründü. Böylece modern toplumu biçimlendiren ve dönüştüren kavramların nasıl dönüşş olduklarını anlama yolunda bir başlangıç adımı atabildim. Bu yolda yürüyebilmem için gereken usûlleri göstermiş olan hocam Doç, Dr. Hayriye Erbaş’a ve bu süreçte desteğini her zaman hissettiğim aileme teşekkür borçluyum.
 
2007-Ankara
 
DİDEM ERAŞ
 
2- ANADOLU KÜLTÜRÜ VE SEMAHLAR                                                         336 sayfa
 
Anadolu Halk Kültürü her geçen gün üzerine yeni halkalar eklenen bir zincir halinde genişleyerek, tarihsel gelişimini sürdürmektedir. Bu gelişimin en hızlı yaşandığı kültürel alanların başında da hiç şüphesiz müzik ilk sırayı almaktadır. Gerek teknolojik gelişmeler, gerek icra tekniklerinin ilerlemesi, gerekse toplumun estetik değer yargılarındaki değişiklikler müzik alanında yaşanan bu gelişimi gün geçtikçe daha da hızlandırmaktadır. Bu alanda her ne kadar pek çok yönüyle iyiyi ve güzeli arama mücadelesiyle dolu bir gelişim süreci yaşansa da, ne yazık ki 21. yüzyıl koşullarında popüler kültürün etkisiyle, hem kültürümüz hem de onun en değerli yapı taşı olan müziğimiz günlük tüketime yönelik ifade biçimlerine bürünmektedir.
Böyle bir ortamda gerek akademisyen gerekse sanatçılar olarak, ürettiğimiz kültürel değerlerin kalıcı eserlere dönüşebilmesi için, onların, temeli bin yıllara dayanan Anadolu Kültürü’nün üzerine inşa edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yüzyıllardır Anadolu’da yaşamış pek çok kültürün bir şeyler kattığı semahları ve onun içerisinde yaşadığı Alevi-Bektaşi kültürünü de bu düşünceyle incelemeye başladım. Çünkü alt kültürlerin birleşerek ulusal kültürün yapı taşlarını oluşturduğu düşünüldüğünde, bu tip araştırmaların ulusal kültürümüzün kaynaklarının daha iyi değerlendirilmesini sağlayacağına inanmaktayım.
Saygılarımla.
ALİ HAYDAR TİMİSİ
MART – 2007 İSTANBUL
 
3- ÇORUM İLİNDE YAŞAYAN ALEVİLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA                               119 sayfa
 
Bu çalışmamda; Alevilik ile ilgili olarak verilen kısa bilgilerin ardından, Çorum ilinde yasayan Alevi vatandaşları; yasam biçimleri, siyasi görüşleri, kültürleri, eğitim durumları, vs. gibi yönleriyle incelemeye çalıştım. Çalışmam sırasında, büyük bir anlayış ve sabır göstererek bana yardımcı olan çok değerli hocam Prof. Dr. Vahap SAG’a teşekkürlerimi sunuyorum. Aynı zamanda, her türlü yardımını benden esirgemeyen ve en büyük destekçim olan esim Tekin CILAZ’a ve tüm bu çalışmalarımda oldukça uslu durarak isimi kolaylastıran oglum Mustafa Deniz’e teşekkür ediyorum. Ayrıca, anket çalışmalarımda büyük bir özveri ile bana yardımcı olan sevgili kayınpederim Mustafa CILAZ’a ve kaynak bulmamda yardımlarını esirgemeyen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Subesi Baskanı Durmus ARSLAN’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
 
