TEBDER
ONLİNE KURS

Haziran




TEB – DER HAZİRAN  KİTAP  DAĞITIM  LİSTESİ
 
1. 1928 – 1937 KIRIM TATARCASIYLA YAZILMIŞ HİKÂYELER                   450 sayfa
 
Çalısma 1928 – 1937 yılları arasında Kırım Tatar Türkçesiyle yazılmıs “Emce” (Mustafa Qurtiy), “Küz Gecesinde” (Ümer İpçi), “Yolculıqta” (Cafer Gafar) ve “Nefise” (Ümer İpçi) isimli hikâyeler temel alınarak hazırlanmıstır.
Bes bölümden olusan çalısmanın “Giris” bölümünde Kırım Tatar edebiyatı ve yazı dili hakkında kısaca bilgi verilmistir. “İnceleme” bölümünde Kırım Tatar Türkçesindeki kelime gruplarıyla kalıplasmıs kelime grupları ve cümleler, çalısmaya konu olan dört hikâyeden örnekler alınarak incelenmistir. Kiril alfabesindeki bu hikâyeler, “Metin” bölümünde Kırım Tatar Türklerinin günümüzde kullanmakta oldukları Latin alfabesine çevrilmistir. “Aktarma” bölümünde hikâyeler Türkiye Türkçesine aktarılmıstır. “Dizin” bölümünde ise, hikâyelerde geçen bütün kelimeler Kırım Tatar Latin Alfabesine göre sıralanmıs ve Kırım Tatar Türkçesi kelimelerin Türkiye Türkçesi karsılıkları verilmistir.
Çalısmanın Kırım Tatar Türkçesinin mevcut sorunlarından bir kısmına ısık tutabilmesi ve bu sahadaki ihtiyaca belli ölçülerde cevap verebilmesi umulmaktadır.
BETÜL HAKYEMEZ
 
 
2. ALMAN ÇOCUK EDEBİYATINDAN TÜRKÇEYE ÇEVRİLEN ÖRNEKLERİN ÇEVREBİLİMSEL AÇIDAN İNCELENMESİ 2 CİLT                                          1160 sayfa
 
Çeviri birbirine yabancı iki kültürün edebiyat aracılıgıyla kaynasmasını saglar. Arkeologların yaptıkları kazılarda bulunan kil tabletler, çevirinin 4500 yıl öncesine dayandıgını göstermektedir. Batıda yüzyıllardan beri iyi bir çevirinin nasıl olması gerektigine dair kuramlar gelistirilmekte, çeviribilim bir bilim dalı olarak gittikçe daha çok önem kazanmaktadır.
Çocuk edebiyatı ise batıda Aydınlanma Devriyle birlikte ilk defa gündeme gelmis, ve ayrı bir çocuk edebiyatının varlıgı uzun süre tartısma konusu olmustur. Türk edebiyatında çocuklar için ayrı bir edebiyatın varlıgı ise ancak Tanzimat’la birlikte ve çeviriler yoluyla olusmustur. Robinson Crouse, Gulliver’in seyahatleri ve Jules Verne’in eserleri ilk çevrilenlerdir. Çocuk edebiyatı alanında çevirilerin bu kadar eskiye dayanmasına ragmen, çocuk edebiyatı çevirilerinin yetiskin edebiyatının çevirilerinden niçin ve ne sekilde farklılık göstermesi gerektigi konusunda ülkemizde yapılan arastırmalar son birkaç yıl öncesine kadar yok denecek kadar azdı. Son yıllarda teknolojinin de ilerlemesiyle çocuk bir tüketim nesnesi olarak tekrar kesfedilmis, ve her alanda çocuklara yönelik ürünlerin sayısında büyük artıs meydana gelmistir. Kitaplar da bu tüketim ürünleri arasında yer almaktadırlar. Her yıl klasiklerin birkaç yeni baskısı daha çıkmakta buna paralel olarak yabancı dillerden çevrilen çocuk kitaplarının sayısı da yıldan yıla artıs göstermektedir.
Ancak bu çeviriler hiçbir mekanizma tarafından denetlenmemekte, yayınevleri tarafından çevirtilen kitaplar, hemen çocuk okuyucuyla bulusabilmektedir.
NEVAL ZİVTCİ
 
 
3. FALİH RIFKI ATAY’IN KALEMİNDEN ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ      392 sayfa
 
Türk Devrimi, Türk milletinin tam bağımsızlık, milli egemenlik ve çağdaşlaşma mücadelesini kapsayan bir eylem ve aynı zamanda bir aydınlanma ve yenilenme hareketidir.
Türk Devrimi, Atatürk’ün Türk milleti ile beraber başlayıp bitirdiği bir milli kurtuluş ve kuruluş sürecini ifade eder. Bu süreç, dışta işgal kuvvetlerine karşı Türk insanının var oluşundan itibaren vazgeçemediği hür yaşama mücadelesi olarak başlamış; içte ise yine aynı özgür yaşama karakterinden kaynaklanan bir uyanışla milli egemenlik mücadelesi olarak sürdürülmüştür. Her iki mücadelenin zaferle sonuçlanmasının ardından çağdaşlaşma mücadelesine girişilmiş ve dünya çapında hayranlık uyandıran bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirilmiştir.
EMİNE ŞİRİN
 
4. BAŞKURT VE TATAR EFSANELERİ ÜZERİNE 3 CİLT                             1902 SAYFA
 
Başkut ve Tatar Türklerinde Efsane Kavramı ve Başkurt Efsanelerinin Tasnifi
Başkurt ve Tatar Efsaneleri üzerine yapılan çalışmalar
Karşılaştırmalı Edebiyat
Tespit Edilen Motiflerin Tasnifi
Başkurt ve Tatar Efsanelerinin Motif İndex’e Göre Oluşturulan Tabloları ve Bu Tabloların Yorumu
Başkur ve Tatar Efsanelerinin Metinleri
GÜLHAN ATNUR
 
5. CAN YÜCEL’İN SHAKESPEARE ÇEVİRİLERİNDE “SADAKAT”               336 SAYFA
 
Bu çalısmanın amacı Can Yücel’in William Shakespeare’den yaptıgı üç oyunun çevirilerini, Raymond van den Broeck önerdigi çevirinin analitik islevini sorgulayan yöntem temel alarak çözümlemektedir. Bu yöntem çerçevesinde poetika, ideoloji, dil söylem evreni dizgeleri hem kaynak hem de erek metin için çözümlenmis, Can Yücel’in çeviri ilkelerinin yanı sıra bu dizgelerin çeviri sürecine etkileri de erek metinlerin çözümlemeleri sırasında dikkate alınmıstır. Bu verilerin ısıgında Can Yücel tarafında çevrilen Bahar Noktası (1980), Fırtına (1991) ve Hamlet (1992) ile Shakespeare tarafından yazılan A Midsummer Night’s Dream (1595- 1596), The Tempest (1610-1611) ve Hamlet (1600-1601) oyunları karsılastırmalı çözümleme yöntemi içinde ele alınmıstır. Sonuç olarak, Can Yücel’in kaynak oyunların özünü ve biçimini degistirmeden Türkçe’ye aktarma kaygısı tasıdıgı görülmüstür. Ayrıca kaynak metinlerin aslında birer tiyatro metni oldugunu, dolayısıyla sahnelenme islevlerini göz ardı etmeyen Can Yücel’in bu çalısmaya uygun olarak kaynak oyunları erek dilde de sahnelenebilir metinler olarak çevirdigi sonucuna varılmıstır.
“Sadakat” kavramı ise bu süreçte yeni bir anlam kazanmıs, hem Raymond van den Broeck’un önerdigi yöntem, hem de Can Yücel’in çeviri ilkeleri çerçevesinde “sadık” metinler oldugu saptanmıstır.
NESLİHAN DEMİRKOL
 
 
6. ÇUKUROVA BAL ARILARI                                                                          520 SAYFA
 
İnsanlık tarihinde tarımsal uğraşın başlamasıyla birlikte tarımsal ürünlerin elde edilmesi birinci öncelik olarak kabul edilirken, daha sonraki süreçte birim alandan daha fazla verim alınması ilk sırayı almıştır. Ancak günümüzde gelinen noktada bu ölçütün de yetersizliği kendini hissettirmektedir. Birim alandan daha fazla verim almak yerine en üst düzeyde sağlıklı ürün elde etmek gerekliliği ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle günümüzde organik tarım olgusu her geçen gün yaygınlık göstermekte ve doğayla barışık üretim sistemlerinin uygulanmaya başladığı üretim modelleri üzerine çalışmalar yapılmaktadır (Stanghellini ve ark, 1998).
ALİ KORKMAZ
 
