TEBDER
ONLİNE KURS

Mart



TEBDER YAYINLARI MART 2012 KİTAP DAĞITIM LİSTESİ
 
1.BATI TÜRKİSTAN HANLIKLARI
(AVRUPALI GEZGİNLERE GÖRE)                                                                                            360 Sayfa
 
Çalışmada, 19. yüzyılda Batı Türkistan Hanlıklarının siyasi, sosyal ve kültürel tarihi, seyahatnameler başta olmak üzere vakayiname ve araştırma eserlerin ışığında incelenir. Ana kaynağımızı oluşturan başlıca seyahatnameler Alexander Burnes, Arminius Vámbéry ve Eugene Schuyler’a aittir. Beş bölüm olarak kararlaştırılan çalışmanın birinci bölümünde bölgenin coğrafi ve etnik yapısı üzerinde durulur. İkinci bölümde gezginlerin ve seyahatnamelerin nitelikleri incelenirken diğer bölümlerde, hanlıkların siyasi yapısı, Batı Türkistan’ın önemli şehirleri ve bölgenin kendine has sosyal ve kültürel unsurlarına değinilir.
 
Gülay KARADAĞ
 
 
2. AZERBAYCAN DERGİSİ                                                                                                          660 Sayfa
 
Azerbaycan Türklügünün tarihi, edebiyatı, sanatı, tiyatro hayatı hususlarında genis bilgiler vermeyi amaç edinmis Azerbaycan dergisi, Azerbaycan Kültür Dernegi’nin yayın organı olarak
1 Nisan 1952’de Ankara’da yayın hayatına baslamıstır. İste Sovyetlerin iç yüzünü ögrenmek isteyen her okuyucuya bir kılavuz vazifesi görecek mahiyette derginin incelenmesine karar verilmistir. Hemen hemen her sayıda siyaset, edebiyat ve sanat hayatına mensup Azerbaycanlı sahsiyetlerin biyografileri bulunmaktadır. Azerbaycan Cumhuriyetinin yakın tarihindeki olayları izah eden yazılar mevcuttur.
 
Selma BİÇER KOÇAKLI
 
 
3. BELGESEL SİNEMA                                                                                                                      288 Sayfa
 
Sinema sanatının bir türü olarak kabul edilen belgesel sinema, zaman içinde televizyonun bir
parçası haline gelmiştir. Televizyon yayıncılık anlayışında hakim olan politikalar da, belgesel
filmlerin amaç ve özelikleri üzerinde etkili olmuştur. Belgesel filmlerin televizyon için üretilir
hale gelmeleri sonucunda, ortaya belgesele dayalı melez program türleri çıkmıştır. Bu çalışmada, belgesel filmler ile televizyon için üretilen belgesele dayalı yeni melez program biçimlerinin amaçları, özellikleri ve farklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır.
 
Emir ÇAKAROZ
 
 
4. ÇUKUROVA TÜRKMEN AŞİRETLERİ                                                                                   226 Sayfa
 
Bugün insanlığın tartıştığı problemlere çözüm üretebilmek ve bu problemlerin neden ve nasıl olduğunu tespit edebilmemiz için tarih ilminden faydalanmak bir gerekliliktir. Yaşadığımız bugün ile yakın geçmişimiz ile birbiriyle ayrılmaz bir bütündür. Bu nedenle bugünün problemlerine zemin hazırlayan sebeplerin anlaşılmasında yakın tarihimizle ilgili bilgiler çok büyük önem arzetmektedir.
Yakın tarihin toplumlar üzerindeki bu öneminden dolayı, günümüz siyasi ve sosyal hayatımızdaki etkileri hala devam etmekte olan Tanzimat Dönemi’nin de önemli bir bölümünü oluşturan Fırka-i Islahiye Ordusu ve onun Çukurova bölgesini iskan etmesi olayını konu olarak belirledik.
 
Burcu BUZPINAR
 
 
 
5. BALKAN HARBİNDEN KURTULUŞ SAVAŞINA TÜRK DENİZ STRATEJİSİ                         608 Sayfa
 
Balkan Savaslarından Kurtulus Savasına Türk Deniz Stratejisini incelerken esas amacımız aslında Osmanlı Devletini bu savaslarda bir gerçek bir stratejisinin (özellikle Balkan Savaslarında) olmadığını anlatmak olacaktır. XIX. yy. ikinci yarısında Avrupa’da meydana gelen kamplasmalar 1. Dünya Savasına giden yolda dünyanın tansiyonunu oldukça yükseltmistir. Bu süreçte yasanan gelimseler Osmanlı Đmparatorluğunu Balkan Savaslarına ve 1. Dünya savasına sürüklemistir. Balkan Savaslarında Türk donanması, hazır olmadan savasa girmistir. Yöneticiler de böyle bir savası beklemedikleri için donanmanın önüne bir strateji koyamamıslardır. Donanmamız Balkan Savaslarında Karadeniz Harekatı, Çatalca Savunması, Ege Denizi Harekatı, Đmroz ve Mondros Deniz Savasları gibi olaylar gerçeklestirmis ve bunların hepsinde etkisiz kalmıstır. Sadece Hamidiye gemisinin yaptığı Akın Harekatı heyecan uyandıracak basarılar elde edebilmistir.
 