Demet CILAZ
 
4- DESCARTES VE SPİNOZA’DA DUYGU – AHLAK İLİSKİSİ                                               364 sayfa
 
Aklın yanında duygularımız ile de yasamaktayız. Akılsal yönümüzün yanı sıra bizler duygusal varlıklarız. Her duygunun oncusu bir düşüncedir. Düşüncelerimize dikkat etmeliyiz ki peşinden gelen duygular da yaşamımıza güzellikler katsın. Neyi nasıl düşündüğümüz; olayları, durumları, insanları nasıl değerlendirdiğimiz, kısaca her şeye hangi bakış acısıyla yaklaştığımız duygularımızı biçimlendiren boyutlardır. Düşünce-duygu ilişkisini kurmak, düşüncelerin fakında olarak duygulara yon vermek hayata farlı ve olumlu bir gorus acısından bakmamıza yardımcı olacaktır. Descartes ve Spinoza felsefe tarihi acısından çok önemli iki filozoftur.
Felsefe tarihinde akılcılığın en önemli iki filozofu olan Descartes ve Spinoza akla verdikleri önemin ve insan yaşamında akla yükledikleri üstünlüğün yanı sıra eserlerinde duyguları son derece detaylı ve çözümleyici bir bakış acısıyla ele almışlardır. Bu boyut insan hayatında akılın yanında duyguların da ne denli önemli olduğunu göstermektedir.
Descartes ve Spinoza’ da duygu- ahlak ilişkisi konusunu almamızdaki en önemli neden iki filozofun duygulara yönelik detaylı bilgileri ve görüşleri yardımıyla “yaşamımızda duyguların yeri ve önemi nedir?” sorusuna aydınlatıcı cevaplar verebilmektir. Bu cevaplar ışığında akli yanımızın dışında duygusal bir varlık olarak kendimizi nasıl değerlendirebileceğimiz hakkında fikir edinmiş oluruz. Bu çalışmanın temelinde Descartes ve Spinoza’nın duygu ve ahlak ilişkisi hakkındaki görüşleri çerçevesinde duyguları tanımaya yönelik bir caba yatmaktadır. Tezi hazırlarken birinci bolümde duygunun tanımı ve değeri hakkında bilgi vermeye; his, akıl, irade ve ahlak ile olan ilişkisini kurmaya çalıştık. İkinci bolümde Descartes’in duygu ve ahlak anlayışını, üçüncü bölümde Spinoza’nın duygu ve ahlak anlayışını değerlendirmeye, dördüncü bölümde ise iki filozofun fikirleri çerçevesinde bir karsılaştırma yapmaya çalıştık. Tezde ağırlıklı olarak Descartes’in “Ruhun İhtirasları” ve Spinoza’nın “Etika” adlı eserlerini temele aldık. Ancak iki filozofun diğer kitaplarına gerektikçe başvurmaya çalıştık.
 
Fadima, GÜNES
Ankara – 2008
 
5- DOĞU FELSEFESİ                                                                                                                 174 sayfa
 