 
7. DİVANLARDA KISA MESNEVİLER 19. VE 20. YÜZYIL                                                   470 SAYFA
 
Mesnevi, her beyti kendi içinde kafiyeli bir nazım sekli oldugundan divan edebiyatında genellikle uzun konuların anlatılmasında kullanılmıs ve her sairin kaleminde farklı bir deger kazanmıstır. Mesnevideki kafiye serbestligi, saire, bu nazım sekli ile hemen her konuda yazma imkânı sunmustur. Bu imkân, mesneviyi yalnızca uzun hikâyelerin yazılmasında kullanılan bir sekil olmaktan çıkarmıs; bir eseri takdim etmek, herhangi bir olayı kısaca aktarmak, bir sehrin güzellerini ve güzelliklerini anlatmak, divan dibacelerinde siir görüsünü aktarmak gibi amaçlara hizmet etmesini de saglamıstır. Bu hâliyle mesnevi, divan edebiyatının hikâye ve roman ihtiyacını karsılayan müstakil eserler olarak ya da yukarıda sayılan/sayılamayan farklı kullanım amaçlarıyla divanlarda yer alan bir sekildir.
YÜCEL ÜNLÜ
 
 
8. FAHREDDİN RAZİ VE ULÛHİYET ANLAYIŞI                                                                     190 SAYFA
 
Dinlerin ayrılmayan, olmazsa olmaz özellikleri vardır. Bu özelliklerin basında inanç esasları gelmektedir. İnanç esaslarının tespit edilmesini ve bu esasların açıklamasını kendisine konu edinmis olan Kelam ilminin en basta gelen meselelerinden birisi de uluhiyyettir. Uluhiyyet, dinlerin olmazsa olmazı, temel yapı tasıdır. Kısaca, ilah anlayısı olarak ifade edebilecegimiz uluhiyyet, bütün dinlerde mevcut olan bir hakikattir. Uluhiyyet konusu ele alınırken ilahın varlıgı, birligi ve sıfatları, konunun temelini olusturmaktadır. Bu mesele, basta Kuran olmak üzere Hz.Peygamber (a.s)’in hadislerinde genisçe yer bulmustur.
Böyle bir konuyu Razi gibi _slamî ilimler açısından nev’i sahsına münhasır bir kisinin anlayıs ve bakıs açısından ortaya koymayı hedefledigimiz bu çalısmayı giris ve iki bölüm olarak tanzim ettik.
Giris bölümünde; Razi’nin kısaca hayatı, ailesi, yasadıgı çagın özellikleri, yapmıs oldugu gezileri, kisiligi, ilmî meclisleri, tasavvufî yönü, emir ve sultanlarla olan iliskisi, talebeleri, vasiyeti, eserleri ve Kelam ilmindeki yeri ve önemi baslıkları altında ele alıp inceledik.
Birinci bölümde; Allah’ın varlıgı ve Allah’ın birligi konularını ayrı ayrı ele alarak Razi’nin bu konudaki ayet ve hadisler çerçevesinde yapmıs oldugu izahları tespit ederek sunmaya çalıstık. Ayrıca bu bölümde konumuzun daha iyi anlasılmasını saglamak amacıyla detaya dalmadan varlık ve kısımlarından, aklın varlık hakkındaki hükümlerinden bahsettik.
İkinci bölümde ise, Kelam tarihinin en nazik, üzerinde en fazla fikir üretilen Allah’ın sıfatları konusunu ele almaya çalıstık. Sıfatlar konusunu ele alırken tartısmaların subûtî sıfatlar üzerinde yogunluk kazanmıs olması sebebiyle biz de konuyu bu minval üzere ele almaya ve açıklamaya gayret ettik. Sıfatlar hakkındaki açıklamaların daha anlasılır olması ve konunun tarihî arka planının daha iyi ortaya konulabilmesi amacıyla diger mezheplerin bu konu hakkındaki temel görüslerini detaya dalmadan vermeyi uygun bulduk.
Sonuç bölümünde ise, önceki bölümlerde detayını vermeye çalıstıgımız konuların genel bir özetini sunmaya ve ulasmıs oldugumuz tespitleri ortaya koymaya çalıstık.
HARUN KÜÇÜK
 
 
9. FAHREDDİN RAZİ’DE BİLGİ TEORİSİ                                                                                432 SAYFA
 
Bilgi, hem felsefenin hem de kelamın en önemli konularından biridir. Bu konudaki temel yaklasımlar, bir düsünürün diger tüm görüslerinin temelini olusturmaktadır. Kelam tarihinde, müteahhirûn dönemi dedigimiz geleneksel kelam anlayısının bas mimarlarından birisi Fahreddin Râzî’dir. Kendisinden sonrakiler üzerinde derin etkiler bırakan bir düsünürün bilgi anlayısının tespiti önemli olsa gerektir. Bu nedenle tezimizin konusunu “Fahreddin Râzî’de Bilgi Teorisi” olarak belirledik.
Râzî’nin bilgi anlayısını incelerken konuları “bilgi teorisi”nin genel problemleri dogrultusunda ele aldık. Bölümleme ve baslıkların seçiminde buna baglı kaldık. Râzî’nin görüslerini, öncekilerle ve sonrakilerle, özellikle de İbn Sina’nın görüsleriyle karsılastırdık. Anlatımı biraz zorlastırıp akıcılıgı bozmasına ragmen, konunun anlamını degistirecegi endisesiyle klasik kavramları zaman zaman aynen kullandık.
MUSTAFA BOZKURT
 
 
10. FARABİ’NİN EPİSTEMOLOJİSNDE KESİNLİK PROBLEMİ                                            378 SAYFA
 
‘Kesinlik’ (yakin) problemi felsefenin en merkezî problemlerinden biridir. Zira bu problem, ‘bilgi ve varlık’, ‘zihin ve gerçek’, ‘bilen ve bilinen’ kavram çiftlerini meselenin odagına yerlestirmektedir. Nitekim ‘yakîn’ kavramı hem bilinenin bir niteligi hem de bilen öznenin nefsâni durumunun bir niteligi olarak kullanılmaktadır. ‘Yakîn’ kavramının (slam dünyasının ilk büyük mantıkçısı olan Fârâbî’de nasıl ele alındıgı sadece konunun öneminden degil ayrıca filozofun meseleye ayrı bir önem atfetmesi nedeniyle de incelememize konu olmustur. Çünkü Fârâbî, Serâitu’l-Yakin adlı eseriyle bu konuda müstakil bir risale yazmıs olan ilk filozoftur. Ona göre insanın mutlulugu, teorik aklın tam bir olgunluga erismesi ile mümkün iken bu ancak felsefî bilgi ile gerçeklestirilebilir. Bu durumda felsefî bilgiyi diger bilgi türlerinden ayıran en temel vasıf ‘yakini bilgi’yi elde etmek amacını gütmesi ve kıyasın epistemik içeriginin kesin bilgilerden olusturulması sartını kosan bir metod olarak burhanı kullanmasıdır. O halde insanî hikmet olan felsefenin teorik yönünün degeri süphesiz kesinlik iddiasına ve gerçegin insan zihnine konu edilebilecegi kabulüne yaslanmaktadır. Hâlihazırda Fârâbî’ye göre zihin ancak gerçege ‘uygun’ olanı olumladıgı sürece ‘dogru’ bilmis, dogru bildigi sürece de ‘kesin’ düsünmüs olur.
MEHMET ÖZTURAN
 
 
11. GÜNTER GRASS’IN TENEKE TRAMPET ESERİNDE TOPLUM ELEŞTİRİSİ                 200 SAYFA
 
Bu çalısmada Çagdas Alman Edebiyatı’ndan seçtigimiz yazar Günter Grass’ın özellikle II. Dünya Savası’ndan sonra Alman Toplumunda meydana gelen problemleri içeren “Teneke Trampet” adlı eserinde toplumsal elestiri irdelenmistir.
Bu çalısma giris, dört ana bölüm ve sonuçtan olusmaktadır. Çalısmanın birinci bölümünde; yazarın hayatı ve edebi kisiligi, İkinci bölümde eserin biçim ve içerik özellikleri sunulmustur. Bu bölümde; kisiler mekânlar ve zaman olguları üzerinde durulmustur. Üçüncü bölümde esere genel bir bakıs yapılarak, irdeleme yapılmıstır. Bu bölümde Aile, Kilise, Ekonomi, Siyaset, Savas ve Egitim konularına getirilen elestiriler irdelenmistir. Eserin ana konusu olan Toplumsal Elestiri bu kurumlara yöneltilmistir.
Bu eserde Grass, çagın sözcüsü olarak toplumda yasayan insanın problemlerine yeni açılımlar sunarak toplumsal problemlere deginmektedir. Böylece toplumun problemlerini, yanlıslıklarını, aksaklıklarını ve kurumlarını elestirmektedir.
TURGUT SUİÇMEZ
 