Bülent DONBALOĞLU
 
 
 
6. DİL BİLİM                                                                                                                                220 Sayfa
 
Başka dilcilik (dilbilimi) alanlarıyla karşılaştırmada çok yeni olan genel dilcilik kursu zorunlu ders gibi yüksek ekollerin ders planına 1963 yılında alınmıştır. Gösterilen dilcilik alanının yeniliğini bundan sonra da anlayabiliriz ki, belirli terimle sınırlanan kesin ismi de yok idi. Aynı araştırma alanına sahip olan bu ders genel dilcilik teorisi, dilcili problemleri gibi terimlerle adlandırılırdı. Bunlardan en yaygını ve daha çok resmi karakter taşıyanı genel dilcilik olmuştur.
Genel dilcilik bir ilim alanı gibi dil hakkında teorik problemleri kapsar. Genel dilcilik bu ilim alanının ünlü Sovyet uzmanlarından A.S. Çikobava’ya göre, dört önemli problemin açıklamasıyla uğraşır. Bu problemler aşağıdakilerdir…
 
 
7. EDNÂİ DİVANCESİ                                                                                                                 908 Sayfa
Bektasî bir sâir olan Ednâyî’nin hayatı hakkında ulasılan bilgi sınırlı kaynaklar sebebiyle kapsamlı değildir. Sâir hakkında yapılan arastırmalarda genis biyografik bilgiler olmadığı gibi, eserlerini tanıtan ve edebî kisiliğini yansıtan bilgilere rastlamak da mümkün değildir. Edebî kisiliği ile ilgili tüm bilgiler siirlerinden yola çıkılarak verilmistir.
Ednâyî’yi daha iyi tanımak ve içinde bulunduğu yüzyılın siyasi ve kültürel durumunu ortaya koymak amacıyla o dönemin genel siyasi ve kültürel durumu incelenmis; mensup olduğu Bektasîliğin inanç değerleri ve tarihî gelisimi hakkında bilgiler verilmistir.
 
Hasan Fahri Dural
 
8. EĞİTİMDE BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİNİN KULLANIMI                                                        326 Sayfa
Bu araştırmanın amacı ilköğretim düzeyindeki okullarda bilişim teknolojilerinin kullanım durumunun, eğitimde BİT kullanımıyla ilgili performans göstergelerine göre belirlenmesi; öğrencilerin bilgisayar öz-yeterlik algılarının ve BİT görüşlerinin incelenmesidir. Bu çalışmada veriler bilişim teknolojileri performans göstergelerine dayalı öğrenci anketi, bilgisayar öz-yeterlik algısı ölçeği ve BİT görüşleri ölçeği ile toplanmıştır.
Araştırmada küme örnekleme modeli uygulanmıştır. Araştırmanın verileri, Ankara ili Çankaya ilçesinde bulunan ilköğretim kurumlarından toplanmıştır. Araştırmaya katılan toplam okul sayısı 24 ve toplam öğrenci sayısı 1014’tür. Anket ve ölçekler öğrencilerin sınıflarına gidilerek, birebir uygulanmış ve gereken yerlerde açıklama yapılmıştır.
 
Serpil TUTİ
 
9. GAZİ’DE KADIN                                                                                                                      510 Sayfa
Türk Tarihi’nin derinliklerine inildiğinde, Orta Asya’da eski Türk Devletleri'nin hakimiyet sürdüğü dönemlerde, özellikle Göktürkler ve Hun Devleti’nde, devlet; Hakan ve karısı Hatun ile birlikte temsil edilmiştir. Tarihi kaynaklara göre, VIII. Yüzyıl Orhun Kitabeleri’nde Türk kadınından saygı ile bahsedilen ifadelere yer verilmiştir. Devlet yönetiminde, ‘Devleti idare eden han’ ve devleti bilen hatun’ geleneklerine göre; emirnamelerde sadece ‘Han emreder’ değil, ‘Han ve Hatun emreder’ şeklinde bir ibare geçerli Olmuştur.
 
 
10. GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE LAND ART SANAT AKIMI VE DİĞER DİSİPLİNLERLE İLİŞKİSİ           670 Sayfa
 
İnsanın doğayla ilişkisi kendi var oluşuyla başlar. Bu varoluşla geniş alanlara, sonsuza varacak değerler oluşturmak ve bunlarla bir iz bırakma istemi söz konusudur. Dünya üzerinde oturduğu döngüsel sistemde yaşam, ölüm ve sonsuzluk fikrini de berebarinde taşımaktadır.
Land Art sanat akımını araştırma konusu olarak seçmemdeki amaç, içeriğinde yer yüzünün sanat nesnesi olarak kullanılmasıdır. Bana göre Land Art saf biçimdir. Bu akımda yer alan sanat eserleri geçici bir nitelik taşımaktadırlar.
Geçiciliğin içerisinden geriye kalan fotograflardır. Yaşam da böyle değil midir? Doğar, yaşam sürer ve yok oluruz, her durum geçicidir, fakat belgeler ile yaşamımızın evreleri, bizler yok olsakta, kalıcı bir nesnellik sağlamaktadırlar.
 
Nalan Danabaş TUNCER
 
 
11. KADIN KİMLİĞİNİN İNŞASI                                                                                                 334 Sayfa
Bu çalışma Cumhuriyet’in kurulum aşamasında, görünürlük kazanan farklı modernleşme projelerinde kadına atfedilen anlamı çözmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, farklı ideolojik konumların temsilcileri olmaları açısından, Kemalist kadro içerisinde siyasal ve entelektüel anlamda önemli bir yere sahip olan Falih Rıfkı Atay, düşünce tarihinde Kemalizm’in sosyolojik yorumu ile ön plana çıkan Zekeriya Sertel ve Kemalizme yönelik ilk felsefi ve siyasi eleştirinin kaynağı olarak kabul edilebilecek olan cumhuriyetçi muhafazakar hareketin aydınlarında biri olan Mustafa Şekip Tunç düşüncesinde kadın imgesinin kuruluşu çalışmanın ana temasını oluşturmaktadır.
 