Gelişim tarihinin tüm dönemlerine damgasını vuran, ekonomik, sosyal, dinsel, politik olguları oluşturan ve var olan sistemlerin insanlık yararına değişmesi için hayatlarını bile hiçe sayabilen düşünce insanlarını anlamak insanı anlamanın ilk adımıdır. Düşünürleri özel yapan onların ele aldıkları ama herkesin göremediği bazı değerlerdir. Onlar insan yığınları içerisinde insanı ve insanlığı düşünen onlar için kaygılanan kişilerdir. Kimi zaman insanın kendi var oluş sebebini açıklamak ve kendini gerçekleştirme temeline dayanan düşüncelerle yoğunlaşan düşünürler kimi zaman akıl gücüyle yerleşmiş tabuları yıkmış, kimi zamanda kendi sezgilerinde ruh olgunluğu aramıştır.
Eski Yunan’da başlayan felsefe önce doğaya yönelmiş doğa olaylarını açıklamaya çalışmıştır. Sokrates, Eflatun (Platon) ve Aristoteles ile mitolojik düşünce tarzından deneyim ve sağduyuya dayalı bir düşünce biçimine geçilmiştir. Böylece yaşama ve insana dönük düşünceler düşünce tarihinde yerini almaya başlamıştır. İnsanı anlamaya çalışan düşünürlerin görüşlerini irdeleyerek, insanca var olmanın anlamını, insanı ve yaşamın anlamını öğrenmek, eğitimin içinde, düşünce dünyasının ferdi olan biz üniversite insanları için çok önemlidir. Moslow; insan aynı anda hem olduğu hem de olmak istediğidir. Başka bir değişle insan sadece davranışları yoluyla tanımlanacak bir varlık değildir. Dağın diğer yamacı olan özlemleri, beklentileri, kaygıları ve amaçları ile bir bütünlüktür demiştir. Biz eğitimcilerin görevi eğitimin ve toplumun temel ilkesi olan kendi gizil güçlerini ortaya çıkarması için kişiye yardımcı olmak ve doğru yöne uçması için rehberlik etmektir. Bu görevimizi yerine getirirken de sevginin gücü hep yanımızda olmalıdır. Çünkü sevgisizlik insanı edilgen ve kırılgan yapar. Horney, kişinin kendi özgün doğasını ve benliğini yitirmesi yabancılaşma ile olur demiş, yabancılaşmanın temellerinin ise çocukluk dönemlerinde atıldığını belirtmiştir. İhanetin, çocukluktaki gizli psikolojik ölümle başladığını belirtmiştir. Fromm’a göre ise insan sonsuz bütünlüktür. Yaşamın amacı ise, kendini inşa etmek ve bu özgün bütünlük içinde diğer insanlarla sevgi ilişkileri kurabilmektir.
Her insanın yaşamında kutsal bir yan vardır ve her insan kutsaldır. Tarihin ilk günlerinden beri yaratanı arayan insanlık Tanrıyla farklı şekillerde buluşmuş, Tanrıyı farklı şekillerde yaşamına katmıştır. Bu farklı yaklaşımları tanımak, tarafsız olarak incelemek ve bizi mutlu edecek yolda yaşamımızı devam ettirmektir.
Budizm insanın yaşayışına önem veren bir anlayışı içinde barındırır. İnsanı ön plana çıkaran ve insan doğasına ait güçlerin önemini vurgulayan bu anlayışta zayıflığın simgesi olan ayrıcalıklı sınıflara ve mükemmele doğru giden yönetim biçimlerine ve devlet anlayışlarına yer verilmemiştir. Zaten özünde dünyevi değerlere önem vermeyen ve insanları yapacaklarından alı koyan ve kandıran her türlü toplumsal ve siyasal otoritelere karşı çıkış vardır. Budizm esintileri Nietzsche’nin görüşlerinde de vardır. Nietzsche, kişisel güce yani yaratıcı güce işaret etmektedir. O her türlü dayatmadan kurtulmakla insanın özünün ortaya çıkacağına inanır. Şu sözlerle de bunu ifade etmiştir.’Ey birader senin düşünce ve duygularının arkasında güçlü bir hâkim, dünyaca bilinmeyen bir şey bulunuyor ki o kişiliğindir’. Aralarında yüzyıllar bulunan felsefi akımlarındaki benzerlikler dikkat çekicidir. Düşünce tarihinin anlaşılması ve buradan çeşitli çıkarsamalar yapılabilmesi için bu akımlar arasında mukayeseler yapılması ve tartışma konuları yaratılması düşünce tarihi açısından çok önemlidir. Bu çalışmanın doğu dinleri, doğu felsefesi ve diğer felsefi akımlar arasında karşılaştırmalar yapılmıştır.
 
6- EVRİME GİRİŞ                                                                                                                      172 sayfa
 
Biyolojik evrimin en basit tanımı, değişerek türemedir. Bu tanım hem küçük ölçekte evrimi (yani bir popülâsyonun içinde gen sıklıklarının nesilden nesle değişmesini) hem de büyük ölçekte evrimi (yani aradan birçok neslin geçmesiyle ortak bir atadan farklı türlerin türemesini) kapsar. Evrim yaşamın tarihini anlamamızı sağlar.
 