 
12. HAKİKATİ İLAHİYE                                                                                                            422 SAYFA
 
Yaşam süremiz içerisinde genel olarak duyduğumuz, bilhassa dış kaynaklı bilgi ve yaşantılardan, ON ÜÇ ün, yani bu sayının uğursuz, uğursuzluk ve olumsuzluk taşıdığı ve kullanılmaması gerektiği yolunda idi. Ayrıca iç kaynaklı bazı hayâli inanışlar da, az da olsa bu yönde idi.
İlgisiz olanların ise diğer mühim meselelerde olduğu gibi ON ÜÇ ile ilgili bir oluşumun müspet veya menfi, varlığından haberleri bile yoktu. Ancak gerçeğin hiçte öyle olmadığını yaptığım küçük, küçük araştırmalarla açık olarak görme imkânım oldu.
Bilhassa Kelime-i Tevhid, Vâhy ve Cebrâil Terzi baba, kitaplarımızı oluştururken ON ÜÇ ün İnsânlık âlemi için ne kadar yüce bir oluşum, ve yüce bir rahmet olduğunu hayretle müşahede etmiş oldum. ON ÜÇ ezelin ezelinden, evvelin evvelinden, bütün evren’e ve bilhassa insânlık âlemine bir rahmet olduğunu anladım, ve bu anlayışla evvelki kitaplarımda belirttiğim ON ÜÇ ile ilgili hususları bir araya toplayıp, ve ayrıca daha da özel bir çalışma ve araştırma yaparak daha geniş bilgilere ulaşarak sizlerle paylaşayım istedim.
Ne yazıkki batı kaynaklı siyasi ve hissi bir anlayışolan ON ÜÇ uğursuzluğu, Hristiyan taassubu içerisinde oluşturulmuş en büyük yanlışlıklardan biri olduğunu gördüm.
Çok yazık ki; zahiren tefekkür yeteneğini oldukça kaybetmiş madde bağımlısı bir topluluğa bu tür yanlış inanışları aşılamak çok kolay olmakta ve bizlerin en uğurlu sayımız olan bu muhteşem “on üç”sistemini bazılarımız da ne yazık ki; gaflet ve cehalet yüzünden onlar gibi
Uğursuzluk olarak kabul etmekte, onun rahmetinden ve feyzinden farkında bile, olmadan çok uzaklaşmaktadırlar.
Bu husus hakkında daha geniş ve gerçekçi bir bilgi edinmek için yurt dışında bulunan dost ve kardeşlerimizden Yörelerinde bulunan, gerek insân, gerek basın, gerekse internet kaynaklarından bilgiler edinip göndermelerini rica etmiştim.
Sağ olsunlar gayret ettiler, birçok bilgiler gönderdiler veya getirdiler. Bunlarla birlikte burada ki araştırmalarımızı da bir sistem içerisinde düzenleyip gerçekten“on üç” ün ne derece uğurlu bir sistem olduğunu fark ederek, Hakikat-i Muhammediy ye ve AHMEDiyye nin bütün âlemlerin kaynak zuhuru ve bunlarla nasıl bir uyum ve ahenk içerisinde oldu ğunu, saf temiz gönüllerinize İlâhi muhabbet ve sevgi ile aktarmayı Rabb’imin izni ile bir görev bildim.
NECDET ARDIÇ
 
 
13. HİKAYETİ HÜSEYİN ALİ B. İBRAHİM
GİRİŞ GRAMET ÖZELLİKLERİNİ METİN DİZİN TIPKIBASIM                                              322 SAYFA
 
‘Ali bin İbrahim tarafından Hikâyet-i Hüseyin adıyla kaleme alınan bu eser, Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ve ailesi fertlerinin şehit edilmesini anlatmaktadır. Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar bölümünde Nu: 2542’de kayıtlıdır. İstinsah tarihi müstensih tarafından yazmanın sonunda 1203 receb-i şerif olarak belirtilmiştir.
Şu başlıklardan oluşmaktadır.
1. Eserin Türü
2. Eserin Konusu ve Özeti
3. Eserin Müellifi ve Müstensihi
4. Türk Edebiyatında Kerbelâ Olayını Anlatan Eserler
5. Gramer Özellikleri
6. Transkripsiyonlu Metin
7. Dizin
8. Yazma Metnin Tıpkıbasımı
 
Fātımatü’z-Zehrā raēıyallāhu ‘anha eyitdi kim:
 “Ol halāyıķlar biñ yigirmi dört (14) biñ peyġamberler dururlar kim baġrım pāresi Hüseyín’iñ cümlesi ta‘ziyyetine gelip (15) tururlar. Adem peyġamber daĥı Nūh peyġamber dahı İbraģím peyġamber İsmāíl a.m ve İshāķ a.m [18b] (01) ve Ya‘ķūb a.m ve Yūsuf ve Mūsā peyġamber İsā aleyhisselām hāżır (02) gelip dururlar. Ol ķanadlı ķuşlar feriştehler tururlar. Cebrāil ve İsrāfíl (03) ve Míkāíl ve Azrāil ŝalāvātullahi aleyhim ecmaín daĥı muķarreb feriştehler (04) ve kirübiler revhāniler cümle gelip tururlar ki; gökde ferişteh ķalmadı oġlum (05) Hüseyín’niñ cümle ta‘ziyyetine geldiler.
TAHSİN YILDIRIM
 
 
14. İBN KEMMUNE VE FELSEFESİ                                                                                        504 SAYFA
 
Bir 13. yy. düsünür ve filozofu olan _bn Kemmûne İslam felsefesi arastırmacıları çevrelerinde üzerinde çok az çalısılan ve bu bakımdan çagdasları Sehrezûrî ve Nâsıruddin et-Tûsî’ye ispetle daha az tanınan bir simadır. Ancak son zamanlarda gerek ülkemizde gerek dısarıda onun hakkında yapılmaya baslayan tahkik ve tetkikler arttıkça bir yandan İbn Kemmûne’nin üsüncesinin daha tam olarak tanınmasına, diger yandan da 13. yüzyılın İslam felsefesi açısından ifade ettigi önemin anlasılmasına vesile olacaktır. Bizim arastırmamız da onun felsefesini bir bütün olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Çalısmamız bir giris ve dört bölümden olusmaktadır. Giriste filozofun hayatı, eserleri, kaynakları ve etkileri, birinci bölümde genel kavramlar (umûr-u amme) ve Zorunlu Varlık, ikinci bölümde arazlar, tabii cisim ve kurucuları, üçüncü bölümde nefsin güçleri, idraki, vahiy, peygamberlik, ameli ve nazari gücün yetkinligi, dördüncü bölümde kozmik akılların özellikleri ve sudûr teorisi anlatılmıstır.
FATMA ZEHRA PATTABANOĞLU
 
 
 
15. İBN RÜŞD’ÜN İBN SİNA’YI ELEŞTİRİSİ                                                                          296 SAYFA
 
Bu çalışmanın amacı İbn Rüşd’ün Metafizik alanında yazdığı Tefsiru Mâ Ba’de’t-Tabîa adlı eserinde İbn Sina’ya yöneltmiş olduğu tenkitleri ortaya koymaktır.
Çalışmanın araştırma aşamasında İbn Rüşd ve felsefi sistemi, Aristoteles ve Metafizik düşüncesi, İbn Sina ve felsefi sistemi incelenmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda İbn Rüşd’ün İbn Sina’ya yönelttiği eleştiri konuları belirlenmiştir. Belirlenen konularda Aristoteles’in felsefi düşünce sistemi temel alınarak İbn Rüşd’ün İbn Sina’ya yönelik eleştirilerinin doğruluk veya yanlışlık payı değerlendirilecektir.
Çalışma iki bölüme ayrılmıştır. Birinci bölüm Aristoteles ve felsefesini tanımaya yönelik olup, ikinci bölümde eleştiri konuları başlıklar halinde verilmiştir. İkinci bölüm on eleştiri başlığından oluşmaktadır. Çalışma sonundaki değerlendirme kısmında eleştirilerin mahiyetleri irdelenip, filozofların farklı bakış açılarının felsefi sistemlerini ne kadar etkilediği ortaya çıkarılacaktır.
OYA ŞİMŞEK
 