Esra ŞİMŞİR
 
 
12. KAMERA – GERÇEK İLİŞKİSİ VE BELGESEL SİNEMADA GERÇEK                                   232 Sayfa
Belgesel sinema, sinematografik uretimin bir alanı olarak sadece sanatsal değil, aynı zamanda bilimsel niteliğe de sahiptir. Bunun nedeni sadece belgesel sinemanın nesnesine yaklasırken uyguladığı calısma yonteminde karsımıza cıkmaz, aynı zamanda izleyicinin belgesele yuklediği anlamda yatmaktadır. Buna gore, belgesel sinema, etrafımızdaki dunyayı acık hale getirmenin, onu ‘kavranabilir’ yapmanın, yani genel olarak ‘varolusu bilme’nin gunumuzde en onemli gorsel aracıdır. Bu anlam yuklemesi, izleyiciyi kacınılmaz olarak belgesel sinemanın her soylediğinin doğru ve gercek olduğu dusuncesine goturur.
 
Uğur KUTAY
 
12. KIRŞEHİR YÖRESİ ABDALLARININ DİNİ İNANÇLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA        328 Sayfa
Arastırmamızda verilerin tesbiti asamasında katılma, gözlem, anket ve mülakat yöntemleri uygulanmıstır. Bir alan arastırması olan arastırmamızın konusunu Kırsehir il sınırları içinde yasayan Abdalların dinî inanç ve uygulamalarının Dinler Tarihi açısından incelenmesi olusturmaktadır.
Her ne kadar yasayan inançların incelenmesi konu edinilmisse de etnolojik yapının, inanç
boyutunun tarih sürecindeki dayanakları da mümkün oldugunca gün ısıgına çıkarılmaya
çalısılmıstır. Arastırmamızın amacı, Kırsehir yöresinde yasayan Abdalların dinî inanç ve uygulamalarını tespit etmek; inanç ve uygulamaların karsılastırmalı bir metotla inceleyerek dinî fenomenleri derinlemesine anlamaya çalısmak, yorumlamak, Dinler Tarihi Metodolojisi’ne göre tespit edilen dinî fenomenlerin üstlendikleri fonksiyonların, tarihî yöntem yardımıyla ortaya koymaktır.
 
Saim AYATA
 
13. PROCOPIUS “DE AEDIFICIIS”
LATİNCE SANAT TERİMLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA                                                      258 Sayfa
 
Latince sanat terimleri üzerine karşılaştırmalı bir inceleme olan bu çalışmada, VI. Yüzyılda yaşamış olan Bizans tarihçisi Procopius’un De Aedificüs (Yapılar) adlı eserinin birinci kitabında geçen terimlerin karşılığı olarak, modern çağda 1826 yılında Corpus Historiae Byzantinae serisinin üçüncü cildinde sunulan Latince karşılıklardan yola çıkarak, bu Latince terimlerin kök bilgisine ilişkin bilgi vermeye, terimlerin arkaik, klasik ve geç dönem Latincesindeki kullanım alanlarını belirtmeye çalıştım. Araştırmaları, klasik floloji incelemelerinde geçerli olan artzamanlı ve eşzamanlı yöntemlere uygun olarak sürdürmek amaçlanmışken ve böyle bir çalışma için Thesaurus Lingue Latinae gibi temel bir kaynak gerekiyorken…
 
Çiğdem MENZİLCİOĞLU
 
 
14. MODERN BİLİMLERİN TÜRKİSTAN’A GİRİŞİ (1800 – 1917)                                          588 Sayfa
Batı dünyasında gerçeklesen bilim ve teknoloji alanlarındaki gelismeler politika ve ekonomide de kendini göstermis ve Batı hegemonyasını ortaya çıkarmıstır. Bu durum, Osmanlı _mparatorlugu, Rusya, Japonya, Çin gibi birçok ülkenin modernlesmesini zorunlu kılmıstır. Modernlesme de ancak modern bilim ve teknolojinin aktarımı ve uygulanması ile mümkün olabileceginden bu aktarım, çesitli ülkelerde ülkenin cografî konumuna, politik ve ekonomik durumuna, kültürel degerlerine ve egitim sistemine göre farklı sekillerde gerçeklesmistir. Burada çalışmamızın ana konusu olan modern bilim ve teknolojinin Türkistan’a girisi incelenmeye çalısılmıstır.
 
Kishimjan ESHENKULOVA
 
15. REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK SERVİSİNDEN BEKLENTİLER                    528 Sayfa
 
21. y.y.’a girerken Sanayi Devrimi’nin getirdiği monotonluk, hayatın tek düzeliği, sosyo-politik faktörler gibi sebepler kişisel sorunları artırmış ve ruhsal yapısı bozuk bireyler, danışacakları, konuşacakları ve kendilerine yardım eli uzatacak birilerine ihtiyaç duymaktadırlar.
 
Kasım TATLIOĞLU
 
 
16. CUMHURİYET DÖNEMİ SANAT DERGİLERİNDE TÜRK DEVRİMİ                                  436 Sayfa
       (1931 – 1950)
 
Tek parti döneminde sanatın ele alındığı birinci bölümün, birinci kısmında devletin sanata bakış açısı, öncelikle Atatürk’ün sanat alanına ilişkin görüşleri ve düşünceleri ile açıklanmıştır. Atatürk’ün görüşleri ve düşünceleri doğrultusunda, sanat alanına ilişkin kararlar ve uygulamaları ise; 1)CHP Büyük Kurultayları ve kurultaylarda sanat alanına ilişkin kararlar ve uygulamaları; 2)Müzik devrimi ve uygulamaları; 3)Anıtlar ve heykeller ile ilgili uygulamalar; 4)Sergiler, sanatçıların yurt gezileri ve Halkevleri sanat çalışmaları ile ilgili uygulamalar olmak üzere dört maddede incelenmiştir
 