 
 
7- ELEKTRONİK HARP VE SİNYAL KARIŞTIRMA                                                                       180 sayfa
 
İkinci Dünya Savası’ndan bu yana radarlar ve elektronik savaş Sistemleri, elektronik alanındaki gelişmelere paralel olarak büyük bir değişim geçirmiş, ileri elektronik tekniklerin uygulanmasıyla yüksek performans değerlerine ulaşştır. Modern savunma sistemleri büyük ölçüde elektronik cihazlardan oluşmakta, gözetleme, iletişim ve silah kontrolü gibi askeri görevler de elektromanyetik bir ortamda gerçekleştirilmektedir. Bunun doğal sonucu olarak taarruz ve savunma operasyonları sırasında elektromanyetik spektrumun etkili kullanımı büyük önem kazanmıştır.
 
Murat Özçelik
 
 
8- GÜNEY AZERBAYCAN’DA BAĞIMSIZLIK HAREKETLERİVE GÜNEY AZERBAYCAN’IN TÜRK DÜNYASI İÇİN ÖNEMİ
 
 
 
1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Sovyet hakimiyetinin sona erdiği coğrafyada ulusal söylemlerle yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkması, başka ülkelerin hakimiyetinde olan etnik toplulukları ulusal kimlik arayışlarına yöneltmiştir. Bu çerçevede, 2000’li yıllarda Güney Azerbaycan’da Türkler arasında başlayan milliyetçilik akımı da tekrar canlanmaya başlamış olup İran’ın halen içinde bulunduğu dış odaklı sancı ve tehditleri istismar edecek yönde ivmelenmektedir. Öte yandan, Ortadoğu-Orta Asya ekseninde cereyan eden küresel ve bölgesel mücadeleler, özellikle enerji havzaları ve enerji koridorlarının güvenliği üzerinde odaklanmaktadır. Bu bağlamda A.B.D. Afganistan ve Irak’ta tesis ettiği nüfuzu, İran engelini asarak perçinlemek istemektedir. A.B.D.’nin İran engelini asmak için uyguladığı uluslararası izolasyon ve ekonomik yaptırım çabaları etkisiz kalmakta, askeri güç kullanma seçeneği ise risklidir. Bu sebeple, A.B.D.’nin alternatif strateji olarak, İran’ın hassasiyet oluşturan çoklu etnik yapısını tetikleyeceği değerlendirilmektedir. Bu noktada, İran etnik yapısı içinde en uygun unsur, demografik yapısı, içinde bulunduğu şartlar ve tarihsel süreç itibariyle, İran Türkleridir. Güney Azerbaycan coğrafyasında filizlenen milli kimlik arayışı, Türk dünyası açısından önem arz etmektedir. Kimlik arayışı bağımsızlık ile neticelendiği takdirde, Türkiye bas, Orta Asya Türk devletleri gövde, Güney Azerbaycan’ın boyun olacağı bu oluşumu Türk dünyasının yeniden inkişafına seklinde değerlendirmek mümkündür. Ancak bu olası gelişmenin bölgesel dengeleri ve politikaları değiştireceği aşikârdır.
 
Merih Özşahin
 
 
9- EHL-İBEYT TASAVVURU VE ERKEN DÖNEMDEKİ YANSIMALARI
(Hicri I. ve II. Asır)
 
Ehl-i Beyt kavramı, hakkında net bir tanım yapabilmenin oldukça güç olduğu ve pek çok anlam kaymasının yaşandığı bir kavram olagelmiştir. Kavrama tarihi süreçte farklı anlamlar yüklenmiş, anlam alanı bazen oldukça genişletilmiş, bazen de daraltılmıştır. Bunda kavramın dini ve siyasi nitelikte bir takım olaylar zemininde anlaşılmasının ve zamanla değer atfedilen bir içeriğe büründürülmesinin etkisi büyüktür. Öyle ki, farklı kutuplarda yer alan pek çok siyasi ve dini eğilim, tarihsel olaylara bakış ve dini konuları yorumlayış tarzlarındaki farklılaşmalar zemininde kavrama bir içerik kazandırmak istemiştir. Bundan dolayı da tarihsel süreç içerisinde değişik anlamlarda kullanılmış olan kavram üzerinde çok sayıda eser telif edilmiş ve çalışma yapılmış olmasına karsın, ortak bir tanım geliştirilememiştir.
 