 
16. İBN SEB’İN HAYATI ESERLERİ VE FELSEFİ GÖRÜŞLERİ                                              466 SAYFA
 
“Sadece Varlık vardır.” (Leyse _lle’l-Eys)
“Sadece Allah” (Allahu Fakat)
“O,O,O” (Huve Huve Huve)
 
İbn Seb'in İslam felsefesi ile ilgili ilk derslerimizde, genellikle “Büddü’l-Ârif” eseriyle karsımıza çıkan İbn Seb'in, çogu zaman bizim için bu bilgilerle sınırlı kalıyordu. Ancak zihnimizde bu eserin içerigiyle ilgili hep bir merak da vardı. Belki bu meraktan olsa gerek böyle bir yola girmeyi tercih ettim. O zaman zihnimde sekillenen İbn Seb'in ile simdiki İbn Seb'in’in çok farklı oldugunu söyleyebilirim.
Vahdet-i mutlaka görüsünün koyu ve esaslı bir savunucusu olan İbn Seb'in’in hayatını, eserlerini ve felsefi görüslerini bu çalısmaya sıgdırmak gerçekten zor bir mesele olarak karsıma çıktı. Ancak kendisinden önceki yogun düsünsel renkliligi ustaca sentezleyen ve bunu maharetle düsüncesine yansıtan İbn Seb'in’in fikirlerini, felsefe dünyasına tanıtmak ve kazandırmak, benim için ayrı bir mutluluk kaynagı olmustur. Nitekim İbn Seb'in, Endülüs’te felsefenin İbn Rüsd’le bittigini iddia edenlerin karsısına, içinde bulundugu fikri zenginligi kusatan, dogudaki felsefe hareketlerinden haberdar olan, bunları, sehir sehir gezerek kazandıgı tecrübelerle birlestiren sahsiyetlerden birisi olarak ortaya çıkmıstır. Bu fikri birikimiyle, cografi anlamda Dogu ve Batı arasında bir yerde bulunan Sicilya’yı bile beslemistir.
BİRGÜL BOZKURT GÜLMEZ
 
 
17. İNANÇ FIRTINALARI                                                                                                         522 SAYFA
 
 1- ÖN DEYİŞ
 2- GİRİŞ
 3- İLK İNSANLARIN TANRI ANLAYIŞLARI
 4- SÜMER TANRILARI
 5- ANTİK MISIR TANRILARI
 6- HİNDUİZM, BUDİZM VE TAOİZM TANRILARI
 7- ANTİK YUNAN TANRILARI
 8- MUSEVİLERİN YEHOVA VE ŞEKİNA’SI
 9- HIRİSTİYANLARIN KUTSAL ÜÇLÜSÜ
10- MÜSLÜMANLARIN ALLAH’I
11- BİN YIL ÖNCEKİ TANRILAR
12- RÖNESANS TANRILARI
13- YENİÇAĞ TANRILARI
14- AVRUPA’DA ATEİZM ÇAĞI
15- AYDINLANMA ÇAĞI TANRILARI
16- 18. YÜZYILDA TANRI’YA BAKIŞ
17- 19. YÜZYIL TANRI ANLAYIŞLARI
18- POZİTİF BİLİMLERİN TANRI’YLA İLİŞKİSİ
19- 20. YÜZYILDAKİ TANRI KAVRAMLARI
20- ÇAĞIMIZDAKİ TANRI YORUMLARI
 
 
18. JOHN HICK’İN ULÛHİYET ANLAYIŞI IŞIĞINDA HIRISTIYAN TEİZMİNİN FELSEFİ GÜÇLÜKLERİ                                                                                                                            344 SAYFA
 
İnsanlık tarihi boyunca, erken dönemlerden itibaren din kavramı insan hayatında önemli bir rol oynamıs ve insanlık durumunu etkilemistir. Batı düsüncesinde Aydınlanma çagı ile birlikte Hıristiyanlık ve onun Kutsal Metinleri olan Kitab-ı Mukaddes modern bilimsel metotlar ısıgında bazı elestirel arastırmalara tabi tutulmustur. Bunun sonucu olarak da, temel Hıristiyan ögretileri ve klasik teoloji kavramları baglayıcı gücünü yitirmistir.
Bazı temel klasik Hıristiyan teoloji ögretilerine karsı siddetli tenkitler yönelten din felsefecileri ve teologlardan biri de John Hick’tir. Bu tezde, John Hick’in uluhiyet anlayısı ısıgında Hıristiyan teismine yönelttigi elestirileri incelemeyi amaçladık. Hick’in yorumuna göre, Hıristiyanlıkta kabul edilen İsa’nın sahsında hulul etmis Tanrı kavramı, tarihsel olarak göreceli ve din felsefesi açısından da mecazi olarak anlasılmalıdır.
ŞUMKAR MASİRALİEV
 
 
19. KIRGIZ HİKÂYE VE DESTANLARINDA ANLATI ZAMANLARI 2 CİLT                        1260 SAYFA
ATADAN KALGAN TUYAK HİKÂYESİ İLE MANAS VE ER TÖSTÜK DESTANLARI ÖRNEĞİ
 
Anlatı incelemeleri, son yıllarda “ikinci bilissel devrim sonucu” (Popova 2001: 87) olarak ortaya çıkmıs ve bütün sosyal bilimlerde hızlı bir gelimse saglamıstır. Anlatı bilimciler anlatı, öykü ve hikâye arasındaki iliskileri belirleyerek, anlatı dereceleri ve seviyelerinin hiyerarsisini teorik olarak ispatlamıs, açıga çıkarmıs ve temel anlatı tekniklerinin ayırt edilmesi meselesini ortaya atmıs olmalarına ragmen, bu konuda teorik bir birlige ulasmamıslardır. Analitik unsurlar yardımıyla anlatı bilimciler “anlatı nedir?”, “anlatı parçasını ne olusturmaktadır ve onlar nasıl bir bütüne birlesirler?” gibi sorulara cevap bulmaya çalısmaktadırlar. Ancak, bu anlatı kategorileri her arastırmacı tarafından çesitli sekilde algılanmakta ve yorumlanmaktadır ve bu da tezimizin güncelligi ve önemini belirtmektedir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
sıp dolmus.
 
Köldöy caynap toluptur. [E]2                                            Göl gibi ta
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Tört tülüktü kütüptür, [F]2                                       sit hayvan gütmüs,Dört çe
Tösü tüktüü kara cer Koskocaman kara toprak
Kökötöydün düynögö Kökötöy’ün servetine
s.
Küçtüüsünön tütüptür. [G]2                                   Güçbelâ zor dayanmı
Curt atası Kökötöy Halk babası Kökötöy,
 
Uzagıraak karıptır, [H]3                                            sayıp yaslanmıs,Uzun ya
Dünüyösü büt bolup, [I]2                                      Servet mülkü tam olup,
Curt atası Kökötöy, Halk babası Kökötöy,
Balasız bolup kalıptır. [J]4                                      s.Evlat sahibi olamamı
Baylıkka salıp Kökötöy, Servetiyle Kökötöy,
Ceti katın alıptır, [K]5                                            s,Yedi kadınla evlenmi
Cetimis beske kelgiçe, [L]6                                        s bese gelene dek,Yetmi
Bala körböy kalıptır. [M]4                                    s.Evlat sahibi olamamı
Cetimis beske kelgende, [N]7                                 s bese gelince,Yetmi
Cetimis cigit kosçu alıp, Yetmis yigit yoldas alıp,
Kulan atıp, bökön kuup, Kulan atıp, saygak kovalayıp
Salbırınga barıptır. [O]8                                           sler.Salbırın’a gitmi
Sayakat kılıp cürgöndö [P]9                                 Seyahat edip gezerken,
Kayıpçının belinen Kayıpçı’nın sırtından,
Mediyandın çölünön Mediyan’ın çölünden
As bergen Bokmurunun [Q]12                                 g ası veren Bokmurun’unuYo
Talaadan taap alıptır... [R]10                                    s...Kırdan bulup getirmi
BAKTYGUL KULAMSHAEVA
 
 
20. KIRIM KARAYCASIYLA YAZILMIŞ BİR MECMUA 2CİLT                                           2026 SAYFA
 
Karaylar, Hazarlar doneminde (VII- XI. yy.)3 Museviliği kabul etmis bir Turk topluluğudur. Karaim ya da Karaylar olarak adlandırılan bu topluluk, yakın donemlere kadar kucuk gruplar halinde Litvanya ve Polonya basta olmak uzere, Ukrayna’nın Halic ve Lutsk kentleri, Turkiye (İstanbul), Avustralya (Sydney), ABD (New York), Fransa (Paris) gibi bircok ulkede dağınık olarak yasamaktalar.  
Turk toplulukları arasında farklı bir yere sahip olan Karay Turkleri, adları bağlı bulundukları mezhepten gelmektedir. Karaim sozcuğu Arami- Đbrani dilinde okumak anlamındaki kara fiilinden turetilir. Bu sozcuğe im coğul eki getirilerek yapılmıstır. Đbranicede ise קראיםkaraimsozcuğu, “kutsal yazıyı okuyanlar” anlamında kullanılmaktadır.
 