Ayşe Hale BEŞKURT
 
17. SANAT EĞİTİMİ                                                                                                                   392 Sayfa
Sanat egitimi kisinin birey olma yolunda adımlarını saglıklı ve dengeli atmasının en geçerli yoludur. Birey sanat egitimi yoluyla bilinçli bir sanat izleyicisi ve insan olma bilincine sahip olurken, bunu yaratıcı dogasının kesfedilip gelistirilmesi ile estetik duyarlılıgının olusumu ile gerçeklestirir. Bu süreç, kisinin egitim yasamı boyunca devam etmesi gereken,egitim - ögretim süreci bittikten sonra da yasama yaratıcı ve estetik bakısla bakmasını, yasamını bu bakısla sürdürebilmesini saglayan bir egitim seklidir. Sanat egitimi sanatçı yetistirmeyi hedef olarak seçmezken, bu egitimin hedefi sanatçı bakısını bireye kazandırarak, yasamı, çevresini, kendisini bilinçle sorgulayarak birey olabilmesinin yolunu göstermektir.
 
Aysel Simge KARATAS
 
18. SANAT EĞİTİMİNDE AFİŞ                                                                                                   336 Sayfa
Sanat eğitimi, insanın alışılmışın dışında, güzel ve özgün olanı, arama, bulma ve uygulama iç güdüsü geliştiren bir eğitim alanıdır. Bu niteliği nedeniyle eğitim sistemlerini, sanat eğitimi üzerine kuran toplumlar, diğer alanlarda da gelişmişliklerini sürdürmektedir. Bireylerde sağlam ve bilinçli bir sanat anlayışının yerleşmesini sağlamak için, bilimsel ve doğru yöntemlerle sanat etkinliklerini gerçekleştirmeleri sağlanmalıdır.
 
İsmail ÇETİN
 
19. SİNEMADA GÖRSEL ZAMAN MEKAN KURGUSU                                                           574 Sayfa
Sinemada “degismez” diye nitelenen temel bir ilke, herhangi bir yönetmenin kendine özgü sanat anlayısı dogrultusunda bambaska bir sekilde kullanılabiliyor, altüst edilebiliyor, hatta yadsınabiliyor, yeter ki yönetmenin bir nedeni olsun. Ülkeden ülkeye, kültürden kültüre, yönetmenden yönetmene veya kuramcıya göre büyük üslup degisiklikleri göstermesine karsın sinemanın bazı temel özelliklerinden söz edilebilir. Kuramının temelini çatısma üzerine tesis eden Sergey M. Eisenstein, “Kurgu 1938” isimli makalesinde …
 
İhsan GÜLÜŞ
 
20. ŞAHÎ’NİN FERHADNAMESİ (2 cilt)                                                                                  1682 Sayfa
Konusu ask olan mesneviler grubuna giren Hüsrev ü Sirin hikayesi, Türk ve Fars edebiyatında birçok sair tarafından kaleme alınmıstır. Bazı sairler hikâyenin merkezine, Hüsrev yerine Ferhâd’ı yerlestirmis, eserlerine Ferhâd ile Sirin ya da Ferhâdnâme adını vermislerdir. Anadolu’da Ferhâd ile Sirin’in maceraları halk hikayesi türünde sözlü geleneğin de tesiriyle bir çok varyantlarıyla anlatılmıstır. Türk dünyasında özellikle Ali Sîr Nevâî’nin, Ferhâd u Sirin adlı mesnevisinin tesiriyle tanınan hikaye, bu coğrafyalarda halk hikayesi olarak anlatılmasının yanı sıra, tiyatro ve baleye uyarlanmıs, sinema filmi yapılarak pek çok sanat alanında da değerlendirilmistir.
 
Nurgül ÖZCAN
 
21. TÜRK SİNEMASINDA DİN ADAMI                                                                                     408 Sayfa
Sinema günümüz toplumlarında en önemli görsel iletisim araçlarından biri olarak toplumsal hayatın her alanında önemli izler bırakmaktadır. Cumhuriyetle birlikte Türk toplumunun en önemli degisim ve dönüsüm araçlarından birini olusturan sinema, sosyo-kültürel hayatımızın hemen hemen her alanında karsılıgını bulan yapıtlar ortaya koymustur. Bu baglamda Cumhuriyet ideolojisinin ve batı tipi modernlesmenin Türk toplumu içerisinde yerlesmesi noktasında bir araç olarak kullanılırken, bu toplumsal degisme biçiminin karsısındaki en önemli direnç noktası olarak Aga-Muhtar ve Din Adamı üçlüsünün öne çıktıgı görülmektedir. Türk sinemasında din adamı karakterleri genelde olumsuz tipler olarak sunulmaktadır. Bu arastırmanın konusu da, Türk filmlerinde konu edilen din adamı sunumunun analizidir.
 
Handan KARAKAYA
 
22. ANDREY P. PLATONOV’UN ESERLERİNDE İNSAN                                                          286 Sayfa
XX. yy. Rus edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri Andrey Platonov’dur. Andrey Platonov Sovyet rejiminin baskısı altında doğruları yazan ender yazarlardan sayılmaktadır. O, yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen, gerçekleri söylemekten asla vazgeçmemiş ve bazı eserleri doğrudan Stalin’in tepkisine yol açmıştır. Platonov insan psikolojisine eğilmesiyle Tolstoy ve Dostoyevskiy geleneklerini devam ettirmiştir.Yazarın felsefi bakış açısı günümüzde bile birçok bilim adamının dikkat merkezinde yer almaktadır.Yazarın dil ve üslubu da çok özgündür.
 