Namık Kemal KARABİBER
Ankara–2007
 
 
10- GAZALİDE HİDAYET VE DELALET KAVRAMLARI                                                               218 sayfa
 
Milâdî 1058–1111 yılları arasında yaşamış olan Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Gazâlî et-Tûsî, İslâmî ilimlerin bir çoğunda önemli mesafe almış bir şahsiyettir. Onun fıkıh, tasavvuf, kelâm ve felsefe alanlarında ortaya koyduğu eserler İslâm âlimleri tarafından genel olarak kabul görmüş ve İslâm kültüründeki yerini almıştır. Kelâm ilminde de tartışılmaz bir konuma sahip olan Gazâlî hakkında günümüze kadar birçok çalışmalar yapılmıştır. Biz de bu çalışmamızda Gazâlî’nin “Hidâyet ve Dalâlet” kavramlarına bakış açısını yansıtmaya çalıştık.
 
11- GAZALİDE İLAHİ ADALET KAVRAMI                                                                              274 sayfa
 
Yaşadığımız dünyada mutlulukların yanı sıra ıstıraplar da mevcuttur. Bu durum tarih boyunca da bu şekilde süregelmiştir. Bu sebepten; “Daha güzel bir dünya yaratılamaz mıydı? Acı, ıstırap ve kötülükler olmak zorunda mı? Dinen mükellef olmayan çocuklar ve sadece evrenin düzenine katkıda bulunmak ve insanlara hizmet etmek için yaratılmış hayvanların acı çekmeleri doğru mu? Onların çektiği acıların ahirette bir karşılığı var mı? Rızk neye göre belirlenmektedir? Kaderin sırrı nedir? Kötülükleri Allah mı yaratır?” gibi sorular her zaman gündeme gelmiştir. Bu sebepten gerek doğu gerekse batıdaki düşünürler kendi fikirleri doğrultusunda ilâhî adalet meselesini açıklamaya çalışmışlardır.
 
Sariye ERGÜNER YAŞAR
 
12- VARİDAT (Tam Metin)                                                                                148 sayfa
 
Ahiret işlerinin, cahillerin iddia ettiği gibi olmadığını bil. O işler buyruk, bilinmeyen gayb ve meleklerin dünyasıyla ilgili olup, cahil halk tabakasının iddia ettiği gibi, gözle görülen dünyayla ilgili değildir. Peygamberler ve halis kişilerin söyledikleri doğrudur. Fakat temel nokta onları anlamamadır.
Bunu iyi bil ve hiç şüphelenme ki, cennet, köşkler, ağaçlar, huriler, mallar, ırmaklar, meyveler, azap, ateş ve benzerleri rivayetlerde söylendiği ve eserlerde anlatıldığı gibi, sadece görüntülerle izah edilemez; onların başka anlamlan da vardır. Bu anlamları, velilerin halisleri bilmektedirler. İbadetlerin amacı, gönülleri ölümlü varlıklardan sıyırıp, ebedî ve yüce varlığa yöneltmektir. Fâni varlıklara bağlı bir gönülle bin yıl namaz kılsan dahi, hiç bir sevap elde edemezsin. Bu beden baki kalmayacağı gibi, ölümden sonra dağdan bölümlerinin yeniden birleşmesi de, mümkün değildir. Ölülerin diriltilmesindeki amaç, bu değildir. Sen nerdesin ey gafil! Dünyaya daldığın için, Allah’ı anlama yolundaki çabaların azalmıştır. Bu nesneler ve olgunluklar, senin düşündüğün gibi değildir. Fakat sen Hak’tan uzaklaştığın için, onlara yönetmiyorsun. Şayet bunları anlayabilirsen, onları kendine amaç edinip, gönlünü Allah’a yöneltebilirsin. Sen, meyvelerle ve başka şeylerle aldatılan çocuğa benzersin. Çocuğa dersten ürkmesin diye, hoşuna gidecek şeylerle benzetmeler yapılır. Sen bu gafil gönlünle Allah ve peygamberleri tanıdığını ve kitaplar okuyarak, ne istediklerini anladığını mı sanıyorsun? Dersle uğraştığın sürece, Hakk’ı idrak etmekten daha da uzaklaştığını bilmelisin!
 