Semai
 
(2) gayet cetin muskul olur (10) yanaqları al al olur
(3) hali yardan ayrılgannıŋ (11) dudaq suħber bal olur
(4) hem billaħi ise varmaz (12) bi[l]bil oter de lal olur
(5) eli yardan ayrılgannıŋ (13) dili yardan ayrılgannıŋ
(6) ismi cihandan <…>mit olur (14) qarip arızun oldu bizar
(7) goren asıqlar mes olur (15) henus qıldın dosta nazar
(8) ninelikde eki qat olur (16) dogru yolda olsa azar
(9) beli yardan ayrılgannıŋ (17) faili yardan ayrılgannıŋ
TÜLAY ÇULHA
 
 
21. KÖROĞLU GÜLCE BULUŞMASI
 
Nasıl anlatayım Köroğlu seni,
Serimiz sevdadan gönül taşırdı.
Ben de bindim bir kıratın üstüne,
Derin çöller yüce dağlar aşırdı.
 
Rumeli Kafkasya Altay’ın ardı,
Nereye uğrasam Köroğlu yurdu,
Bulunmaz benzeri Çenlibel kurdu,
Hangi yöne baksam ibrem şaşırdı.
 
Kırgız Azerbaycan ve Tacikistan,
Anadolu Özbek ya Türkmenistan,
Yüzlerce anlatım her ilde destan,
Bir yiğide ancak bu yakışırdı.
 
Hangi Türk yurduna sürsem kıratı,
Köroğlu bizim der sunar beratı,
Yakmasa mumunu, edebiyatı,
Güneşin gölgesi nasıl ışırdı?
 
Köroğlu: Yiğitliğin simgesi,
Eğri kılıcın kanı,
Mertliğin, özgürlüğün sesi,
Yazın âleminin nuru,
Ozanın kopuzu, kalemin nefesi,
Türk’ün gururu, Türkmen’in şuuru.
Hanların dengi, Kırkların cengi,
Hızır’ın yoldaşı,
Murtaza Ali’nin dostu.
Şiir şiir türkü türkü
Sevdanın gözyaşı,
Kimine göre celali dağ başında eşkıya,
Kimine göre eşdeğer yıldıza güneşe aya.
Kaypaklar başı dik gezmez,
Türk zalime destan düzmez.
 
 
22. BİR DİN FELSEFESİ SORUNU OLARAK KURANDA DİNİ TECRÜBE                            340 SAYFA
 
“Bir Din Felsefesi Sorunu Olarak Kur’an’da Dini Tecrübe” adlı bu çalısma, Kur’an’ın kendine özgü yapısında dini tecrübe kavramını, onun çesitlerini ve dini inanç için delil olusunu rastırır ve açıklar.
Çalışma dört bölümden olusmaktadır. Çalısmanın ilk bölümü, konunun anlasılmasını saglayacak kavramsal bilgileri saglamaya yöneliktir. Bu yüzden bu bölümde tecrübe kavramı, felsefi bir akım olan tecrübecilik ve dini tecrübe nosyonu hakkında temel bilgiler verilmistir.
Arastırmanın ikinci bölümünde dini tecrübe, yasanmıs bir olgu olarak farklı dinlerde ve kültürlerde kısaca arastırılmıstır. Bu bölümde, Yahudi, Hıristiyan, Hindu, Budist ve _slam düsüncesi üzerinde durulmustur.
Çalısmanın asıl konusunu teskil eden üçüncü ve dördüncü bölümler, Kur’an’da dini tecrübenin incelenmesine tahsis edilmistir. Üçüncü bölümde, Kur’an’da geçen dini tecrübe örnekleri, ilgili pasajlar alıntılanarak arastırılmıs, tasnif edilmis ve incelenmistir. Son bölümde ise, dini tecrübenin Kur’an’da delil olarak sunulması, dini inanca etkisi ve bunun bir uzantısı olarak dini bilinç olusturması incelenmistir.
SERKAN SAYAR
 
 
 
23. KUTBEDDİN RAZİ’NİN HAYATI, ESERLERİ VE FELSEFESİ                                           466 SAYFA
 
İbn Sina’nın “İşarat ve’t-Tenbihat” biçim ve muhteva yönünden kendisinden sonra İslam düşüncesinde derin tesirler meydana getirmiş bir eserdir. Bu tesirin derinleşmesinde, yazılan şerh ve haşiyelerin önemi de büyüktür. Bunlardan birisi de Kutbeddin Razi’nin “Muhekamat beyne Şerhayi’l İşarat” adlı eseridir. Fahrettin Razi ve Tusi’nin İşarat şerhlerini esas alan Kutbeddin Razi, kelam ve felsefe tartışmalarını objektif bir şekilde ele almakta, kendi tercihlerini de İbn Sina’dan yana kullanmaktadır. Bu açıdan 14. yüzyılın en önemli İbn Sina takipçisidir.
Kutbeddin Razi’nin felsefi görüşlerini ele aldığımız çalışmamızda, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Kutbeddin Razi’nin hayatı, eğitimi, hocaları, talebesi ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Özellikle mezhebiyle ilgili kaynaklardaki ihtilafa değinilmiş, verilen bilgiler analiz edilerek kanaatimiz ortaya konulmuştur.
Birinci bölümde, varlık ve varlığın ilişenlerinden olan illetler konusunda, Kutbeddin Razi’nin fikirleri, Fahrettin Razi ve Tusi’nin düşünceleriyle mukayese edilerek incelenmiştir. İkinci bölümde, Vacibu’l-Vücud’un ispatı ve birliği ele alınmıştır. Bu konuda, Fahrettin Razi, kelamcı bakış açısıyla filozofların görüşlerine karşı çıkarak, konuların derinlik kazanmasına sebep olmuştur. Bu bağlamda tartışılan konularda Kutbeddin Razi, İbn Sina takipçisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Fahrettin Razi’nin eleştirilerini cevaplarken kendi özgün fikirlerini ifade etmektedir.
NECMİ DERİN
 
 
 
24. KUZEY GRUBU TÜRK LEHÇELERİNDE EDATLAR 2 CİLT                                           1346 SAYFA
 
Türkçenin üç tarihi lehçesinden biri olan Kıpçak Türkçesi, bugün çağdaş lehçelerinden Tatar, Kazak, Kırgız, Başkurt, Karakalpak, Kumuk, Nogay, Karaçay- Balkar, Kırım Tatar ve Karay Türkçesiyle varlığını devam ettirmektedir.
ERCAN ALKAYA
 
 
 
25. KÜLTÜREL PSİKOLOJİNİN FELSEFİ TEMELLERİ                                                            186 SAYFA
 
 
 Modern düşüncenin temelini oluşturan klasik liberalizme baktığımızda bireyin ontolojik bir önceliği olduğu görülmektedir. Birey kendi bütünlüğü içinde “araçsal akıl“ yoluyla tanımlanmaktadır. Ancak bireyin bu türlü tanımlanışı günümüz koşulları içinde eksik bir belirlenim olarak görülür. Zira birey karşılıklı ilişkisellik içersinde kimlik yapısını oluşturmakta bu da bireyin kimlik tanımını yaparken kültürün önemini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda bireyin varoluş koşullarını ortaya koymak ve belirlemek kültürü anlama yoluyla ancak gerçekleştirilebilir.
 
26. BİLİMSEL BİR MAKALE NASIL YAZILIR VE YAYIMLANIR                                           392 SAYFA
 
 
27. NORMAN KINGSLEY MAILER’IN BAZI ESERLERİNDE AZINLIK VE GÜÇ KAVRAMI              308 SAYFA
 
20. yüzyıl Amerikan Edebiyatı’nın ünlü simalarından olan çağdaş yazarın eserlerinden bir bölümünü kapsayan bu çalışma, onun bu eserlerde yansıttığı olayların taşıdığı temel gerçekleri ve kendisinin azınlıklar konusundaki görüşlerini irdeleyen bir çalışmadır.
 