Leyla HACIZADE
 
23. ALVIN WARD GOULDNER’İN ELEŞTİREL SOSYOLOJİSİ ÜZERİNE                                  306 Sayfa
 
İlk dönem çalısmalarını sanayi sosyolojisi alanında yapan Gouldner, 1960’lardan sonra sosyal teorilerin teorisine yönelerek Platon’dan Weber’e, Parsons’tan Marx’a kadar birçok sosyal teorisyenin elestirel yeniden okumasını gerçeklestirmistir. Bu anlamda Gouldner’ın elestirel sosyolojisini temelde sosyal teorilerin teorisi karakterize eder. Ancak Gouldner’ın sosyal teorilerin teorisine yönelmesi esas itibariyle ‘sosyolojinin sosyolojisi’ne baglılıgının bir parçasıdır. Gouldner tek bir ‘sosyolojinin sosyolojisi’ olduguna inanmadıgı için kendi görüsünü ‘refleksif sosyoloji’ olarak adlandırır. Sosyolojik girisimin olgunlasması için gerekli bir kosul olan refleksif sosyoloji Gouldner’ın elestirel sosyolojisinin en ayırt edici unsurudur.
 
Berivan BİNAY
 
24. SİVAS’TA ÂŞIKLIK GELENEĞİ VE ÂŞIK RUHSATÎ (2CİLT)                                       1308 Sayfa
Sivas, Orta Anadolu’da tarihi önemi haiz bir ildir. Daha ilk çağlardan itibaren bir çok kavim burada iskan tutmuş, kendisinden izler bırakmıştır. Bunun yanında Sivas, bazı devletlere başkentlik yapmış, birkaç yüzyıl da eyalet merkezi olmuştur.
Üçüncü bölümü tamamen Aşık Ruhsati’ye ayırdık. Sivas’ta Aşık Edebiyatı içinde zikredebileceğimiz güçlü aşıklar yetişmiştir. Pir Sultan, Kul Himmet Üstadım, Ruhsati, Serdari, Er Mustafa, Veli, Emsali, Mesleki, Veysel, Talibi, Ali İzzet, Seyit Yalçın, Seyit Türk, Musa Merdanoğlu, Sefil Selimi, Gülhani, İsmeti ve Kul Gazi gibi aşıklar bazılarıdır.
 
Doğan KAYA
 
25. BATTALNAME (İNCELEME – METİN – İNDEKS) 2CİLT                                                 1392 Sayfa
 
Battalname hakkında bugüne kadar yapılan ilmi incelemeler, eserin genellikle edebiyatı açısından değerlendirilmesi mahiyetindedir. Bu konuda henüz dil yönünden kapsamlı bir incelemenin yapılmamış olması ve eserin ön araştırması esnasında hemen fark edilen dil özelliklerinin orjinalliği, bu çalışmayı ortaya çıkaran ana sebeplerden birisidir.
Eser, 1793 tarihinde istinsah edilmiş olmasına rağmen, dil özellikleri bakımından 15. yy. Eski Anadolu Türkçesinin tesirlerini taşımaktadır ki bu, eserin 1436 yılında mensur halde yazılan Battalname’den kısaltılarak manzum şekle getirilmiş olmasıyla izah edilebilir.
 
Burhan PAÇACIOĞLU
 
 
26. SİVAS KAYNAKLI CÖNKLER ÜZERİNE TETKİK                                                                  594 Sayfa
 
Cönkler, yüzyıllar önce yaşamış olan Türk halk şairlerinin şiirlerinin bulunduğu edebi kaynaklardır. Bizlere geçmiş hakkında bilgiler sunduğu için kültürel açıdan önemi büyüktür.
Şairleri isimlerine, şiirlerini de ayaklarına göre alfabetik olarak sıraladık. Çalışmamız, şiirlerin, manilerin ve müfretlerin bulunduğu “Metinler” kısmıyla, ayrıntılı bilgilerin bulunduğu ilk kısımlar olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Şiirlerde yer alan, yöresel ağız özelliği gösteren kelimelerin anlamları “Sözlük” bölümündedir.
 
Sevgi ÖZTOSUN
 
 
27. F. SCOTT FITZGERALD’IN ÖYKÜLERİNDE KADIN                                                           224 Sayfa
 
Fitzgerald’ın, “Bernice Bobs Her Hair”, “May Day”, “Winter Dreams” ve “The Rich Boy” adlı öykülerinde kadın konusunun ele alındığı bu çalışmada, ismi yaşadığı “Caz Dönemi”yle özdeşleşmiş ve döneme adını vermiş bir yazar olan Fitzgerald’ın yaşadığı dönem ayrıntıları ile ele alınırken, öykülerindeki kadın karakterler vasıtasıyla dönemin kadınlarının davranışlarında, yaşam tarzlarında ve ahlak anlayışlarında meydana gelen değişimlerin izahı amaçlanmıştır.
 
Gülşen TORUSDAĞ
 
 
28. HAMZANAMELERİN HALK EDEBİYATINDAKİ YERİ                                                        420 Sayfa
 
Bu çalışmada, Türk Halk Edebiyatı’nı ilgilendiren ve üzerinde yeterince durulmamış olan “Hamzaname” konusu ele alınmıştır. Yaptığımız araştırmalar başta, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi olmak üzere değişik kütüphanelerde çok sayıda Hamzaname yazma nüshası bulunduğunu göstermiştir. Bunlardan tespit edebildiğimiz en son nüsha 69. Cilt olup Atatürk Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Seyfettin Özege Kitapları arasında bulunmaktadır. Son cilt olması ve orjinalliği nedeniyle 69. Cilt incelememize esas alınmıştır.
 