13- HACI BEKTAŞ VELİ’NİN DİN ANLAYIŞI
 
            Milletlerin hayatında derin izler bırakan, maneviyat dünyalarına şekil veren, onları sonsuz ahiret aleminin neşveleriyle yoğurarak, bu dünya hayatlarında da mesut yaşamalarını sağlamak isteyen ulu kişler vardır. İşte Hacı Bektaş Veli de bu ulu erenlerin önde gelenlerinden biridir.
            Hayatı hakkında bilgiler sınırlı olmakla beraber, umumiyetle kabul edildiğine göre göçebe derviş geleneği içinde yetişmiştir. 13. yüzyılın ilk yarısında Horasan’dan Sivas’a gelmiştir. Bu sırada başlayan Babai Ayaklanmalarının Anadolu’da meydana getirdiği çalkantılı dönemi yaşamıştır.
 
 
14- ATATÜRK’ÜN DEVLET FELSEFESİ                                                                                   432 sayfa
 
 
Avrupa devletleri, Reform, Rönesans, Fransız İhtilali, 18.Yüzyıl Aydınlanması ve Sanayi İnkılâbı gibi proje ve çalışmalarıyla 20. yüzyılda bilim ve teknolojide ilerlemiş, modern ve uygar bir Avrupa toplumu ortaya çıkarmıştır. Ancak Osmanlı Devleti, batının yaptığı yeniliklere ayak uyduramamış, bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset ve uygarlık gibi alanlarda geri kalmıştı. Atatürk, Batının işgaline uğramış, her yönden çökmüş Osmanlı Devleti’nden batılı anlamda modern bir devlet ve toplum ortaya çıkarmayı başarmış, bilim ve aklın ışığında laik, sosyal bir hukuk devleti kurmuştur. Biz bu çalışmamızda Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarken dayandığı siyasal düşünce sistemini, devlet felsefesini ele alacağız. Ancak Atatürk’ün devlet felsefesini daha iyi kavrayabilmek için siyaset felsefesi tarihinde siyasal düşünceleri ile öne çıkan filozofların devlet felsefelerini vereceğiz.
 
15- BEN O’YUM (SRİ NİSARGADATTA MAHARAJ)                                                                   309 sayfa
(Farklı bir pencereden Vahdet-i Vücut Felsefesi)
 
ARKA KAPAK: Çağımızın, belki de insanlık tarihinin en büyük bilgelerinden biri olan Sri Nisargadatta Maharaj’ın olağanüstü öğretisini içeren bu büyük eseri sizlere sunmaktan onur duyuyoruz.
            İnsanlık bugün, her zaman olduğundan daha fazla aydınlanmaya, kendini, aslında ne olduğunu bilmeye, özünü idrak etmeye ve iç huzuruna kavuşmaya şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Bir güzellik, sevgi ve sadelik örneği olan öğretisiyle okuru gerçekten rüyasından, içinde bulunduğu zavallı korku dolu ıstıraplı hayal dünyasından uyanmaya, gerçek, sınırsız ve ebedi varlığını, özünü idrak etmeye çağırıyor.
 