28. SANAT EĞİTİMİ ÇALIŞMALARINA RENK YÖNÜNDEN ANALİTİK BİR YAKLAŞIM 256 SAYFA
 
Çağdaş olmak, çağın getireceği yeniliklere katkıda bulunabilmek, çağın getirdiği yeniliklerle bütünleşebilmektir. Topluma bu nitelikte insanlar kazandırabilmek için en etkili araç sanat eğitimidir. Özellikle yüksek öğretim öncesi uygulanan sanat eğitiminin hedefi, bireyleri birer sanatçı yapmak değildir. Bireylerin yapısı, yaratıcı yeteneklerini geliştirerek onları kendine güvenen kişiler olarak yetiştirebilmektir.
ZÜHAL ARDA
 
 
29. SANAT EĞİTİMİ VE ÇEVRE İLİŞKİSİ                                                                                290 SAYFA
 
Okul öncesi dönemden itibaren çocuğa çeşitli etkinliklerle çevre eğitimi verilmelidir. Çevre bilinci gelişmiş, çevresini tanıyan, geleceğin yetişkin bireyi olan çocuk, çevredeki olumsuzlukları daha iyi görebilecek, ileride çevredeki bu olumsuzlukları ve görsel kirliliği gidermeye çalışacaktır. Bu nedenle ilköğretimden itibaren verilecek sanat eğitimiyle öğrenci eğitilirken bir yandan da içinde yaşadığı çevreyi düşünerek hareket etme bilinci verilmelidir. Bunların yanısıra, sanatın çevrede uygulanabilirliği üzerinde durulması gereklidir.
Çevre ile sanat arasındaki bağı güçlendirmek için festivaller, sergiler, şenlikler, yarışmalar, projeler gibi etkinliklerin sayısı arttırılmalıdır. İlköğretim okullarında verilen sanat eğitiminde öğrenciye yaptığı çalışmaları çevrede uygulama imkânı tanınmalıdır. Sanat eğitimiyle yaratıcı ve yapıcı yönü gelişmiş olan öğrenciler sayesinde toplumda sadece sanatçıların değil, diğer bireylerin de çevreye sanatsal bir gözle bakmaları sağlanacaktır.
BERNA TUZLAK
 
 
30. SİVAS İLBEYİ AĞZI (İNCELEME – METİNLER – SÖZLÜK)                                            292 SAYFA
 
BURHAN PAÇACIOĞLU
 
 
31. SÜHREVERDİ FELSEFESİNDE EPİSTEMOLOJİ                                                               392 SAYFA
 
Sihâbuddîn Sühreverdî (1153–1191) –daha ziyade ‘seyhü’l-isrâk’ ya da ‘maktul seyh’ olarak bilinir – İran’da İsrâkî ekolün kurucusudur.
Onun felsefesindeki dogu sembolizmi nurun dogusunu, ilâhi nurların kaynaklandıgı kutsal alanı, kozmik oldugu kadar ruhî isrâkın kaynagını ifade ederken batı, içinde insanî nefsin tutsak edildigi ve gerçek evi olan doguya dönebilmesi için oradan özgürlesmeyi gerçeklestirmesi gereken maddî karanlıklar çukurunu ifade eder.
Nur, kendinde ve kendisi sebebiyle varlıktır ve bütün esyayı meydana getiren onun kendi varlıgıdır. Bütün diger her sey nura basvurarak tanımlanırken nurun kendisi tanımlanamaz. Nur, kısaca, esyanın ontolojik olarak bulunmasından baska bir sey degildir ve bütün varlıgın kaynagıdır. Nur, bilginin de kaynagıdır. Bilmek, isrâk aracılıgıyla bulunmaktır (huzûr). Bilmek, batıda tutsak edilmis insanî nefsin oradan özgürlesmeyi gerçeklestirmesi ve gerçek evi olan doguda bulunmasıdır.
Biz bu çalışmada Sühreverdî’nin bilgi teorisini inceledik. ilk bölümde onun nur ontolojisini ve insanî nefsi, onun kaynagını, düsünen nefsle hayvanî ruh arasındaki iliskiyi ve dıs ve iç duyularının sayısını ve tabiatını açıkladık.
İkinci bölümde bilgi teorisinin temel problemler olan bilginin ne oldugunu, kaynagını, imkânını, dogrulugunun ve kesinliginin ölçütünü, Sühreverdî’nin egistemolojisine göre isledik. Ayrıca huzûrî bilgi ve formel (sûrî) bilgi teorilerini detaylı olarak inceledik.
HALİDE YENEN
 
 
32. ŞAH VELİ AYINTABİ’NİN RİSALETÜL BEDRİYYESİ                                                       646 SAYFA
Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra olusturdukları düsünce ve yasayıs sisteminin ortaya çıkardıgı sonuçlardan biri olan tasavvufî düsünce Anadolu’da, XIII. yüzyıldan itibaren renklenip zenginlesmeye baslamıstır. Türklerin Anadolu’ya yerlesmelerine paralel olarak gün geçtikçe sayıları artan tasavvufî düsüncenin temsilcileri Anadolu Selçuklularından itibaren Beylikler ve Osmanlı toplumunda hem merkezi yönetim hem de toplumun çesitli unsur ve kurumları ile girdikleri iliskilerin getirdigi imkânlar vasıtasıyla etki alanlarını genisletmislerdir. Söz konusu bu tasavvufî düsünceyi farklı sekillerde ifade eden tarîkatlar inandıkları degerleri halka ulastırmak amacıyla meydana getirdikleri eserler de tasavvuf edebiyatı gibi yeni bir alanın dogmasını saglamıstır. Tasavvufî Türk edebiyatı ya da Tekke ve Tasavvuf edebiyatı gibi isimlerle anılan bu alanda Orta Asya’dan Ahmed Yesevî ile baslayıp, Anadolu’da Yunus Emre, Hacı Bayrâm Velî, Hacı Bektâs Velî ve Mevlâna gibi sahsiyetlerin önderliginde tasavvufî düsüncenin temelleri atılmıs ve bu alanda oldukça zengin bir edebî mahsul ortaya çıkmıstır. RAŞİT ÇAVUŞOĞLU
 
 
33. ŞİHABUDDİN SÜHREVERDİ’NİN HİKMETİ İŞRAK ANLAYIŞI                                     248 SAYFA
 
EYÜP BEKİR YAZICI
 
34. THOMAS BERNHARD’IN ÖYKÜLERİNDE NORMALDIŞI DAVRANIŞLAR                 424 SAYFA
 
Tohomas Bernhard üzerine bugüne kadar fazlasıyla akademik çalışma yapılmıştır. Yapıtlarının ilginç bir gelişme ile trajik olanı öne çıkarıp absürd ve anlamsız konular üzerine eğilmesi yazınsal geleneğin anlatı alanlarını ele alması ve işlemesi onu ilginç kılmıştır.
Yapıtlarına yansıyan pesimist yan, ister istemez hem konu ve karakter hem de yazınsal olarak farklı bir söylemi beraberinde getirmiştir. Yazını iyimse ve karamsar dil ile yazılmış yazın olmak üzere iki gruba ayrracak olursak kesinlikle bunlardan karamsar olan gruba girebilecek Thomas Bernhard’ın yapıtlarındaki nolmaldışı davranışlar da dikkate değerdir.
AHMET SARI
 
35. TÜRK ALMAN POETİKASININ KİTABI                                                                         1054 SAYFA
 
Türk Alman Poetikası’nın Kitabı çalışmamızda Poetika’nın temel unsuru ve olmazsa olmaz koşulu olan Şiirin Genel Tarihi’nden ve gelişim evrelerinden sonra, poetika kelimesinin kavram tartışması ve poetikanın tarihi ele alındı. Şiirin tarihi, şiir üzerine düşünmenin tarihinden farklı bir araştırma alanı olduğundan, bir de Şiirin Genel Tarihi bölümüne ihtiyaç duyuldu.
Elimizden geldiğince seçtiğimiz şairlerin poetikalrı üzerine düşünülmemiş şairler olmasına dikkat ettik. Böylece Orhan Veli, Ahmet Haşim, Ece Ayhan, İlhan Berk, Hilmi Yavuz, Behçet Necatigil gibi şairler eklendi. Böylece akademilerde ve genel yayınlarda Poetika üzerine sistemli ve de faydalı orijinal bir çalışma elde ettiğimize inandık.
Türkiye’de çokça şiir yazıldığı, ama şiir üzerine düşünülmediği, şiir üzerine yazılar yazılmadığı, şiirin felsefesi ve estetiği pek itibar görmediği için akademide poetika ile ilgili belki de bir iki örneği olan çalışmanın yanında çalışmamızın bir eksiklik gidereceğine inanmaktayız.
AHMET SARI
 
36. TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE KÜLTÜR AKTARIMI VE KÜLTÜREL KİMLİK GELİŞTİRME               328 SAYFA
 
Dil, insanlar arası iletisimin en doğal, en yaygın ve en tesirli vasıtasıdır. Aynı zamanda dil, insan yığınlarını millet haline getiren en guclu bağdır. Dil, bu gucu hem unsuru hem tasıyıcısı hem de koruyucusu olduğu kulturden almaktadır. Yani dil, ait olduğu milletin kulturunu her yonuyle bunyesinde barındırmaktadır.
Đnsan topluluklarının millet haline gelmesinde dilin onemli bir rolu vardır. Dilin bu rolu, millet haline gelen toplulukların millet olarak varlığını surdurmesinde de aynı sekilde devam etmektedir. Her birey milletin bir ferdi olarak yasamak icin millete ait kulturu bir sekilde oğrenmek ve bu kulturun kaynaklık ettiği kulturel kimliği kazanmak zorundadır.
Kulturel kimliğin tasıyıcısı ise orgun eğitim kurumlarıdır. Okullarda kulturel kimliğin gelismesine katkı sağlayan en onemli ders, Turkce dersidir. Ana dillerini oğrenen fertler kendi kulturlerini de oğrenir. Boylece kulturlerinin kaynaklık ettiği kulturel kimlikleri de gelismeye baslar.
Dili oğretmek demek, dili konusan milletin kulturunu de oğretmek demektir. Millete millet olma vasfını kazandıran dil, her ferdin, milli varlığın bir parcası haline gelmesine de yardımcı olur. Zaten eğitimin amacı fertlerin ait oldukları milletin bir ferdi olarak yasamasını sağlamaktır.
YUSUF UYAR
 
37. TÜRKÇE SÖYLEYEN CAN YÜCEL                                                                                     358 SAYFA
 
Bu çalışma, sair-çevirmen Can Yücel’in Türk yazın sistemi içinde “Türkçe Söyleyen” diye adlandırılan özgün çeviri yaklasımını, üç edebi türde yaptığı dört çeviriyle inceler. Çalısma, Yücel’in çevirilerinin “dillerarası çeviri” diye mi yoksa bunun dısında baska bir isimle mi kategorize edilmesi gerektiğine dair yasanan tanımsal kargasayı çözmek maksadıyla, çeviribilimde kullanılan dört ana terimi konu edinir: “imitasyon,” “adaptasyon,” “varyant” ve “yeniden yazma.” Bu çalışma, Yücel’in özgül çeviri yaklasımını en kapsamlı biçimde açıklayan terimin André Lefevere ile Susan Bassnett’e ait “yeniden yazma” kavramı olduğunu ve Yücel’in de bu kavramın en iyi örneklerini verdiğini ortaya koyar. Çevirmenin dört çevirisi üzerinde yapılan betimleyici inceleme de bizi bu sonuca götürür: Yücel’in çalısmaları “dillerarası çeviri” örnekleridir, yukarıda çeviridısı anlamlar yüklenmis olan ilk üç terim onun çevirilerini tanımlamakta yetersiz kalır; zira çevirmen, özellikle Türk dili ve kültürüne özgü kullanım ve deyislerle bezeli, nev’i sahsına münhasır çeviri poetikasıyla kaynak metinlerini “yeniden yazmıstır.”
“Türkçe Söyleyen” çevirmenin, “Can Babaca” diye anılan bu poetikası, sol bir ideolojiyi temel almıs gibi görünür. Yapılan metin incelemeleri, Yücel’in serbest çeviri stratejilerinin siir çevirisinde “üst-siirler” yaratılmasına yol açtığını, ancak bu çalısmada ele alınan oyun ve roman çevirilerinde, sık sık dil düzeyinde halk dilinden argoya kayma nedeniyle Tennessee Williams ve F. Scott Fitzgerald’ın özgül biçemlerinin yeterince yansıtılmadığını ortaya koyar. Yücel’in bu yoğun “kendine mal etme” makrostratejisi kendisini fazlasıyla “görünür” kılarken, ele aldığı iki yazarı “görünmez” kılar ve farklılıklarını gölgeler.
ÖZGÜR ÇAVUŞOĞLU
 
38. TÜRKÇE’DE FRANZ KAFKA VE DÖNÜŞÜM                                                                  634 SAYFA
 
Bu karsılastırmalı incelemede, Franz Kafka’nın “Die Verwandlung” adlı eserinin, Vedat Günyol’un “Degisim”, Arif Gelen’in “Degisim”, Evrim Teyfik Güney’in “Dönüsüm” ve Osman Çakmakçı’nın “Dönüsüm” adıyla Türkçe’ye yaptıkları çevirileri, çevirmenlerce ne ölçüde korunarak dilimize çevrildigi, karsılastırmalı çeviri yöntemi ile saptanmaya çalısılmıstır.
Ayrıca çalısmanın birinci bölümünde, çeviri ve edebi çevirinin tanımlamalarına, edebi çeviride kültürel aktarım sorununa, çeviri ve edebi çeviri ile ilgili çesitli görüslere, bu alanla ilgili gelistirilen kuramlara kısaca deginilmistir. İkinci bölümde ise, üzerinde çalıstıgımız “Die Verwandlung” adlı eserin çözümlenmesine, yazarı Franz Kafka’nın hayatı, edebi kisiligi, üslup özellikleri ve Türkiye’de alımlanması sürecine deginilmistir.
Üçüncü, yani uygulama bölümünde kaynak metin amaç metne aktarılırken, sözcük ve cümle düzeyinde meydana gelen anlam ve yapı gibi degisiklerin yanı sıra sözcük ve cümle düzeyinde yapılan eklemeler, çıkarmalar saptanmıs, bu degisikliklerin kaynak ve amaç metinler arasındaki esdegerlilikleri nasıl etkiledikleri ve bunların sonuçları degerlendirilmeye çalısılmıstır.
Cümleler, çalısmada bütünlük saglamak ve okuyucu için rahat okunabilmesi amacıyla yayımlanma tarihleri sırasına göre, orijinal cümleler ile birlikte bir tablo içersine yerlestirilmis ve yine aynı tablo içersinde inceleme sonucu elde edilen bilgiler yazılmıstır. Tezde incelenecek cümleler her bölüm basından 50 cümle olmak üzere seçilmistir. Böylelikle tek bir çeviri metin için toplam 150 cümle incelenmistir. Cümlelerin bölüm baslarından, cümle dizilis sıralarını bozmadan alınmasının bir nedeni de, inceleme sırasında, çevirmenin bir bütün olarak, orijinal metne ne kadar yaklasabildigini görmektir. Kafka’nın bu eseri dil, biçem ve içerik bakımından çevirmenlerce ne ölçüde korunarak Türkçe’ye aktarıldıgı, karsılastırmalı çeviri yöntemi ile tezin IV. Degerlendirmeler bölümünde yer almıstır. Karsılastırmalı incelemenin ardından, üzerinde çalısılan her çeviri metninde varılan sonuçların, sayısal bir degerlendirilmesini ve bunlara baglı olarak gerekli açıklamalarını vermeyi uygun gördük. İnceleme sonucu elde edilen sayısal veriler özetle sunlardır:
V. Günyol’un incelenen toplam 150 cümlesindeki sayısal degerlendirmeye göre, yapılan hataların içinde en yüksek oranı teskil eden tutarsız cümlelerdir (V. %74). Bunu sırasıyla sözcük eklemesi (2. %61), sözcük çıkarması (1. % 56), orijinal cümleden sözcük çıkarması ve yerine baska sözcükler koyulması (3. % 42), noktalamanın korunmaması (6. % 40), eklenen yeni cümleler (I. % 28) ve tek bir cümlenin, amaç dilde birden fazla cümle olarak verilmesi (VIII. % 20) izlemektedir. Tutarlı ve tutarlıya yakın cümlelerin toplam oranı %20’dir.
SEVTAP KONMUŞ
 