Lütfi SEZEN
 
 
29. HASAN CEMALİ BABA HAYATI, SANATI VE ESERLERİ ÜZERİNE                                   880 Sayfa
 
XIV. yüzyıldan itibaren Anadolu’da sekillenmeye baslayan Bektasilik hareketi, XVI. yüzyılda sistemleserek günümüze kadar etkisini sürdürmüstür. Bu etkinin bir sonucu olarak Bektasilik ögretilerini isleyen bir çok sair ve yazar ortaya çıkmıstır. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın ilk çeyreginde Tekirdag’da yasayan Hasan Cemâlî Baba da dönemin Bektasî sairlerinden biridir.
Çalısmamızda Hasan Cemâlî Baba’nın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmistir. Eserleri Arap alfabesinden Latin alfabesine aktarılmıs ve eserlerin din, tasavvuf, cemiyet yönünden incelemesi yapılmıstır.
Hasan Cemâlî Baba bir Bektasî “Baba”sıdır. Hem manzum hem de mensur eserler yazmıstır. Eserlerinde, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı’nın ve Bektasîligin belirgin özellikleri görülmektedir.
Dört bölümden olusan inceleme kısmının ilk bölümünde sairin hayatı, ikinci bölümde eserlerindeki sekli unsurlar, üçüncü bölümünde eserlerin din-tasavvuf-cemiyet yönünden tahlili ve dördüncü bölümde de transkripsiyon kısmı yer almaktadır.
 
Seyfullah YILDIRIM
 
 
30. HAYRETİ DİVANINDA ÂŞIK                                                                                            620 Sayfa
 
Hayreti divanının sıhhatli metninin ortaya çıkarılmış olup bazı unsurlarının şerh edilmiş olması sebebiyle, şerh edilen unsurlarıyla bütünlük sağlamak ve divanın tamamının tahlil edilmesine yardımcı olmak gibi bir düşünceden de hareketle, divandaki Aşık unsurunu tahlil etmeye çalıştık.
 
Mehmet TEMİZKAN
 
 
31. İSA (A.S.)’IN ÂKİBETİ MESELESİ                                                                                     534 Sayfa
       (İslam kaynaklarına göre)
 
İki bin yıldan beri doğuşu, yaşayışı ve sonu hakkında Doğuda ve Batıda binlerce kitap, risale ve makale yazılmış, hatta tarihi şahsiyet olup olmadığı bile tartışılmış, fakat kurcalandıkça içinden çıkılamaz hale gelmiş bir konu varsa, o da “İsa’nın hayatıdır” denildiğinde mübalağa yapılmış sayılmaz.
Bilindiği gibi Hıristiyanlık, İsa merkezli bir dindir. İslamiyet, Hz. İsa’yı peygamberler zincirinin bir halkası olarak kabul etmiştir. Yahudilik ise, Hz. Davud’un soyundan gelecek bir şahsı “Mesih” olarak beklemiş, sonunda Hz. İsa Yahudiler’in kendi içlerinden biri olarak çıkmasına rağmen, onun Mesihliği’ni kabul etmemiştir.
Asırlardır gerek Hıristiyan dünyasında, gerekse İslam dünyasında en çok tartışılan konulardan biri, “Hz. İsa’nın akibeti” meselesidir.
 
M. Sami BAYBAL
 
 
32. ISPARTA, SENİRKENT, ULUĞBEY BELDESİNDE ALEVİLİK                                             560 Sayfa
 
Bu çalışmada, Isparta ili Senirkent ilçesi Uluğbey Beldesinde bulunan Veli Baba Sultan Ocağı incelenmiştir. Veli Baba Sultan Ocağı, tanınan bir Bektaşî dergahıdır. Çalışmamızda Veli Baba Sultanı, zaviyesi, menkıbevî hayatı, etrafında teşekkül eden veli kültü ve Veli Baba Sultanı anma törenlerini izaha çalışılmıştır. Bu aşamadan sonra Veli Baba Ocağı cem törenlerinde hizmet gören hizmetçiler anlatılmıştır. Daha sonra, Veli Baba Sultan Ocağı’nda yapılan sekiz ayrı isimli cem töreni tasvir edilmiştir. Cem törenleri tasvir edilirken tekrara düşmemek için birbirinden farklı yönleriyle anlatılmıştır. Ayrıca, Veli Baba Sultan Ocağı’nda uygulanagelen “Cuma namazı” ve “Hıdırellez” ritüelleri tasvir edilmiştir. Bu şekilde, Uluğbey’deki Bektaşî kültürü ve inanç sistemi uygulamalarıyla birlikte bu çalışmada anlatılmıştır.
 
Mehmet ERSAL
 
 
 
33. JOACHİM WACH’A GÖRE BİLİMLERİN TASNİFİ                                                             280 Sayfa
 
Bu araştırmanın konusu, Joachim Wach’a özgün bilimler tasnifi ve bu tasnifte Din Sosyolojisi’nin yeri ve diğer bilimlerle ilişkisinden oluşmaktadır. Bir Dinler Tarihi uzmanı olan ve aynı zamanda Din Sosyolojisi’nin kurucularından sayılan Wach, Din Bilimleri (Religionswissenschaft)’nin metodolojisi meselesi ile yakından ilgilenmiş ve bağımsız bir Din Bilimleri’nin sınırlarını çizmeye ve metodolojisini ortaya koymaya çalışmıştır. Wach, Din Bilimleri’nin sistematik yönü üzerinde önemle durmuştur. Bu araştırma, Wach’ın kendisine özgün bilimler tasnifine giren bilimler ve özelikle de Din Bilimleri’nin ve bunun bir alt dalı olarak gördüğü Din Sosyolojisi’nin konusu, mahiyeti, görevleri ve yöntemleri ile ilgili görüşlerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırma boyunca dökümantasyon metodu kullanılmış ve imkanların el verdiği ölçüde Wach’ın kendi eserleri temel alınmıştır.
 