16- TÜRK KÜLTÜRÜ VE ULUSLAR ARASI SAVAŞ HUKUKU                                               352 sayfa
 
Kültür ve kişilik arasındaki bağıntı kişilerin davranışlarına da yansımaktadır. Kişiliğin oluşumunu etkileyen en önemli husus o toplumun kültürü olup davranışların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kültür bireylerin davranışlarını, normal düzenli yaşantısında olduğu gibi, savaş ortamında da belirler. Savasın ortaya çıkardığı düzensiz ortamda bireylerin davranışlarının sonuçları daha büyük bir yıkımın dogmasına neden olabilir.
 
Gökhan TURGUT / Tez Danışmanı Prof. Dr. Zafer İLBARS
 
 
 
17- VİLAYETNAME’DE MOTİFLER                                                                                         109 sayfa
 
İslam Mezhepler Tarihinde “Ali Taraftarlığı” olarak doğan Şiiliğin bir başka versiyonu Anadolu topraklarında ortaya çıkmış ve Hz. Ali’ye nispetle “Alevilik” olarak isimlendirilmiştir. Söz konusu mezhebin şekillenmesinde Anadolu’nun siyasi ortamı ve Türk geleneği kadar bu dönemde Orta Asya’dan Anadolu'ya gelen erenlerin düşünceleri oldukça önemli bir yer tutar. Şüphesiz bu erenlerin en önemlilerinden biri Hacı Bektâs-ı Veli’dir. Tarihi şahsiyeti konusuna pek çok spekülasyonlar yapılan ve farklı çevrelerin kendisine dayanak kabul ettiği bu şahsiyet, Anadolu insanları arasında üstün bir yer tutmuştur. Hacı Bektâs sadece bir kişi olarak değil, kendi kişiliği etrafında oluşan bir düşünce sisteminin merkezi olması bakımından da önem arz eder.
 
FATİH YAVAS / DANISMAN: DOÇ. DR. MAZLUM UYAR
 
18- YENİÇERİ OCAĞININ KALDIRILMASINDAN SONRA BEKTAŞİ TEKKELERİ              280 sayfa
 
Osmanlı heterodoks dinsel yapılanmalarının devletçe resmi olarak tanınan ilk ve tek tarikatı olan Bektaşi Tarikatı, bugün birçok bilinmeyeni ile tarihsel güncelliğini korumaktadır. Teolojik yapısı, Osmanlı devlet yapılanmasındaki yeri, Yeniçeri Ocağı ile ilişkileri, kapatılma süreci ve ayakta kalma gayretleri itibariyle kendisinden fazlaca söz ettirmeye hak kazanan bir tarikattır Bektaşilik. Dileğimiz odur ki, çok bilinmeyenli bir ilişkiler yumağı örgüsü olan Bektaşiliğe bir nebze katkıda bulunabilmek…
 
ALTUNTAŞ, İbrahim
Yakınçağ Tarihi
 
19- ÇEVRE VE DİN                                                                                                                    250 sayfa
 
Bütün insanlarda umudun yanında umutsuzluğun da hakim olduğu görülüyor. Zira modern insan bir değil, birden fazla sorunla karşı karşıya. Dünyanın bir çok bölgesinde savaşlar, soykırımlar, açlık, tabii felaketler vs. nedenlerle insanlar mutlu değil. Bu nedenle yeni yüzyıla da umut yerine umutsuzlukla giriyoruz.
Buna rağmen tüm bu sorunların içerisinde çevre sorunlarının öneminin aha büyük olduğu görülmektedir. Zira çevre sorunları artık sadece bir kirlilik sorunu olmaktan çoktan çıkmış üstelik dünyanın geleceğini tehdit eden bir sorun haline gelmiştir. Gerek dünyamızın geleceğini ve gerekse gelecek nesillerimizi yakından ilgilendirdiğinden tüm insanlar çevreye ilgi duymaya başladı. Yaptığımız birçok şeyde her kesimin desteğini görürken, yapmamız gereken konularda da ciddi destek ve yardımlarını görmemizin bundan başka bir açıklaması olamaz. Artık herkes, temiz bir dünyada yaşamak istediği gibi, gelecek nesillere de temiz bir dünya bırakmak
 