 
39. TÜRKÇENİN DOĞRU KULLANIMI                                                                                  292 SAYFA
 
Dil, insanlık tarihiyle beraber ortaya çıkmış ve süregelmiş bir olgudur. Bu süreçte insan ve iletişim birbirine koşut olarak gelişim göstermiştir. Dil, kültürün en temel ögesi olarak insanlar arası iletişimde en etkin araç olarak kabul edilmektedir. Dilin düşünceyi etkilemesi, kültürel değerleri nesilden nesile aktarması ve millete yön vermesi yaşamsal önem arz etmektedir.
Dilin düşünce ile etkileşimi göz önüne alındığında, dilde oluşabilecek kirlenme zaman içinde millî kültür yapısını da bozabilecektir. Dilde meydana gelen kirlenmeye yabancı dillerden dilimize giren çok sayıda sözcük ve dilimizin yanlış kullanımı neden olmaktadır. Yabancı sözcükler dilbilimin öngördüğü incelemeden geçirilmeden kullanılmamalıdır. Bu sözcüklerin yerine Türkçe karşılığı olanların kullanılmasına özen gösterilmelidir.
ATATÜRK, Türk kimliği ve kültürünün en önemli unsuru olarak Türkçeyi görmüştür. Ulu önder, “Millî his ve dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” diyerek dilimizin önemini ve yabancı dillerden korunması gerektiğini ortaya koymuştur. Ancak sonraki dönemlerde dilimizde kirlenme başlamış, son yıllarda ise bu kirlenme daha da artmıştır.
Bu kirliliğin önlenebilmesi için Türkçemiz doğru kullanılmalı, yabancı sözcüklerden arındırılmalı, yazım kurallarına uyulmalı, yazılı anlatımlarda, Türk Dil Kurumunun en son hazırladığı “Türkçe Sözlük” ve “Yazım Kılavuzu” esas alınmalı, bilişim ve iletişim teknolojisi takip edilmelidir.
Günümüzde gelişen teknoloji ile uzaklar yakın olmakta, pek çok eylem iletişim araçlarıyla gerçekleştirilebilmektedir. Bu araçları kullanırken gereksinim duyacağımız en önemli araç dildir. Dili doğru kullanmak, insanlar arasındaki iletişimi kolaylaştıracak, aynı zamanda millî kimlik ve kültürümüzün korunmasına katkı sağlayacaktır.
 
 
40. TÜRKİSTAN’DA SUFİZM VE DİNİ HAYAT                                                                     298 SAYFA
 
Müslüman Türk dünyasının önemli bölümünü teskil eden Türkistan, VIII. asırda İslamiyet’le tanısmıs, X. asırdan itibaren İslamiyet’i bir din olarak benimsemis ve o andan itibaren İslamiyet, Türk kültürünün, sosyal ve siyasi düzeninin ayrılmaz bir parçası olarak günümüze dek varlıgını sürdürmüstür.
Biz bu çalısmamızda, Türkistan bölgesinin İslamiyet’le tanısması ve XIX. asra kadar gelen süreçte tarikatların faaliyetlerini arastırarak özellikle Sovyet dönemi Türkistan’ında bu tarikatların siyasi-sosyal yapıya etkilerini tespit etmeye çalıstık. Su ana kadar genel anlamda sufi tarikatların dini yapılanmaları ve ibadet sekilleri üzerinde incelemeler yapılmıstır. Türkistan’da İslami durum hakkında da pek çok çalısma vardır. Ancak bu çalısmalarda tarikatların siyasi ve sosyal faaliyetlerine detaylı bir sekilde yer verilmemis olması ve özellikle Rus isgallerinden sonraki döneme ait belgelerin daha çok Sovyet ve batı kaynaklarında bulunması tarikatların faaliyetlerini tespit etmemizde sıkıntılar yarattı. Çalısmamızı hazırlarken, genis bir kaynak taraması yaparak ve her konu baslıgının kendine ait temel arastırmalarından yararlanarak tezimizin amaçları dogrultusunda Türkistan cografyasında dini hayat ve tarikatların faaliyetlerini tespit etmeye çalıstık.
SELMA KÖSEOĞLU
 
 
41. TÜRKİYE’DE BİLGİSAYAR DESTEKLİ EĞİTİM                                                                440 SAYFA
DENİZ TAŞÇI
 
42. TÜRKİYE’DE TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIKLARI VE MALİ TEŞVİKLER                       548 SAYFA
 
Batı’da Korumacılık düsüncesi müzecilikle birlikte Rönesans sonrası dönemde gelisir. 19. yüzyılda halk müzelerinin kurulusu ile birlikte eski eserlere artan ilgi, pozitivist tarih tezinin bir sonucu olarak ortaya çıkan Helenizm ve Kitab-ı Mukaddes arastırmaları ile Osmanlı topraklarına yönelir. Osmanlı topraklarında, Devletin siyasi ve ekonomik olarak en zayıf oldugu dönemde baslayan arkeolojik kazılar, zaman içinde eski eser yagmasına dönüsür. Batı’nın eski eserlerle ilgili Osmanlı topraklarına gösterdigi bu ilgi, hazırlanan ilk hukuki düzenlemelerin de esas nedenini olusturur.
Amaç eski eserlerin yurtdısına çıkısını engellemek olunca, bunun dogal bir sonucu olarak, Osmanlı döneminde hazırlanan 1869, 1874, 1884 ve 1906 tarihli Asar-ı Atika Nizamnamelerinin temel düzenleme konusunu, arkeolojik eserler olusturur. Bu Nizamnamelerde, “eski eserler”, “eski milletlerden” kalan eserler olarak tanımlanır ve bunların yurtdısına çıkısını engellemeye yönelik düzenlemeler yapılır. Tasınmazlar ancak Batılıların ilgisi ile sınırlı olarak düzenleme kapsamına alınır.
ZEYNEL KOÇ
 
43. TÜRKMEN TAKI KÜLTÜRÜ                                                                                              190 SAYFA
 
SEVİL BABUR BAYINDIR
 
44. YUNUS EMRE DİVANI’NDA SÖZ VARLIĞI                                                                    932 SAYFA
 
Bir dilin zenginliği ve gucu, asırlar icinde gelistirip olgunlastırdığı ifade tarzlarındandır. Kelimeler yuzlerce yıl milletin ruhunda, beyninde, vicdanında yoğrula yoğrula bugune ulasırlar. Biz onları cumlelerde, mısralarda, hikmet ve menkıbelerde okuya, dinleye, dusune milli dil zevkine ereriz (Erguzel, 2007:29).
Kendi kanunları icinde yasayıp giden tabii ve canlı bir varlık olan dil, insanın uzerinde, ferdin ustunde daima mustakil bir huviyete, ayrı bir benliğe sahiptir. Dil bazı insanların ve zumrelerin değil, butun bir milletin ortak malıdır. Hem de tarihin derinliklerindeki butun nesilleriyle, bu gunu ve yarını ile butun milletin musterek ve mukaddes varlığıdır.
O yalnız yasayan neslin değil, ecdadın da, torunlarında uzerinde hakkı olan derinliğine ve genisliğine butun bir millet malıdır, millet emanetidir, millet mirasıdır, millet istikbalidir (Ergin, 1994:9).
Asırlarca Turk’un malı olmus, Turk sesiyle ve Turk sanatıyla islenmis; ev, aile, koy Turkcesine girmis; Turk’un heyecanıyla islenip vicdanına yerlesmis ve Turklesmis kelimeler, bizim zafer ve seref hatıralarımızdır (Banarlı, 1977:35).
Doğa ve toplum kanunlarının karsılıklı alakası ve birbirine etkisi dil icin de yabancı değildir. Bu acıdan herhangi bir dilin akıcı olması, bedii taraftan rengarenk kullanım araclarına sahiplenmesi icin yuzyıllar inis yokusunda yeni yeni imkanlardan biri de dusunce surecinin basitten birlesiğe doğru inkisafı ile alakalıdır. (Mehmedoğlu, 2001:1)
Dil bilgisi calısmalarının ses ve sekil incelemelerinin yanı sıra kelime serveti, cumle ve ifade kalıpları yonunde gelismesi beklenmektedir. Hem tarihi hem yakın donem eserlerinin bu bakımdan incelemeye ihtiyacı vardır. Bir taraftan her yuzyıla ait soz varlığı ortaya konulurken, diğer taraftan sair ve yazarların ozel sozlukleri ve uslup ozelliklerini yansıtıcı ifade kalıplarının değerlendirecek calısmalar yapılması dusunulmektedir (Erguzel, 2007.18).
CANAN DURMAZ
tebder@hotmail.com