Vüsal ŞİRMAMMADOV
 
 
 
34. ŞİBAN HAN DİVANI (2 CİLT)                                                                                       1624 Sayfa
 
Şiban Han, “Klasik Devir” Çağatay Türkçesi şairlerindendir. Bu çalışma, Şiban Han’ın Divanı’nın transkripsiyonlu metnini, imla özelliklerini, bazı gramer özelliklerini ve gramatikal indeksini ihtiva etmektedir. Bu eser şiirlerindeki sanat gücünden ziyade, tarihi bilgiler ve kelime kadrosu ile büyük bir öneme haizdir. Şiban Han şiirlerinin arasına sıkıştırdığı mensur kısımlarda kendi başından geçen olayları samimi ve akıcı bir dille anlatmaktadır. Klasik tarzda tanzim edilen Divan’da toplam olarak (gazel, kaside, rübai, v.b.) 415 manzume vardır. Bunların büyük bir çoğunluğunu (304 tane) gazeller oluşturmaktadır.
 
Yakup KARASOY
 
 
35. TEHCİR ÖNCESİ AMERİKA’YA ERMENİ GÖÇÜ                                                                682 Sayfa
 
Bu çalışmanın amacı ermenilerin 1834–1915 yılları arasında ABD’ye niçin göç ettiklerini, burada nasıl bir hayat kurduklarını ve Diaspora’daki mevcut Ermeni lobisinin oluştuğu ortamı
tespit etmektir. İstismar edilen Ermeniler, ortaya çıkan huzursuz ve sıkıntılı ortamdan kurtulmak için Anadolu’ya nazaran nispeten daha iyi bir hayat sunan ülkelere ve özellikle ABD’ye göç etmeye başlamıştır.
 
 
Ahmet AKTER
 
 
36. TOKAT VE DİVRİĞİ TEMELLİ CÖNKLER ÜZERİNE   (2CİLT)                                          1200 Sayfa
 
1320 (1904) yılında Tokat’ın Abdülfettah Mahallesi’nde oturan Deli Mehmet Oğulları’ndan Mustafa Oğlu Hasan Emiri Ahmet tarafından tutulmuştur. Bu cönk daha sonra Divriği’nin Höbek Köyü’ndeki Yakup Aslan tarafından 11x16 cm. boyutlarındaki bir deftere aktarılmıştır. Cöngün tamamı 270 sayfa olup 146 şiirden ibarettir. 54 aşığın 120 şiiri mevcuttur. Söyleyeni belli olmayan 11 şiirden 15 sayfa mani yani anonimdir. Diğer yazılar ise söyleyeni yani aşığı belli olmamasına rağmen hangi tarihlerde ve bazen nerede yaşadığı belirtilmiştir. Yine Şah Hatayi’nin bir şiirinin tarihini: Ahır-ı tarihi 342 (1926) senesi Kanunisani” ibaresinden anlıyoruz.
Cönkte şiiri yer alan aşıklar şunlardır:
Abdal, Abdal Dede, Aşki, Aşık Hasan, Aşık Garip, Azizi, Budala, Can Hatayi, Dehmen, Deli Boran, Dertli Kerem, Dedemoğlu, Deruni Baba, Derviş Ahmet, Derviş Musa, Derviş Ali, Emrullah, Fuzuli, Hatayi, Hüseyin, Hüseyin Abdal, Kul Himmet, Kul Himmet Üstad, Karacaoğlan, Kaygusuz, Kul Yusuf, Mirati Baba, Nihani Baba, Noksani, Nutki, Pir Sultan Abdal, Sefil Ahmet, Sefil Ali, Sefil Mehmet, Seyyid, Sefil Hasan, Sefil Öksüz, Sefili, Sefil Türabi, Süruri, Sadıki, Sıtki, Sultan Muhammed, Şah Hatayi, Teslim Abdal, Veli, Virani, Nesimi, Sefil Kul Himmet, Sultan Şah Hatayi, Seyit Nesimi ve Öksüz Kul Himmet.
 
 
Nuran BAYGÜL
 
 
37. TURABİ DİVANI                                                                                                                704 Sayfa
 
Turabi bu yüzyılda (XIX. Y.Y) 19 yıl Hacıbektaş Pir evinde dedebabalık yapmıştır. Hem aruz vezniyle hem de sade halk Türkçe’siyle yazdığı şiirler Bektaşi çevrelerinde çokça sevilmiş dilden dile dolaşmıştır. Türabi’nin şiirlerinde işlediği konular başında sıkça kullanılan Hurufiliğe ait terminolojiler gelmektedir. Şiirlerinde başta Fuzuli olmak üzere Bağdatlı Ruhi, Necati Bey, Ahmet Paşa, Şeyh Galip ve Nedim’in etkilerini görmek mümkündür.
19 yıl dedebabalık yaptıktan sonra m. 1868’ de Hakk’a yürümüştür. Kabri Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki Pir Evi’ndedir.
 
Kufiyan-ı bi-vefalar evvela ikrar idüp
Çıktılar ahir hıyanet ya Hüseyn İbn Ali (G402/7)
 
Birol AZAR
 
 
38. TÜRABİ’NİN MANZUM BATTALNAME’Sİ (2 CİLT)                                                       1238 Sayfa
 
1. Metin harekeli oldugu ve dönemin dil özelliklerini yansıttıgı için harekelere sadık kalınmıstır.
2. Arapça ve Farsça tamlamalar ve özel isimler aslına uygun olarak yazılmıstır.
3. İkileme olarak kabul edilen ifadeler yazıldıgı ve harekelendigi sekilde çeviri yazıda gösterilmistir.
4. Metinde yırtık ve silik olan yerler sıra noktalar (…………..) ile gösterilmistir.
5. Müstansih hataları oldugu gibi bırakılmıstır.
6. Metinde yeri degismis fakat müstensih tarafından isaret ve yazılar ile düzeltilmis yerler, düzeltilerek yazılmıstır.
7. Yanlıs ciltlemeden dolayı yeri degisen sayfaların yerleri diger Battalnâme’lerle karsılastırılarak anlama ve olayların akısına göre yerlerine yerlestirilmis olup çok az sayıda bazı sayfaların eksik oldugu görülmüstür.
8. Eldeki nüshaya göre verilen sayfa numaraları ( 49a, 49b gibi) sayfaların konulara göre yerlestirilmesinde sıraları degismis olup, çalısmamızda bu numaralara dokunulmamıstır. Esas el yazmasındaki sıralamayı korumaktadır.
 