20- HATAYİ’NİN ŞİİR DÜNYASI                                                                                                            368 sayfa
 
                Şiirlerinde Hatayi mahlasını kullanan Sah İsmail, bölgede önemli bir ağırlığı bulunan Safevi tarikatının kurucusu Şeyh Safi’nin altıncı kuşaktan torunudur. Bu özelliğinin doğal bir sonucu olarak, tarikat mensuplarının hayatlarının sonlarına kadar devam edecek olan bağlılıklarını ve desteklerini, çok küçük yaştan itibaren görmeye başlamıştır.
                Bu hükümdar şair üzerinde, gerek Türkiye’de gerekse başta Azerbaycan olmak üzere Türkiye dışında oldukça fazla çalışma yapılmıştır. Ancak şiirlerinin tamamını ele alıp tahlil eden bir çalışma bulunmamaktadır. Böyle bir tahlil çalışması, şairin hem aynı zümreye mensup diğer şairlerle ortak farklı taraflarını tespit etmemize imkân verecektir.
 
 
İrfan meclisinden irfan almışam
Lal’i Bedahşan’dan mercan almışam
Bin canı verüben bir can almışam
Ol canı saklarım candan içerü (N.73.3.)
 
21- İRAN’IN İÇ POLİTİKASINDA AZERBAYCAN TÜRKLERİ                                                              332 sayfa
 
 
Kendine özgü yönetim sekliyle, kapalı yapısıyla, özellikle son yüzyılda çalkantılı siyasi tarihiyle dikkatleri üzerine çeken ve her dönem şekilde dünya kamuoyunun gündeminde kalmayı başaran, Türkiye’nin komsusu, Ortadoğu’nun önemli ülkesi İran’da 15 ile 30 milyon arasında Azerbaycan Türkü yasadığı tahmin edilmektedir. Azerbaycan Türklerinin nüfusu zamanla tüm İran’a yayılmış olmakla beraber büyük çoğunluğu Azerbaycan sınırından ülkenin merkezine kadar uzanan Güney Azerbaycan topraklarında yasamaktadır. Azerbaycan toprakları 1813 Gülistan ve 1828 Türkmen çay Anlaşmaları ile ikiye bölünmüş, 1828’den itibaren Azerbaycan Türklerinin çoğunluğu İran sınırları içerisinde kalmıştır. Bu tarihten itibaren Azerbaycan Türkleri İran siyasi hayatında iktidarda veya muhalefette aktif bir grup olarak ön planda olmuşlardır. Birkaç kez kendi devletlerini, hükümetlerini İran içinde kurmayı basarmışlar ve İran siyasi tarihinin dönüm noktalarında başrol oynamışlardır.
 
22- KERBELA MERSİYELERİ                                                                                 1118 sayfa  (2 CİLT)
 
            Ölen bir kimsenin ardından söylenen ağıtlara en ilkel topluluklardan en gelişmiş cemiyetlere kadar her yerde rastlanır. Divan edebiyatında mersiye olarak adlandırılan bu tür, terim olarak “ölen kişinin iyiliklerini sayıp dökmek için yazılan şiir” manasında kullanılır.edebiyatımızda yazılmış mersiyeler içinde Kerbela mersiyeleri büyük bir yekun tutar ve adından da anlaşılacağı gibi 10 Muharrem H. 61’de Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesini konu alır.
            Edebiyatta ise Maktel-i Hüseyn denilen bir tür, hacimli bir şekilde kaleme alınan ve konuyu destansı özellikler katarak işleyen eserlerdir. Divan edebiyatında ilk örnekleri 15. yüzyılda görülen Kerbela Mersiyeleri, sonraki yüzyıllarda artarak devam etmiştir.
 
Tutmayan Sultan Hüseynün matemin mecnundur
Her ne tebşir etseler kalbim yine mahzundur
Aks eden nehr-i Necada cuybar-ı hundur
Bin Ziyad ile Şemir İblis’ten mel’undur             NAZİF
tebder@hotmail.com