 
Abdulkadir ÇOLAK
 
 
39. TÜRK SİNEMASINDA BAĞIMSIZLIK ANLAYIŞI VE TEMSİLCİLERİ                                  532 Sayfa
 
19. yüzyılın sonunda hareketin kaydedilmesi ve gösterilmesi ile icat edilen sinemanın, mucitleri tarafından gelecegi olmayan bir icat olarak adlandırıldıgı bilinmektedir. Oysa ki yüzyılı askın bir tarihsel süreçte sinema, bir endüstriyel alan olarak giderek gelismis ve günümüzde kültür endüstrisinin en güçlü silahı haline gelmistir.
 
Ala SİVAS
 
 
40. TÜRKİYE’DE 1950 SONRASI GÖRSEL SANATLAR KOLEKSİYONCULUĞUNUN GELİŞİMİ
       306 Sayfa
 
Türkiye’de 1950 Sonrası Görsel Sanatlar Koleksiyonculuğunun Gelişmi adlı çalışmanın amacı resim sanatında özel koleksiyonculuk bağlamında Türkiye’deki gelişimini sanatsal, sosyo-kültürel, siyasi ve ekonomik gelişmeler çerçevesinde incelemektir.
Çalışmanın amacını ve oluşumunu anlatan giriş bölümünden sonraki ikinci bölümde resim sanatı ve koleksiyonculuğunun başladığı Batılı toplumlardaki tarihsel süreci sosyokültürel ve ekonomik arka planıyla incelenmiştir. Böylelikle Türkiye’nin ve Batılı toplumların resim ve koleksiyonculuğa yaklaşımlarının kıyaslanabilmesi amaçlanmıştır.
 
Seçil SERPİL
 
 
41. ULUSLARARASI İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ                                                           468 Sayfa
 
Günümüz degisen ve hızla küresellesen dünyasında insan kaynagı örgütler için basarının, rekabet gücünün ve gelisimin en önemli unsuru haline gelmis ve deger yaratma özelligi ile diger üretim faktörlerinden ayrılmıstır. Bu nedenle günümüzde insan kaynagı rekabet üstünlügünün en önemli unsuru olarak görülür ve örgütler için bir maliyet unsuru degil, sürekli gelistirilmesi gereken ve gelecege dönük yatırım olarak degerlendirilir. Degisen dünyayı, teknolojiyi yaratan ve bu teknolojiyi degisen dünya kosullarında gelistiren insan; bunun yanında örgütleri olusturup, amaçları belirler ve bu amaçlara hangi yöntem ve yollarla ulasılacagını da belirler.
 
Beril BAYKAL
 
 
42. VİRGİNİA WOOLF’UN ENTELEKTÜEL BİRİKİMİ
       (HÜMANİST VE FEMİNİST BİR YAZAR OLARAK)                                                            202 Sayfa
 
Virginia Wolf’un Viktorya Döneminin sonlarına doğru başlayıp İkinci Dünya Savaşı sırasında ihtiharıyla sona eren yaşamını vurgulamaya çalıştığım bu araştırmada, kendisi hakkında bilinen bazı gerçekleri de ortaya koymaya çalıştım. Asıl amaç, kendini kolay ele vermeyen Virginia Wollf’u daha yakından anlama ve tanıtma olmuştur.
 
M. Başak UYSAL
 
 
43. YAHUDİLİKTE DİN ADAMLARI MÜESSESESİ
      (Tanah Döneminde)                                                                                                            660 Sayfa
 
Felsefe ve Din evreni anlamaya/anlamlandırmaya yönelik çabalardır. Felsefe söz konusu anlamlandırmayı insanın yeteneklerinden hareketle yaptıgını söyledigi halde din bunu, ilahi bir kaynaktan aldıgı bilgiden hareketle yaptıgı inancındadır. Felsefe ve Dinin evreni anlamlandırmaya yönelik çabaları arasında, birincisinin bu dünya ile sınırlı olması ötekinin ise, bu dünyayı asarak öte dünyaya kadar uzanması gibi farklılıkların yanı sıra bir baska temel faklılık daha vardır. Felsefenin dogasının bir sonucu olarak felsefi sistem sahibi filozoflar genellikle, bu düsüncelerinin kendisinden sonra da devam etmesi çabasında olmamıslar; Buna karsılık bilinen din kurucuları ve peygamberler dinin dogasından da kaynaklanan ebedî çözüm bulma iddiasının bir sonucu olarak, dinlerini teblig etmeye basladıkları ilk andan itibaren kendileri vasıtasıyla ortaya çıkan bu inanç ve ameller bütünün kendisinden sonra da devamını saglamanın çaresini aramıslardır. Bunu Buda’nın Ananda’ya tavsiyesinde, Hz. Musa’nın mabet ibadetlerini Levililerin ellerine vermesinde, Hz. _sa’nın Petrus’u kilisesinin temeli olarak zikretmesinde ve Hz. Peygamberin Ashab-ı Suffa’ya yönelik ilgisinde görmek mümkündür.
 
Hamza ÜZÜM
tebder@hotmail.com